gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 3 dk okuma süresi

Bedenin Politik Anatomisi

“Kumaşın Sınırları, İktidarın İğnesi”


Bedenin Politik Anatomisi

Kadının bedeni, tarih boyunca yalnızca biyolojik bir varlık değil; üzerinde iktidarın işlendiği bir yüzey oldu. Yasalar, normlar, din, ahlak… Hepsi bu bedenin etrafında örülen görünmez bir mimarinin parçalarıdır. Michel Foucault’nun ima ettiği gibi, iktidar yalnızca yasaklayan değil; aynı zamanda şekillendiren, normalleştiren ve içselleştirilen bir güçtür. Kadın giyimi bu gücün en gündelik, en sıradan ama en etkili araçlarından biridir.

 

Disiplin ve Kumaş 


Giyim, bedeni örten bir şey değil; bedeni düzenleyen bir mekanizmadır. Avrupa’da korselerle sıkıştırılan beden, Ortadoğu’da örtülerle sınırlandırılan hareket… İki farklı coğrafya, iki farklı estetik; ama aynı mantık: Beden kontrol altına alınmalıdır. Simone de Beauvoir’ın işaret ettiği gibi, kadın “doğulmaz”, kadın “yapılır.” Ve bu yapım sürecinin en görünür aşamalarından biri giyimdir.

 

Normun Üretimi: Yasaktan Daha Fazlası 


Yasak, iktidarın en kaba halidir. Ama asıl güç, yasağa ihtiyaç kalmadığında ortaya çıkar. Bir kadın pantolon giydiğinde yadırganıyorsa, yasa hala zihinlerde yaşıyordur. Bir kadın örtünmediğinde yargılanıyorsa, norm hala işlemektedir. Emma Goldman’ın özgürlük vurgusu tam da burada keskinleşir: Toplum, kadına yalnızca neyi yapamayacağını değil, neyi istemesi gerektiğini de öğretir.

 

Karşıtlıkların Birliği: Açmak da Kapatmak da


Avrupa’da kadının bedeni “fazla örtülü” olduğu için eleştirilirken, Orta Doğu’da “yeterince örtülü olmadığı” için baskılanır. Bu çelişki yüzeyde farklı görünse de, özde aynıdır: Karar, kadına ait değildir. Clara Zetkin’in perspektifinden bakıldığında ise bu durum yalnızca kültürel değil; aynı zamanda ekonomiktir. Kadının bedeni, emeği ve görünümü; üretim ilişkilerinin ve toplumsal düzenin bir parçası haline getirilir.

 

İçselleştirilmiş Gözetim


Modern iktidar, dışarıdan baskı kurmakla yetinmez; bireyin içine yerleşir. Kadın, artık yalnızca izlenen değil; kendini izleyen bir özneye dönüşür. Ayna, burada sadece bir yansıma aracı değildir. Aynı zamanda bir denetim yüzeyidir. Kadın ne giydiğine karar verdiğini düşündüğü anda bile, aslında kendisine öğretilmiş olanı tekrar ediyor olabilir.

 

Pantolon: Küçük Bir İsyanın Tarihi 


Pantolon, bu yüzden sadece bir kıyafet değildir. O, bedenin yeniden dağıtılmasıdır. Alanın geri alınmasıdır. Yasaklandığında tehdit, serbest bırakıldığında sembol olmasının nedeni budur. Bir kadın pantolon giydiğinde, sadece rahat etmez; tarihsel bir çizgiyi de ihlal eder. 1800’lerde Paris’te kadınların pantolon giymesi yasaklandı. Bu yasak pratikte olmasada teoride 2013 yılına  kadar geçerliğini korudu. Pantolon yasağının gevşetilmesi İkinci Dünya Savaşı'na denk gelmektedir. Bu süreç, savaş nedeniyle askere giden erkeklerin yerine doğan yeni işçi ihtiyacı doğrultusunda kadınların çalışmaya başlamasıyla gelişmiştir. Esasen bu çalışma kararı, kadının özgürlüğü gözetilerek değil, sistemin ihtiyaçları üzerine alınmıştır.

 

İktidarın İnce Dokunuşu 


İktidar artık bağırmaz. Fısıldar. Yasak koymaz; önerir. Cezalandırmaz; utandırır. Kadın giyimi üzerindeki tartışmalar sürdükçe, bu fısıltı da sürecektir. Ve belki de asıl mesele şudur: Kadın ne giyeceğine gerçekten kendi başına karar verdiğinde, bu sessizlik bozulacaktır.
 

Siya Jandar
"Ji Bo Dînozoran" adlı şiir kitabının yazarıdır.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın