Seçkinlerin Eğlencesi Protokol Kahkahası
İzmir Balçova’daki lüks hastane açılışında eski Başbakan Binali Yıldırım, İzmir Valisi, büyükşehir ve ilçe belediye başkanlarına odaları gezdiren Rahmi Koç, Kürt bir kadının bedeni ve mahremiyeti üzerinden ırkçı bir fıkra anlatır. Karşısındaki bu en üst düzey devlet ve yerel iktidar protokolünün fıkrayı kahkahalarla onaylaması, etnik ayrımcılığın ve haysiyet cellatlığının bizzat sermaye ve iktidar eliyle nasıl kitleselleştirildiğini gösteriyor.
Güç Performansı Ve Şerefli Yatırım
Sadece bir hafta önce aynı kurumu "insanlığın en şerefli yatırımı" ilan eden Koç'un, burayı bir Kürt kadınının hekim karşısındaki çaresizliğiyle dalga geçme sahnesine çevirmesi iki yüzlü bir "itibar" anlayışının örneğiydi. Kendi deyimiyle "Gücün varsa sesin çıkıyor" ilkesinin bizzat sahnelendiği bu olayda; konuşan ve gülenlerin güçlü, fıkranın öznesinin ise kendini savunamayacak bir Kürt kadın olması, olayın hem ırkçı hem de net bir tahakküm gösterisi olduğunu kanıtlıyor.
Renk Kodlu Hakaret
Bu elit tahakkümün sokaktaki izdüşümü, Anadolu’da siyah renkli köpeklere istisnasız "Arap" isminin verilmesiyle başlayan sıradanlaşmış ırkçılıktır. Bir halkın etnik kimliğini doğrudan bir renk tonuna indirgeyen ve bunu bir hayvanda sembolleştiren bu geleneksel pratik, kişilerin niyetinden bağımsız olarak, esmer veya siyah olanı toplumsal bilinçaltında "insan dışı" ya da "hizmetkar" konumuna sabitleyen derin bir körlüğü besliyor.
Atasözü Şiddetinde Kürtler
Yüzyıllardır dilden dile dolaşan "Kürt’ten olsa evliya, sakın koyma avluya" gibi kalıplar, dilde kurumsallaşmış nefretin genetik şifreleridir. Bireysel ahlakı tamamen yok sayarak bütün bir halkı toptan "güvenilmez" veya "tehlikeli" ilan eden bu atasözleri, ayrımcılığı toplumsal hafızanın en dirençli katmanlarına yerleştirerek kuşaktan kuşağa sistematik olarak aktarıyor.
Soylu KüfürlerErmeniler, Rumlar
Gündelik hayatta ve siyasi polemiklerde en pratik hakaret normu olarak dolaşıma sokulan "Ermeni dölü" ve "Rum tohumu" ifadeleri, bu toprakların kadim halklarını doğrudan "ihanet" ve "leke" ile eşleştiriyor. Kişinin hatasını ya da kötülüğünü onun soy bağı üzerinden tarif eden bu biyolojik ırkçılık, toplumun her kesimi tarafından sorgulanmadan tüketilen birer nefret aparatına dönüşüyor
Toplu Normalleştirilen Irkçılık
Sağcısından solcusuna, en dindarından en sekülerine kadar toplumun her katmanının bu zehirli dili "yaşlı adamın gafı", "halk ağzı" veya "mizah" diyerek geçiştirip normalleştirmesi, ırkçılığın bu coğrafyadaki tam kurumsallaşma halidir. Batı dünyasında ağır yaptırımları olan bu nefret söylemi, Türkiye'de bir utanç kaynağı değil, sıradanlaştırılmış bir toplumsal refleks olarak her gün yeniden üretiliyor.
0 Yorum