0 Yorum | 5 dk okuma süresi

Şiddetin Toplumsal Kökleri

“Şiddetin Adresi Okul, Üretildiği Yer Sistem”


Şiddetin Toplumsal Kökleri

Gözler Aileye Ve Okula Çevriliyor


Bir okulda şiddet yaşandığında gözler hemen aileye ve okula çevriliyor. Çocuk nasıl yetiştirildi? Evde ne gördü? Öğretmenler neden fark etmedi? Sorular önemlidir. Fakat şiddeti yalnızca bu iki kuruma havale ettiğimizde daha büyük bir soruyu sormaktan vazgeçeriz: Şiddeti üreten toplumsal koşullar nelerdir? Çünkü okul toplumdan bağımsız bir ada değildir. Aile de öyle.


Çocuğun Çantasında Toplum Da Var


Çocuk okula yalnızca çantasındaki kitaplarıyla gelmez. Toplumun korkularını, yoksunluklarını, rekabetlerini, aşağılanmalarını, eşitsizliklerini, öfkesini, umutlarını ve umutsuzluklarını da getirir. İşsizliği, borcu, kira yükünü, geçim sıkıntısını ve geleceğe ilişkin kaygıyı yalnızca yetişkinlerin meselesi sanıyoruz. Oysa çocuklar bütün bunların içinde büyüyor. Anne babasının sürekli hesap yaptığını görüyor, isteklerinin neden karşılanamadığını düşünüyor.


Yoksulluk Yalnızca Parasızlık Değildir


Dershaneye gidemeyen, istediği kursa katılamayan, arkadaşlarıyla aynı imkânlara sahip olamayan çocuk, bunun yalnızca ekonomik bir fark olmadığını zamanla hisseder. Yoksulluk, çocuğun kendisini toplum içinde nasıl gördüğünü etkileyen bir deneyime dönüşebilir. TÜİK verilerine göre 2025 yılında çocukların yüzde 36,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındayken, Ağustos 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,51 olarak gerçekleşti.


Rakamların Evlerde Karşılığı Var


Bunlar yalnızca ekonomi sayfalarında duran rakamlar değildir. Her rakamın bir evde, bir sofrada, bir öğrencinin çantasında, bir annenin hesabında, bir babanın kaygısında karşılığı vardır. O hâlde çocuğun öfkesini konuşurken toplumsal koşullarını da konuşmalıyız. İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşılayamazken büyük paraların döndüğü ve finansal manipülasyon iddialarının gündeme geldiği bir düzende, yalnızca bireysel ahlak sorunundan söz etmek yetersizdir.


Finansal Krizin Gösterdiği Tablo


Türkiye’de yatırım fonları ve piyasa manipülasyonu soruşturması kapsamında yüzlerce kişi hakkında adli işlem yürütülüyor. 100’den fazla fonun tasfiyesi, yaklaşık 500 bin yatırımcıyı etkiledi. Fatma Betül Sayan Kaya da kendisi ve eşi hakkında ortaya atılan içeriden bilgiyle işlem yapıldığı iddialarının ardından görevinden ayrıldı. İddiaların hukuki sonucunu yargı belirleyecektir. Fakat bu tablo, eşitsizliğin topluma ne söylediğini sorgulamayı gerektiriyor.


Çocuk Yetişkinlerin Dünyasını Görüyor


Bir çocuğa “Çalış, başarılı ol, kendini kurtar” denirken güç ve servetin nasıl dağıldığına bakmayacak mıyız? Dürüstlük anlatılırken yolsuzluk iddialarını, ayrıcalığı ve kayırmacılığı konuşmayacak mıyız? Çocuk, güçlü olanın zayıfa istediğini yaptırabildiği, insanların birbirini ezerek yükselmeye teşvik edildiği bir dünyayı görüyor. Sonra bütün bunların içinden çıkıp çocuğa “Neden öfkelisin?” diye soruyoruz.


Özgürlük Başkasının Varlığını Tanımaktır


Çocuklara yalnızca şiddet uygulamamayı öğretmek yetmez. İnsanı araç olarak görmeyen, eşitliği ve özgürlüğü toplumsal değer olarak kabul eden bir dünya da kurmak gerekir. Özgürlük yalnızca istediğini yapabilmek değildir. Başkasının varlığını tanımak, kendi iradesini kullanırken başkasının iradesini yok saymamaktır. Kendisini özne kabul ederken karşısındaki insanı nesneye çevirmemektir.


Tahakkümün Değişen Biçimleri


Bir insanın varlığını, iradesini ve sınırlarını tanımayan kişi, onu kendi amacı için kullanılabilir bir nesneye dönüştürmeye başlar. “Ya benim istediğim gibi yaşayacaksın ya da seni ezerim.” Bu ilişki ailede, okulda, işyerinde, siyasette ve ekonomide görülebilir. Şiddetin biçimleri değişir; temel ilişki aynı kalabilir: Birinin kendi iradesini diğerinin varoluşunun üzerine koyması.


Çocuğun Dünyası İki Kurum Değil


Aile çocuğun ilk toplumsal alanıdır. Okul da önemli toplumsal alanlardan biridir. Fakat çocuk; mahallenin, medyanın, sosyal medyanın, ekonomik düzenin ve siyasal kültürün içinde büyür. Dünya Sağlık Örgütü de gençlik şiddetinin toplumsal koşullarla birlikte değerlendirilmesini belirtiyor. Yoksulluk, gelir eşitsizliği, düşük sosyal koruma, işsizlik, silahlara erişim ve şiddeti normalleştiren normlar risk faktörleri arasında sayılıyor.


Güvenlik Önlemleri Tek Başına Yetmez


Şiddeti önlemek için yalnızca güvenlik kameralarını artırmak, kapılara güvenlik görevlisi koymak veya cezaları ağırlaştırmak yetmez. Şiddetin ortaya çıkmasını kolaylaştıran toplumsal zemin değişmelidir. Ailenin ekonomik olarak nefes alabildiği, eğitimin yalnızca sınava hazırlamadığı, okulun korku ve itaat yerine özgüven ve dayanışma üzerinden işlediği, çocukların değersiz hissetmediği, gençlerin geleceksizliğe terk edilmediği bir düzen gerekir.


Şiddetin Karşısına Adalet Koymak


Eşitsizliğin kader gibi sunulmadığı, hukukun herkes için aynı ölçüde işlediği, siyasetin ve ekonominin şeffaf olduğu bir düzen gerekir. İnsanın değeri parasına, makamına veya gücüne göre belirlenmemelidir. Şiddetin karşısına yalnızca polis koymak, nedenlerini değiştirmez. Eşitliği, özgürlüğü, sosyal güvenceyi, nitelikli kamusal eğitimi ve adaleti koymak gerekir. İnsanın insan üzerindeki tahakkümünü azaltmak gerekir.


Sorumluluğu Birbirine Karşı Koymadan


Şiddeti uygulayan kişi yaptığı eylemin sorumluluğunu taşır. Bir başkasına zarar veren bireysel eylemi aklamak mümkün değildir. Fakat bireysel sorumluluk ile toplumsal sorumluluğu birbirine karşı koymak da doğru değildir. Çocuğun silaha nasıl ulaştığını, öfkesinin hangi dünyada büyüdüğünü, ailesinin hangi ekonomik koşullarda yaşadığını ve okulun hangi eğitim politikalarının içinde bırakıldığını da sormalıyız.


Daha Yukarıya Bakmak Gerekir


Gücün, servetin ve fırsatların nasıl dağıldığına, hukukun nasıl işlediğine, siyasetin ve ekonominin ne kadar şeffaf olduğuna bakmalıyız. İnsanın insana hangi gözle baktığını sorgulamalıyız. Çünkü şiddeti yalnızca şiddet anında ararsak öncesindeki uzun hikâyeyi kaçırırız. Bugün okulda patlayan öfke bir çocuğun elinden çıkmış olabilir. Ama o öfkenin bütün hikâyesi çocuğun kendisinden ibaret değildir.


Nasıl Bir Toplum Kuruyoruz?


Şiddeti azaltmak istiyorsak yalnızca çocuğu, aileyi ve öğretmeni mercek altına almakla yetinemeyiz. Toplumun tamamına bakmalıyız. Nasıl bir toplum kuruyoruz ki çocuklarımız şiddeti bir çözüm biçimi olarak öğreniyor? Bu sorunun cevabı yalnızca ailede ve okulda bulunmayacaktır. Çünkü şiddetin adresi okul olabilir. Ama şiddetin toplumsal kökleri okulun çok daha dışına uzanır.

 

A.Ruken Yrt



Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın