Zehirli Dilin Kökleri
Türk medyası uzun yıllardır devletin güvenlikçi bakış açısının aynası oldu. Haberlerde “terörist”, “hain”, “temizlik operasyonu” gibi kelimeler sıradanlaştı; bu dil toplumun vicdanını köreltti. Kürt kimliği sistematik biçimde suçla, bölücülükle ilişkilendirildi. Medya, gerçeği anlatmak yerine, devletin ideolojik söylemini yeniden üretti. Oysa gazeteciliğin görevi düşman üretmek değil, hakikati anlatmaktır. Zehirli dil yalnızca haberleri değil, barış ihtimalini de öldürür. Her nefret cümlesi, toplumun ortak yaşam hafızasında yeni bir yara açar.
Barış Gazeteciliği Nedir?
Barış gazeteciliği, çatışmaları görünmez kılmadan, şiddeti beslemeden anlatma biçimidir.
Norveçli düşünür Johan Galtung’un tanımına göre, bu anlayış sadece savaşın sonuçlarını değil, nedenlerini, aktörlerini ve olası çözümleri de tartışır.
Türkiye’de ise bu yaklaşım çoğu kez “yumuşak” ya da “teröre destek” olarak yaftalanır. Oysa barış gazeteciliği, pasiflik değil; en zor anda hakikatin tarafında durmaktır. Haber dilini değiştirmek, gerçeği yeniden kurmaktır. Çünkü savaşın başladığı yer, çoğu zaman bir manşettir.
Türk Medyasında Barışın Yankısı
2024 sonbaharında başlayan yeni diyalog süreci, Türk medyasında yine milliyetçi reflekslerle karşılandı.
“Güvenlik”, “ulusal birlik”, “teslimiyet” ve “ihanet” kavramları manşetleri belirledi. Barış girişimleri tartışılmadı; müzakere süreci çoğu zaman tehdit olarak sunuldu. Medya, barışı konuşmak yerine kim “vatansever”, kim “tehdit” tartışmasına saplandı.
Bu yaklaşım, toplumsal diyalogun önünü kapattı. Oysa gazetecilik, kimin kazandığını değil, kimin acı çektiğini göstermeli. Barış, sansasyon değil, sorumluluk meselesidir.
Dünyadan Öğrenmek
Dünyadaki barış gazeteciliği deneyimleri Türkiye için önemli dersler barındırıyor.
Güney Afrika’da Mail & Guardian, Kolombiya’da El Espectador veya Kuzey İrlanda’daki Belfast Telegraph çatışma dönemlerinde tarafların insan hikâyelerine odaklanarak şiddetin dilini kırmayı başardı. Bu gazeteler, “düşman” yerine “komşu”, “terör” yerine “çatışma” sözcüklerini seçti.
Medya dili değiştiğinde toplumun algısı da değişti. Çünkü barış, sadece politik masalarda değil; kelimelerin arasındaki sessizlikte başlar.
Bugün Türkiye’de Mümkün mü?
Türkiye’de barış gazeteciliği hâlâ büyük bir cesaret işi. Sansür, otosansür, linç ve yargı tehdidi altında hakikati savunmak kolay değil. Ancak dijital Kürt medyası ve bağımsız mecralar bu korku duvarlarını aşmaya çalışıyor. Bugün barış, devlet koridorlarında değil; hakikatle uğraşan genç gazetecilerin cümlelerinde nefes alıyor. Her yeni haber, bir barış ihtimali taşır. Çünkü dil değişmeden toplum değişmez; barışın yolu kelimelerden geçer.
0 Yorum