7 Ağustos 2026 tarihinde Suudi Arabistan’ın Mekke kentinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan "Mekke Ortak Savunma Anlaşması", Ortadoğu’nun jeopolitik dengelerini ve güvenlik mimarisini yeniden şekillendirmeyi hedefleyen stratejik bir hamledir. Uluslararası düşünce kuruluşlarının değerlendirmelerine göre bu pakt; ABD’nin bölgedeki doğrudan askeri varlığını kademeli olarak azaltması ve Washington-Tahran geriliminin yarattığı güvenlik boşluğunu bölgesel aktörlerin doldurma arayışından doğmuştur. Anlaşma, metin üzerinde taraf ülkelerden birine yapılan saldırıyı hepsine yapılmış sayan NATO benzeri kolektif bir güvenlik taahhüdü içerse de, sahadaki askeri gerçeklikler ve üye ülkelerin birbiriyle çelişen sınır ötesi hesapları paktın pratik sınırlarını çizmektedir.
Paktın imzalanmasından kısa süre sonra Yemen’deki Ensarullah (Husi) hareketinin Suudi Arabistan’ın enerji ve petrol altyapısını hedef alan ağır füze ve drone operasyonları, ittifakı ilk ciddi sınavıyla yüzleştirmiştir. Pakistan Savunma Bakanlığı’nın Suudi topraklarının ihlal edilmesi durumunda yükümlülüklerin devreye girebileceğini açıklamasına karşın, İslamabad’ın Yemen topraklarında aktif bir savaşa katılmayacağını belirtmesi ve Türkiye’nin İran ile doğrudan bir sıcak çatışmadan kaçınma tutumu, paktın askeri bir füzyondan ziyade sınırlı bir "diplomatik ve sanayi caydırıcılık kartı" olarak tasarlandığını göstermektedir.
Paktın Yapısal Dinamikleri ve Aktörlerin Stratejik Kısıtları
Uluslararası strateji merkezlerinin analizleri, Mekke Paktı’nın ortak bir komuta kademesi veya daimi konuşlandırılmış bir askeri güce sahip olmadığını, bu nedenle mutlak bir askeri bloktan ziyade jeo-ekonomik ve diplomatik bir ortaklık niteliği taşıdığını vurgulamaktadır.
| Ülke | Stratejik ve Askeri Katkı | Jeopolitik Motivasyon | Yapısal Kısıtlar ve Riskler |
| Türkiye | NATO standartlarında askeri güç, SİHA ve savunma teknolojisi ihracatı | Sünni blokta liderlik kurma, Kürtlerin bölgesel statü kazanımlarını çevreleme, alternatif ticaret hatları inşa etme | NATO taahhütleri, ekonomik kırılganlık ve Tahran ile doğrudan sıcak çatışma riski |
| Suudi Arabistan | Finansal sermaye, enerji piyasası gücü ve diplomatik hamilik | Güvenlik sağlayıcılarını çeşitlendirme, asimetrik tehditlere karşı koruma kalkanı oluşturma | Yerli muharip kara gücü yetersizliği, petrol tesislerinin asimetrik saldırılara açıklığı |
| Pakistan | Nükleer profil, deneyimli muharip askeri personel birikimi | Suudi finansmanıyla ekonomik rahatlama, bölgesel statü kazanımı | İran ile 900 km sınır, iç siyasetteki mezhepsel dengeler ve Hindistan cephesi tehdidi |
Kürt Jeopolitiği: Sıkışan Sınırlar, Siyasi Haklar ve Bölgesel Dengeler
Mekke Paktı’nın bölgesel yansımaları değerlendirildiğinde, en kritik başlık Fırat’ın doğusu, Suriye’nin geleceği ve Kürt halkının tarihsel ve siyasi kazanımlarının geleceğidir. Türk devletinin güvenlikçi ve milliyetçi söylemlerinin aksine, uluslararası bağımsız veriler incelendiğinde Ankara’nın bu ittifakla temel amacının; Suudi finansmanını ve Pakistan’ın diplomatik desteğini arkasına alarak Kürtlerin elde ettiği idari ve askeri özerkliği sınırlamak olduğu görülmektedir.
ABD’nin Ortadoğu’daki doğrudan askeri varlığını kademeli olarak azaltma ve bölgesel müttefiklerine daha fazla güvenlik sorumluluğu yükleme politikası, Suriye’deki Kürt yapılanması açısından uluslararası koruma şemsiyesinin zayıfladığı bir döneme işaret etmektedir. Bu tablo, Kürt siyasi hareketini Ankara ve Şam eksenli ikili bir diplomasi ve saha baskısıyla karşı karşıya getirmektedir.
● Şam Yönetiminin Konumlanışı ve Entegrasyon Baskısı: Şam hükümetinin Mekke Paktı’na katılma sinyalleri vermesi, merkezi otoritenin Kürtlerin kontrolündeki bölgeleri idari ve askeri açıdan Şam’a bağlama isteğini yansıtmaktadır. Suriye ordusundaki bir kısım Kürt savunma gücü varlığına rağmen, Şam’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile aynı blokta yer alma arayışı, Kürtlerin anayasal hak ve statü taleplerini daraltma riski taşımaktadır.
● Ankara’nın Diplomatik Kuşatması: Türkiye, paktın sunduğu bölgesel meşruiyeti kullanarak Fırat’ın doğusundaki özerk idari yapıları tasfiye etmeyi ve Şam ile ilişkileri geliştirerek Kürtlerin Suriye’nin geleceğindeki belirleyici rolünü zayıflatmayı hedeflemektedir.
● Kürt Siyasetinin Stratejik Esnekliği: Karşı karşıya olunan bu jeopolitik kıskaca rağmen Kürt siyasi aktörleri, uluslararası toplum nezdinde IŞİD ile mücadelede kazandığı meşruiyeti koruyarak hem Şam ile anayasal güvenceye dayalı bir diyalog yürütmekte hem de Batı ve Körfez aktörleriyle dengeli ilişkiler kurarak statüsünü savunmaktadır. Kürt halkının barış, istikrar ve kendi geleceğini belirleme hakkı, bölgesel güçlerin askeri hesaplaşmalarına karşı en temel direniş dayanağıdır.
Jeo-Ekonomik Rekabet ve Alternatif Ticaret Koridorları
Mekke Paktı, askeri bir boyuta sahip olmanın yanı sıra küresel ve bölgesel ticaret yollarını denetleme mücadelesinin de bir parçasıdır. Hindistan, BAE ve İsrail’i birleştiren IMEC projesinin dışında bırakılan Türkiye ve Pakistan, Suudi sermayesinin desteğiyle Basra’dan Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan "Kalkınma Yolu Projesi" ile Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nu (CPEC) entegre etmeyi hedeflemektedir.
Suriye’nin geleceği açısından bu jeo-ekonomik denklem, savaş sonrası imar sürecinin Suudi finansmanı ve Türk müteahhitlik/sanayi kapasitesiyle yürütülmesi anlamına gelmektedir. Ancak Kürt bölgelerinin sahip olduğu zengin alt ve üst yapı kaynaklarının bu ekonomik denkleme nasıl dahil edileceği sorusu belirsizliğini korumaktadır. Kürt halkının ekonomik haklarının ve kaynak kontrolünün tanınması, bölgedeki kalıcı barışın anahtarı durumundadır.
Uluslararası Güçlerin ve İsrail’in Stratejik Tepkileri
Uluslararası diplomaside Mekke Paktı, küresel ve bölgesel aktörlerin stratejilerini yeniden gözden geçirmesine yol açmıştır.
● ABD’nin Pragmatik Yaklaşımı: Washington, bölgesel müttefiklerinin kendi güvenlik yükünü üstlenmesini desteklemekle birlikte, paktın ABD merkezli güvenlik mimarisinden bağımsız bir yerel odak oluşturma potansiyelini yakından takip etmektedir.
● İsrail’in Karşı Hamleleri: İsrail yönetimi, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan ortaklığını kendi bölgesel askeri hareket serbestisine karşı gelişen bir "Sünni Ekseni" olarak okumaktadır. İsrail bu pakta karşı Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile ilişkilerini derinleştirmekte, Hindistan ile savunma sanayii entegrasyonunu artırmakta ve Somaliland ile kurduğu diplomatik temaslar üzerinden Kızıldeniz/Bâbülmendep hattındaki varlığını güçlendirerek paktın deniz ticaret yollarını denetlemeyi amaçlamaktadır.
● İran’ın Asimetrik Yanıtı: Tahran paktı resmi söylemde doğrudan hedef almasa da, Yemen’deki Ensarullah (Husi) güçleri vasıtasıyla Suudi enerji altyapısına yönelik saldırıları destekleyerek paktın sahadaki caydırıcılık kapasitesini yıpratma stratejisi izlemektedir.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Ortadoğu’da tek bir küresel güce bağımlı güvenlik döneminin sona erdiğini ve bölgesel aktörlerin kendi ittifaklarını kurduğu çok kutuplu bir döneme geçildiğini teyit etmektedir. Ancak halkların eşitliğini, anayasal haklarını ve demokratik taleplerini dışlayan hiçbir bölgesel paktın sahada kalıcı istikrar yaratması mümkün değildir.
Kürt halkı ve siyasi aktörleri açısından bu yeni dönem; askeri bağımlılıklardan ziyade diplomasiyi, toplumsal dayanışmayı ve bölgesel barış kanallarını aktif biçimde kullanmayı gerekli kılmaktadır. Suriye ve Ortadoğu’nun geleceğinde Kürtlerin demokratik varlığını ve statüsünü hiçe sayan her türlü bölgesel denklem, bölgeyi yeni krizlere açık tutmaya devam edecektir.
0 Yorum