Gökyüzünün Kuşu, Denizin Adamı
İnsan, kendisini bulmak için ne kadar uzağa gitmek zorunda? Odysseus’un denizlerde, adalarda ve tanrılarla çevrili bir dünyada sürdürdüğü yolculuk, yalnızca eve dönme hikayesi değildir. Bu, insanın kaybettiklerine, kendisine ve kaderine doğru yaptığı uzun bir arayıştır. Bu soruyu Nolan’ın filminden çıkarıp Yaşar Kemal’in dünyasına taşıdığımızda ise karşımıza başka bir yolcu çıkar: Feqiyê Teyran. Yaşar Kemal’in Karıncanın Su İçtiği romanında anlattığı Feqiyê Teyran da bildiği dünyanın sınırlarını aşar. Fakat onun önünde deniz değil, gökyüzü vardır. Odysseus ufkun ardındaki İthaka’ya ulaşmaya çalışırken Feqiyê Teyran, gökyüzünde uçan kuşların peşine düşer. Biri eve dönmek, diğeri bilinmeyene ulaşmak ister. Ama ikisinin de hikayesinin derininde aynı insanlık hali vardır: Aramak.
Kuş ve Deniz: İki Farklı Sembol
Yola çıktıktan sonra asıl önemli olan varılacak yer değil, yol boyunca yaşananlardır. Odysseus’un denizde karşılaştığı fırtınalar, adalar, yaratıklar ve insanlar onun dönüşünü sürekli geciktirir. Her engel onu Ithaka’dan uzaklaştırıyor gibi görünse de aslında onun hikâyesini oluşturur. Feqiyê Teyran için de yol, yalnızca iki nokta arasındaki mesafe değildir; insanları, doğayı, kuşları ve bilinmeyeni tanıdığı bir öğrenme alanıdır. Kuşların sesini duyduğunda onların peşinden gider; kuşlar onun için adeta birer öğretmendir. Böylece iki hikâyede de yolculuk, varılacak yere ulaşmaktan daha önemli hale gelir. Çünkü insanı değiştiren şey vardığı yer değil, yolda karşılaştıklarıdır.
İnsan hayatını anlamlı kılan şey nedir?
Odysseus zaman zaman yolunu kaybeder, denizlerde sürüklenir ve eve dönüşü yıllarca gecikir. Feqiyê Teyran da aradığı şeyin peşinden giderken kesin ve güvenli bir yola sahip değildir. Çünkü kaybolmak, başka ihtimallerle karşılaşmanın başlangıcıdır. İnsan yalnızca bildiği yoldan giderse yeni bir şey öğrenemez. Bu nedenle iki hikâyede de yolun belirsizliği, kahramanın gelişmesini sağlayan temel unsurlardan biridir. Yolculuk, insanın kontrolünü kaybettiği ama aynı zamanda kendisini keşfetmeye başladığı andır.
Kendisini Arayan İnsan
Yolculuğun en önemli sonucu, yolcunun artık yola çıktığı kişi olmamasıdır. Odysseus Ithaka’ya döndüğünde yıllar önce savaşa giden adam değildir. Yaşadığı kayıplar, korkular ve mücadeleler onun üzerinde iz bırakmıştır. Aynı şekilde Feqiyê Teyran da çıktığı yolculuklardan sonra sıradan hayatın içine geri dönebilecek biri değildir. Kuşların dünyasına yaklaşması, doğayla kurduğu ilişki ve sürekli arayışı onu giderek efsanevi bir kişiliğe dönüştürür. Bu nedenle yolculuk, iki hikayede de dış dünyada gerçekleşen bir hareketten iç dünyada gerçekleşen bir değişime dönüşür. Yol uzadıkça insan kendisinden uzaklaşmaz; tam tersine kendisine yaklaşır.
Eve Dönmek mi, Hakikate Ulaşmak mı?
Odysseus için İthaka yalnızca bir ada değildir; ailesine, geçmişine ve kendi kimliğine kavuşmanın simgesidir. Feqiyê Teyran içinse aradığı kuş yalnızca bir hayvan değildir; hayatını anlamlandıran bir hakikatin simgesidir. Odysseus için ev, İthaka’dır. Karısı Penelope, oğlu Telemakhos ve kendi geçmişi oradadır. Fakat yıllarca süren yolculuk sonunda İthaka’ya dönen adam, yola çıktığı günkü Odysseus değildir. Evine dönmüştür ama yolculuk onu değiştirmiştir. Feqiyê Teyran’da ise bunun tersine yakın bir durum vardır. O, evinden uzaklaştıkça kendisine yaklaşır. Aradığı kuş dışarıdadır ama asıl yolculuk içeride gerçekleşmektedir. Biri eve dönmek, diğeri bilinmeyeni bulmak için yola çıkar; ancak ikisi de yolun sonunda aslında kendileriyle karşılaşırlar.
0 Yorum