Alevilik özü itibarıyla itikadi bir felsefedir; iqrarlı bir yoldur. Sürekler farklılık gösterebilir ama iqrar vardır. Aslında Aleviliği açmak, açıklamak gerekirse tek bir kelam özüdür: O da bedeni can, ruhu iqrardır.
Ocak sisteminde her can, günlük işlerinin dışında yol içinde zaman ayırmak zorundadır. Özellikle ocaklarda yol esastır. Pirler, gündelik hayatları dışında taliple olan ilişkileri devam ettiriyor; bu, bir nevi sosyal yaşam içerisinde toplumsal örgütlenmedir. Pirler ocak içerisinde ahlaki duruş ve ilkeleri, gençleri yetiştirerek örgütler; geleceği planlar. Pir, talip, rehber ve mürşit ilişkileri düzeyli, saygılı ve iqrarlıdır. Ocak pirleri birbirine üstünlük sağlamak yerine mürşit ve pirlik makamları üzerine örgütlenip iqrar ile bağlantı sağlamışlardır. Bu döngü ile hizmetler görülmüş, ibadetler yapılmış, yol yürütülmüştür. "Erkek dişi sormamış", yola talip olup iqrarlarına sahip çıkmışlardır.
Sonrasında ilk Alevi derneğinin kurulumu ile beraber iqrar biraz iktidara evrilmiştir. Cemevlerinin kurulması ile beraber pir-talip ilişkileri, başkan ve dede ilişkisinin gölgesinde kalmıştır. Cem ü cemiyetleri ile sosyal adaletin önde tutulduğu alanlar, artık sistematik bir şekilde yok olmaya başladı. Genelde talip toplumunun ibadeti kendi ocak pirleri ile olurdu; bu da dışa kapalı, içe açık toplumun ahlaki yapıyı ve adaleti sağlamasında bir rahatlıktı.
Metropollerde cemevleri ile beraber; cemevi iktidarına yakın dedeler vasıtasıyla yapılan ya da kendi ocağı dışındaki pirlerin yürütmüş olduğu cemler, "dar-ı didar"dan uzaklaştırılmıştır. Cem u cemiyetler ve görgü cemleri, yerini birlik cemlerine bırakmıştır. Toplumsal hakikat, toplumsal rahatlığa dönüşmüştür; ibadetten, özden kopuş yaşanmıştır. Bu kopuş, iqrardan iktidara evrilmiştir. Dernek başkanlıkları ve cemevi başkanlıkları mühim bir vaziyet gibi görülmüş ve topluma da kabul ettirilmiştir. Cemevlerinde hizmet yürütme bir "görev" haline gelmiş, rayiçleri oluşmuş; özüne uygun değil, durumuna göre değişir olmuştur.
Ocakların pirleri kendi hanelerindeki çocuklarını ilmine, kelamına göre yetiştirirken; cemevlerinde dedeler kurulunun yazdığı erkannameler ışığında, yönetimlerin belirlediği dedeler icazet almıştır. Derneklerin ve vakıfların kurulup çoğalması, cemevlerinin yapılması en çok Alevilerin faydasına mı, yoksa bizi asimile etmek için uğraşan sistemin mi? Üye kayıtları alınırken mevcut yönetimin ileride kendini garantiye alma kaygısı açığa çıkıyor. Cemevi, dernek ve vakıf başkanları sürekli bürokrasi ile iç içe ve hakkı nahaktan (haksızdan) seçmeden gelene yer gösterir oldu. Hatta cemlerde divana kadar sokulanlar bile var.
Bürokrasi ile ilişkileri bozulmasın diye Ramazan orucunda cemevlerinde iftar programları yapıldı. Ya da yerel iktidarlar eliyle aşure programları, Muharrem ayında cemevlerinde iftarlar düzenlendi. Bazı vakıflar ve federasyonlar dede yetiştirdiler; sertifika verip "ocakzade" tayin ettiler. Yolu yürüten pirleri görmezden geldiler. Ocakların yerine cemevleri ve dernekler pir belirler hale geldi. Hal böyle olunca da pirin mürşidi kalmadı, rehberi olmadı. Hatta ocakzade olmayıp da pir olanlar oldu. Talip kendi ocağından ve pirinden koptu, rehberini göremez oldu; derneklerde söz sahibi dedelerin hepsi mürşit oldu.
Yazılan erkannameler elden ele dolandı; defteri alan başladı cenaze kaldırmaya. Erkan oldu cenaze namazı, pir oldu dede/hoca. Musahip cemleri çoğu yerde yapılmıyor; "sağdıçlık" başladı, kirvelik sadece sünnet düğününde oluyor. O da yetmedi; ateist dernek başkanları çıktı, dualar etti, yol tarif etti. İkrar verilen ve iqrar alınan cemler ocaklarda yapılırdı; dar görülür, didar çekilirdi. Ateşten gömlek, demir leblebi misali ...
Mekânın bir ruhu vardı; zamanın sahipleri, aşk meyini nuş eden aşıklar vardı.
Ama her şey zamanla, yavaş yavaş iktidarcı anlayışla yok edilmeye çalışılıyor. Dernekler sadece ve sadece bizim örgütlenebileceğimiz kurumlar olmalı, yol yürütücümüz değil. Cemevlerinin yapısı binanın görkemi değil, "insan-ı kamil" yetiştirme arzusu olmalı. Cemevlerinin ve derneklerin maddi zenginlikleri değil; manevi hizmetleri, yola hizmetleri olmalı.
Eğer iktidar olmazsa iqrar olur; iqrar olmazsa iktidar olur. İqrar olursa insan-ı kamil olur; hakikat ile Rıza Şehri hayal olmaz. İktidar olursa yol olmaz.
0 Yorum