gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 3 dk okuma süresi

“Mutluymuş Gibi”

Mahkemede, Lucy’ye cinsel saldırıda bulunan fail için “köpeğin sapığı ısırmadığı, havlamadığı ve ertesi gün hayatına “mutluymuş gibi” devam ettiği” savunması yapıldı. Bu karar, Türkiye’de hayvan haklarına dönük politikaların ve uygulamaların nasıl bir cezasızlık zemini yarattığını bir kez daha gözler önüne serdi


“Mutluymuş Gibi”

Pendik’te cinsel saldırıya uğrayan Lucy köpek için yürütülen yargı süreci, sokak hayvanları yasasının nasıl bir cezasızlık düzeni yarattığını daha görünür kıldı. Olay sonrası gözaltına alınan fail, soruşturma aşamasının ardından çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldı. Failin çıktığı mahkemede sapığı ısırmadığı, havlamadığı ve ertesi gün hayatına “mutlu” bir şekilde devam ettiği savunması yapıldı. Görüntülerin, tanık ifadelerinin ve veteriner raporlarının dosyada yer almasına rağmen alınan bu karar, hem cezasızlığın hem de hayvanların hukuki statüsünün ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koydu. Türkiye’de benzer davalarda sıkça görüldüğü gibi suçun ağırlığı ile verilen karar arasındaki uçurum, uygulamanın caydırıcılığını fiilen ortadan kaldırıyor. Pendik dosyası da aynı örüntünün bir halkası olarak kayıtlara geçti.
Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklikler, yaşam hakkı savunucularının aylardır dile getirdiği kaygıları doğruladı. Yasa çıktıktan sonra sokaklarda ve barınaklarda ortaya çıkan vahşet, “koruma” iddiasının hızla bir yok etme sürecine dönüştüğünü gösterdi. Belediyeler ve valilikler, özellikle de kendini muhalif olarak konumlandıranlar dahil, sokakta yaşayan köpekleri toplu şekilde toplamaya başladı. Ardından kediler için de toplama talimatları çıktı. Besleme yasakları getirildi.
Sokak hayvanları için mücadele veren aktivistler, bir yandan barınaklarda tıklım tıklım sıkıştırılmış hayvanların yaşam mücadelesine tanık olurken, diğer yandan hukukun yetersizliği ve cezasızlıkla karşı karşıya kaldı. Mahkeme salonlarında, besleme alanlarında, barınaklarda yaşananlar yalnızca yorucu değil; çoğu zaman kahredici anlara dönüşüyor.


Tarih Tekrar Ediyor
Bu topraklarda siyasi erkin sokak hayvanlarından “kurtulma” hevesi yeni değil. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte iktidar, kimi zaman “medeniyet”, kimi zaman “hastalık”, kimi zaman da ekonomik kriz bahanesiyle hayvanları hedef gösterdi. En bilinen örneklerden biri olan Hayırsız Ada, bugün yaşananların tarihsel bir tekrar olduğunu hatırlatıyor.
Bugün ise İktidarın eliyle yürütülen fiili süreci, bazı CHP’li belediyelerin sessizce onayladığı; toplama ve barınaklara kapatma uygulamalarının geniş bir alana yayıldığı görülüyor. Halk, tıpkı geçmişte olduğu gibi bu politikalardan rahatsız. Çünkü sokak hayvanlarıyla iç içe yaşam, bu toplumun nesilden nesle aktarılan bir geleneği.


“Temizlik Operasyonu” Algısı Güçleniyor
Son dönemde gönüllülerin gözlemlediği toplu gömüler ve kaybolan hayvanlar, birçok yerde “sessiz bir temizlik operasyonu” yürütüldüğü algısını güçlendirdi. Barınakların kapasitesi yok, denetim yok, şeffaflık yok. Buna rağmen toplama işlemleri hız kesmeden devam ediyor.


Toplum Baskıyı Kabul Etmiyor
Her şeye rağmen toplumun büyük bir kısmı hayvanların yanında. Yandaş medya ve trollerin hayvanları hedef gösteren haberleri karşılık bulmuyor. Tarikat ve cemaat çevrelerinin kedi-köpek düşmanlığı, kendi tabanlarında bile tepki topluyor. Halk dereyi, zeytini, ağacı nasıl koruyorsa sokak hayvanlarına da aynı şekilde sahip çıkıyor.
Yaşam hakkı savunucuları ise hem teoride hem pratikte daha deneyimli hale geldi. Hayvan haklarının “marjinal bir grubun tepkisi” değil, toplumsal bir gerçek olduğu geniş kitlelerce daha iyi kavranıyor. Dünyadaki kazanımlar, Türkiye’deki mücadeleyi de etkiliyor.


Kritik Başlıklar Aynı: Kısırlaştırma, Aşılama, Üretimin Durdurulması
Bilimsel veriler, sorunun çözümünün kısırlaştırma ve aşılama olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Ancak üretimi ve rantı durdurmayan bir yasayla hiçbir uygulamanın sürdürülebilir olmayacağı giderek daha fazla kişi tarafından görülüyor. Bu nedenle, katliam yasasına karşı koyuş her geçen gün daha meşru hale geliyor.
 

Sema Özpolat
BanDor editörü. Daha önce farklı medya alanlarında art direktörlük, içerik yazarlığı, monitoring ve kurgu üzerine çalıştı. Görsel anlatı ve dijital habercilikle ilgileniyor.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın