Sefo Deresi’nde 33 Köylü
28 Temmuz 1943’te —kimi kaynaklara göre 30 Temmuz sabahı— Van’ın Özalp ilçesinde gözaltına alınan 33 Kürt köylü, İran sınırındaki Sefo Deresi’ne götürüldü. Aralarında yaşlılar, gençler ve izinli iki asker de vardı. Orgeneral Mustafa Muğlalı’nın emriyle yargı kararı olmadan kurşuna dizilen köylülerden 32’si yaşamını yitirdi.
Suçsuz Oldukları Halde
Köylüler, sınır kaçakçılığı ve hayvan hırsızlığı iddialarıyla suçlandı. Ancak haklarında işlem yapılan kişilerden bazıları daha önce mahkemede beraat etmişti. Celal Uzuntaş’ın aktardığına göre köylülere kaçmaları önerildi; onlar ise suçsuz olduklarını söyleyerek bunu kabul etmedi. Daha sonra “kaçmaya çalıştıkları sırada vuruldukları” yönünde gerçeğe aykırı bir tutanak düzenlendi.
Katliamın Tek Tanığı
Kurşuna dizilenler arasından bir köylü yaralı olarak kurtuldu. Cenazelerin arasında ölü taklidi yaptığı, hava karardıktan sonra İran sınırını geçerek akrabalarına sığındığı aktarılıyor. Kaynaklarda adı ve soyadı farklı biçimlerde kaydedilen bu kişinin tanıklığı, yıllarca gizlenen katliamın ortaya çıkmasını sağladı. Olay daha sonra Meclis gündemine taşındı ve Muğlalı yargılandı.
Celal Uzuntaş’ın Hafızası
Katliamdan üç ay sonra doğan Hacı Celal Uzuntaş; babasını, dedesini ve amcasını 33 Kurşun’da kaybetti. Ailesinden dinlediklerine göre köylüler, öldürülmeden önce ellerinin çözülmesini ve namaz kılmalarına izin verilmesini istedi. Uzuntaş, çocukluğunun yoksulluk ve baskı altında geçtiğini belirterek devletin özür dilemesini ve ailelerin katliam yerinde anma yapabilmesini istiyor.
Ahmed Arif’in Ağıdı
33 Kurşun, Ahmed Arif’in aynı adlı şiiriyle toplumsal hafızaya kazındı. Şair, “Vurulmuşum / Dağların kuytuluk bir boğazında” dizeleriyle Sefo Deresi’ndeki yargısız infazı bir halkın ortak ağıdına dönüştürdü. Katledilenlerin cenazeleri ailelerine teslim edilmedi; mezarlarının yeri hala bilinmiyor. Seksen üç yıl sonra geriye şiir, tanıklıklar ve karşılanmamış yüzleşme talebi kaldı.
0 Yorum