0 Yorum | 8 dk okuma süresi

Gelenekten Rant Ağına:

Bakûr ve Başûr’da Neofeodal Aşiretçilik, Otoasimilasyon ve Ekolojik Talan


Gelenekten Rant Ağına:

Modern Devlet Aygıtlarıyla Entegrasyon ve Sosyo-Politik Dönüşüm


Türkiye’deki Doğu ve Güneydoğu Anadolu (Bakûr) ile Irak Kürdistanı Bölgesi’nde (Başûr) tarihsel olarak akrabalık, iç dayanışma ve yerel düzen sağlama işlevi gören geleneksel aşiret yapıları, 21. yüzyıla girerken radikal bir niteliksel dönüşüme uğramıştır. Jirki, Doski, Bucak, Bruki, Ertoşî, Goyan ve Pinyanişî gibi bölgenin sosyolojik hafızasında yer eden köklü aşiret yapıları etrafında şekillenen bu dinamikler, günümüzde tarihsel bağlamlarından koparak büyük oranda devlet aygıtları, patronaj ilişkileri ve bölgesel sermaye akışlarıyla entegre neofeodal rant ağlarına dönüşmüştür. Bu dönüşüm, toplumsal rızaya dayalı geleneksel liderlik modellerini ortadan kaldırarak, gücünü kamusal imtiyazlardan ve paramiliter yapılardan alan yeni bir seçkinler sınıfı yaratmıştır.


Sosyolojik açıdan "otoasimilasyon" olarak kavramsallaştırılan bu süreç, yerel elitlerin kendi toplumlarının sosyo-kültürel, politik ve ekonomik haklarını, kişisel dokunulmazlık ve finansal ayrıcalıklar karşılığında devretmesi esasına dayanmaktadır. Bakûr genelinde koruculuk sisteminin kurumsallaşması ve kamu kaynaklarının belirli ailelere tahsisi; Başûr’da ise sınır ticareti, gümrük tekerleri ve petrol gelirlerinin belirli hanedanlıklar (binemal veya mal) elinde toplanması, geleneksel bağları çözmüştür. Geleneksel ağa, bey veya aşiret büyüğü rolleri, yerini kamu bürokrasisi ve güvenlik mekanizmalarıyla eklemlenmiş, toplumsal muhalefeti ve özgürleşme reflekslerini baskılayan birer kalkan figürüne bırakmıştır.


Geleneksel aşiret yapılanmasından modern neofeodal rant ağına geçiş süreci, sosyo-politik mekanizmalar açısından belirgin aşamalar izlemiştir. Süreç, akrabalık ve yerel güvenlik odaklı geleneksel soy zinciri yapısından, kamu erkiyle kurulan patronaj ve koruculuk/paramiliter entegrasyonuna evrilmiştir. Bu entegrasyon, zamanla sermaye birikimi ve kamu ihaleleri üzerinden neofeodal bir oligarşinin doğmasını sağlamış; nihayetinde ise çevre kaynaklarının talanı ve dijital mecralarda sergilenen gösterişçi tüketim kültürüyle kurumsallaşmıştır.


Gösterişçi Tüketim, Dijital Teşhir ve Sosyo-Ekonomik Sömürü
Sosyal medya mecralarının yaygınlaşmasıyla birlikte, neofeodal elitlerin yaşam tarzı sistematik bir teşhir ve güç gösterisi aracına dönüşmüştür. Söz konusu aşiret yapılarının adını taşıyan sosyal medya hesaplarında ve seçkin bireylerin kişisel paylaşımlarında öne çıkan milyon dolarlık lüks araç konvoyları, şatafatlı düğün törenleri, ağır silahlı koruma orduları ve kamu yetkilileriyle verilen feodal gövde gösterileri, bölgenin sosyo-ekonomik gerçekliğiyle derin bir tezat oluşturmaktadır. Bu gösterişçi tüketim biçimi, derin ekonomik kriz, yüksek işsizlik ve yoksullukla mücadele eden milyonlarca insan üzerinde doğrudan psikolojik ve duygusal bir baskı kurmaktadır.


Neofeodal seçkinler, sergiledikleri abartılı lüks yaşam ile toplum nezdinde dokunulmazlık ve yapay bir karizma algısı yaratmayı hedeflemektedir. Gerçekte ise bu şatafat, toplumun ortak zenginliklerinin, kamu kaynaklarının ve bölgesel imtiyazların dar bir zümre tarafından el konulması üzerine inşa edilmiştir. Güce tapınmayı ve biati özendiren bu kültür, liyakat, üretim ve toplumsal dayanışma gibi dinamikleri eritecek bir yozlaşmayı beslemektedir.

 

BölgeGüç ve Sermaye Birikim MekanizmasıToplumsal Denetim ve Meşruiyet AracıSosyo-Ekonomik ve Ekolojik Etki
Bakûr (Güneydoğu Anadolu)Koruculuk tahsisatları, güvenlik ihaleleri, orman kesim ve maden imtiyazları.Silahlı korucu grupları, devlet erki algısı, geleneksel/dini söylem manipülasyonu.Yoksullaşma, göç, orman kayıpları, tarım ve hayvancılığın çöküşü.
Başûr (Irak Kürdistanı)Petrol imtiyazları, sınır gümrük gelirleri, ithalat ve inşaat tekerleri.Partileşmiş aşiret bürokrasisi, akrabalık ağları (binemal), güvenlik/istihbarat gücü.Şiddetli sınıfsal kutuplaşma, kamusal hizmet yetersizliği, genç nüfus göçü.



Bu yapısal tablo, zenginliğin kaynağının sınai veya tarımsal üretim değil, kamu gücüyle zırhlandırılmış rant aktarımı olduğunu göstermektedir. Toplum sefalete terk edilirken, elde edilen haksız kazançlar feodal güç gösterilerinin yakıtı yapılmaktadır.


Güvenlik Söylemi Kılıfında Ekolojik Talan ve Kaynak Gaspı


Neofeodal ranta dayalı iş birliğinin en ağır tahribatı ekolojik alanda yaşanmaktadır. Özellikle Şırnak, Hakkari, Uludere ve Beytüşşebap gibi sınır hatlarında, "güvenlik" ve "kalekol/kule yapımı" gerekçeleri öne sürülerek yürütülen orman kesimleri ve denetimsiz madencilik faaliyetleri, bölge coğrafyasını ekolojik bir yıkıma sürüklemektedir. Şırnak Barosu ve bağımsız çevre örgütlerinin yayımladığı raporlar, doğa tahribatının planlı ve sistematik bir boyuta ulaştığını belgelemektedir.


Orman Genel Müdürlüğü’nün resmi verilerine yansıyan istatistiklere göre, Şırnak il sınırları içerisindeki ormanlık alan oranı 2021 yılının yalnızca Şubat ve Eylül ayları arasındaki 7 aylık dönemde %44 seviyesinden %36’ya gerileyerek %8’lik net bir kayba uğramıştır. Cudi, Gabar, Besta ve Namaz Dağı bölgelerinde iki yılı aşan bir süreçte yaklaşık 500 bin ton ağaç kesilmiş; kesilen ağaçlar traktör ve kamyonlarla toplanarak piyasada ticari odun olarak satılmıştır. Bu kesim ihalelerinin yerel idari mekanizmalar üzerinden korucu başlarına ve işbirlikçi firmalara verildiği baro raporlarında tespit edilmiştir.


Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 169. maddesi ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 91. maddesi uyarınca ormanların tahrip edilmesi açıkça suç teşkil etmesine rağmen, baroların ve hukuk örgütlerinin yaptığı suç duyuruları ve yargı başvuruları sistematik olarak reddedilmektedir. Hukuki denetimden muaf tutulan bu uygulama, güvenlik ihtiyacının ötesine geçerek devasa bir rant kapısı haline gelmiştir.

 

 

Coğrafi SahaTalan Yöntemi ve Uygulama ŞekliVeriler ve Hukuki DurumToplumsal ve Çevresel Sonuçlar
Şırnak (Besta, Cudi, Gabar, Namaz)Güvenlik kılıfıyla sistematik orman kesimi ve odun ticareti.7 ayda %8 orman kaybı; 500 bin ton ağaç kesimi; Anayasa m.169 ihlali.Biyoçeşitlilik kaybı, çölleşme, köylülerin yayla ve arazilerine erişim engeli.
Hakkari (Kavaklı Köyü ve Çevresi)ÇED raporu olmaksızın ruhsat dışı maden kazıları.Şirketlerin ruhsat sınırlarını ihlal etmesi ve açılan iptal davaları.Su kaynaklarının zehirlenmesi, tarım ve hayvancılığın bitmesi, köylü içi çatışma.
Sınır Hatları ve Vadiler (Bakûr/Başûr)HES, baraj projeleri ve güvenlik göletleri inşaatları.Sivil toplum ve hukuk örgütlerinin sahaya girişinin engellenmesi.Bölgesel iklim değişikliği, yerli nüfusun insansızlaştırma politikalarıyla göçü.



Hakkari’nin Kavaklı köyü ve çevresinde yürütülen maden faaliyetleri, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporları göz ardı edilerek ruhsat sahalarının dışına taşmış; bölgenin doğal su kaynaklarını kirletmiş ve meraya dayalı hayvancılığı imkânsız hale getirmiştir. Benzer şekilde, Akarsu havzalarına kurulan HES ve güvenlik barajları, binlerce yıllık ekosistemi ve yerleşim alanlarını yok ederek geleceğe çoraklaşmış bir coğrafya bırakmaktadır.


Dinsel ve Toplumsal Sembollerin Manipülasyonu ve Korku İklimi


Neofeodal elitler, kurdukları sömürü çarkını meşrulaştırmak ve toplumsal tepkileri baskılamak için dini, geleneksel ve kültürel sembolleri araçsallaştırmaktadır. Mukaddes değerler ve feodal bağlılık söylemleri, gayriahlaki ve yasadışı rant faaliyetlerinin üzerini örten birer peçe olarak kullanılmaktadır. Devlet gücünü arkasına aldıkları algısını yaygınlaştıran bu odaklar, bürokrasi üzerindeki nüfuzlarını bölgesel bir baskı aracı haline getirmektedir.


Bölgede oluşturulan silahlı gruplar ve nüfuz sahibi korucu başları, toplumsal bir korku iklimi tesis ederek halkın Anayasal haklarını aramasını engellemektedir. Hak arama talepleri, ekolojik yıkıma karşı çıkan hukuki itirazlar veya toplumsal eleştiriler, bu elitler tarafından güvenlik söylemleriyle etiketlenmekte ve bastırılmaktadır. Böylece 21. yüzyıla ilerleyen bir toplum, çağdaş hukuk ilkeleri ve demokratik haklar yerine, 15. ve 16. yüzyılın feodal bağımlılık ilişkilerine ve keyfiliğine mahkûm edilmek istenmektedir.


Toplumsal Sorumluluk ve Geleceğin Yeniden İnşası


Bakûr ve Başûr coğrafyasında tecelli eden bu neofeodal sömürü ve ekolojik yıkım düzeni, yalnızca sosyo-ekonomik bir geri kalmışlık sorunu değil, aynı zamanda toplumsal varoluşa yönelik doğrudan bir tehdittir. İnsanlığın kadim medeniyet merkezlerinden biri olan bu topraklar, neofeodal elitlerin acımasız rant hırsı yüzünden geleceğe sürdürülebilir bir yaşam alanı değil, tahrip edilmiş bir ekosistem ve yozlaştırılmış bir sosyal yapı bırakma tehlikesiyle karşı karşıyadır.


Bu yıkım karşısında, bölgede yaşayan halkın ve özellikle genç nüfusun, sahte itibar ve lüks şatafat üzerine kurulu neofeodal figürlerin manipülasyonlarına karşı bilinçlenmesi tarihsel bir zorunluluktur. Güce tapınmayı reddederek hukuka, ekolojiye, anadile, kültürel mirasa ve toplumsal öz-değerlere sahip çıkmak; hem insani, vicdani hem de ahlaki bir sorumluluktur. Çağdaş dünyaya entegre, eşitlikçi ve demokratik bir toplumsal geleceğin inşası, neofeodal rant ağlarının toplumsal yaşam üzerindeki ipoteğinin kaldırılmasıyla mümkün olacaktır.

Serdar Yiğit
Özel sektör ve kamuda birçok projede yer almış, uzun yıllar MKM’de kültür ve sanat çalışmalarında bulunmuştur. Tarih, din ve teknoloji üzerine araştırmalar yapmaktadır.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın