Neden Hep Kırk?
İnsan hayatını yalnızca yıllarla saymıyor. Bekleyişlerine, korkularına, sevinçlerine de sayılar veriyor. Kırk bunların içinde sık sık karşımıza çıkıyor. Farklı kültürlerde olgunlaşmayı, tamamlanmayı, uzun bir süreyi anlatıyor. Bütün bu kullanımların tek bir başlangıcını göstermek güç. Ama yan yana koyunca insanın değişime bir zaman, bir sınır verme ihtiyacı görünüyor.
Doğarsın, Kırkın Çıkar
Dünyaya gelirsin ama bazı geleneklerde hemen herkesin arasına karışmazsın. Annenle birlikte kırk gün korunman beklenir. Sonra yıkanır, ziyaretlere götürülür, hediyelerle karşılanırsın. Yöreden yöreye değişen bu uygulamalarda kırkın çıkması, hayata katılmanın işareti olur. İnsan daha kendi günlerini sayamazken, başkaları onun adına saymaya başlamıştır.
Ölürsün, Kırkını Yaparlar
Bu kez günleri geride kalanlar sayar. Bazı yörelerde kırkıncı gün yeniden toplanılır, dualar okunur, yemek paylaşılır. Bir insanın yokluğu, onun adına kurulan sofrada hissedilir. Bana göre bu buluşmanın anlamı, acıyı birlikte taşımaktır. Kırk gün geçmiştir ama özlemin takvimi başka işler. Birinin kırkı çıkar; yokluğu hayatımızda kalır.
Kırk Gün Kırk Gece
Masallarda onca zorluktan sonra düğün kurulur. Kırk gün kırk gece sürer. Dinlerken kimse oturup gün hesabı yapmaz. Bu söz, sevincin büyüklüğünü taşır. Masalın uzun mücadelesi, uzun bir kutlamayla karşılığını bulur. Hayatta çabucak geçen mutluluğu, anlatının içinde biraz daha tutmak isteriz.belki de.
Kırk Katır, Kırk Satır
Masalın bir yerinde soru değişir: Kırk katır mı, kırk satır mı? Buradaki satır, kesici alettir. İki ağır ceza arasında seçim yapman beklenir. Bugün de çıkış bırakmayan seçenekleri bu sözle anlatırız. Benim bu ifadede takıldığım yer şudur: İnsan cevap verebiliyor diye kendi hayatı hakkında söz sahibi olmuş sayılır mı?
Beklemenin Ve Arınmanın Kırkı
Hz. Muhammed ilk vahyi Hira Mağarası’nda kırk yaşında alır. Musa’nın kırk gecesi, tasavvufun kırk günlük inzivası da aynı sayıyı başka biçimlerde karşımıza çıkarır. Bunları yan yana düşününce kırkın yalnızca geçen zamanı değil, bir başlangıcı da anlatabildiğini görüyorum. İnsan bazen bir yaşa gelir; önünde hayatının yönünü değiştirecek yeni bir yol açılır.
Kırklar Ve Kırk Makam
Alevi inancında Kırklar Meclisi anlatılır; insanın manevi yolculuğu dört kapı kırk makam üzerinden açıklanır. Kırk burada da karşımızdadır. Bunu düşündüğümde yaş almakla olgunlaşmak arasındaki mesafe aklıma geliyor. Yıllar kendiliğinden geçiyor. İnsan olmak içinse öğrenmek, yaptıklarını sorgulamak ve kendine dönüp bakmak gerekiyor.
Kırk Yaşına Gelince
Kırk yaş, bazı dini ve kültürel anlatılarda olgunlukla ilişkilendirilir. Peki insan kırkına gelince kendini tamamlanmış hisseder mi? Ben bu yaşın insana daha çok soru getirebildiğini düşünüyorum. Ne yaptım, nelerden vazgeçtim, hangi hayatı erteledim? Geçen yılların hesabını tutarken, önümüzdeki yıllara nasıl yaşayacağımızı da sormaya başlıyoruz.
Bir Kahvenin Kırk Yılı
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır, deriz. Küçük bir ikramın insanda bıraktığı izi uzun yıllarla anlatırız. Kırk yılda bir karşılaşır, kılı kırk yararız. Sayı, konuşmalarımızın içine yerleşmiştir. Bana kalırsa kahve sözünün güzelliği de burada: İnsan bazen koca yılları, kendisine uzatılan küçücük bir fincanla hatırlar.
İnsanın İçinden Geçen
Bugün doğum günüm; İnsan hayatında ki bu önemli sayı olan 40 ile bende tanıştım. Bu yazıyı kendi kırkıma dair bir şeyler söylemek için de yazmak istedim. Yaşadıklarımı, yarım bıraktıklarımı, hala yapmak istediklerimi düşünüyorum. Doğduğumda kırkımı başkaları saymıştı. Bu kez dönüp kendi hayatıma ben bakıyorum. Kaç yıl geçtiğini biliyorum. O yılların bende ne bıraktığını anlamaya çalışıyorum.
0 Yorum