Yaklaşık 16 yıldır müzikal yolculuğunu sürdüren Avesta, Kızıltepe’nin tarihsel ve kültürel hafızasını müziğine taşıyor. Kaybolmaya yüz tutmuş Kürtçe eserleri köy köy dolaşarak derleyen grup, otantik müziğin özünü korurken kendi özgün çalışmalarını da üretmeye devam ediyor.
Ümit Qoserî ve Metin Çoban’dan oluşan Avesta ile grubun kuruluş hikayesini, anonim eserleri kayıt altına alma çalışmalarını, bugünkü Kürt müziğini, dijital platformların etkisini ve yapay zeka ile üretilen müziği konuştuk. Grup, hazırladığı yeni çalışmaları ve ilk Türkçe şarkısının müjdesini de BanDor aracılığıyla ilk kez paylaştı.
Öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Avesta bugün kimlerden oluşuyor ve grup üyeleri hangi görevleri üstleniyor?
Avesta şu an iki kişiden oluşuyor: Grubun solisti Ümit Qoserî ve grubun bağlamacısı Metin Çoban (Xalo Metin). Ancak konserlerde bize eşlik eden 5-6 kişilik bir müzisyen ekibimiz var. Uzun zamandır birlikte çalıştığımız perküsyonda Serkan Erdaş, klavyede ise Mesut Yücel yer alıyor.
Avesta yaklaşık 16 yıldır aynı müzikal yolculuğu sürdürüyor. Bu uzun birlikteliği korumanızı sağlayan nedir?
Tabii, her şeyin başında aramızdaki güven geliyor sanırım. Metin arkadaşla grubu kurmadan önce de arkadaşlığımız, dostluğumuz vardı. Bu uzun birliktelik sürecini şöyle tanımlayabiliriz: Yüreğimizde ve beynimizde ortak bir sanat anlayışı var ve biz o sanat anlayışını paylaşıyoruz.
Kızıltepe’de üretmek müziğinize nasıl bir ses, duygu ve anlatım kazandırıyor?
Kızıltepe bizim doğup büyüdüğümüz yer. Kızıltepe’nin şartları ve imkânları biraz kısıtlı; bu kısıtlılık içerisinde sanatı sürdürmek zor oluyor. Ama şöyle de bir durum var: “Cevher baskı altındayken mücevhere dönüşür.” Bizimkisi de bu misal herhâlde. Kızıltepe’nin jeopolitik ve coğrafi özelliği de bizi sanatsal açıdan etkiliyor. Yaptığımız sanatın içerisinde Kızıltepe’nin tarihsel motifleri var.
4.Mardin’in Kürtçe, Arapça, Süryanice ve Ermenice hafızası Avesta’nın müziğine ne ölçüde yansıyor?
Doğrusunu söylemek gerekirse Mardin’de bahsettiğiniz bu halklar kadim halklardır. Özellikle Ermeni ve Süryanilerin kendilerine özgü sanatsal tarzları var. Fakat maalesef Mardin’de bunun bize çok büyük bir etkisi yok; çünkü onlar kültürel bir soykırım yaşamış, asimilasyona uğramış halklar. Bu yüzden kültürlerini pek göz önünde göremiyoruz. Biz öncelikle kendi kültürümüz üzerinden yürümeye ve özellikle otantik Kürt müziği üzerine yoğunlaşmaya çalışıyoruz. İleriki dönemlerde saydığınız halkların müziğiyle ilgili çalışmalarımız olabilir; çünkü bu halklarla aynı coğrafyayı paylaşıyoruz. Ancak başta da belirttiğim gibi, ilk olarak kendi temellerimiz üzerinde bir sanat inşa etme gayretindeyiz.
Yeni bir eser hazırlarken söz, beste ve düzenleme süreci grup içerisinde nasıl ilerliyor?
Grup bünyesinde ürettiğimiz eserleri genellikle Avesta’nın solisti Ümit Qoserî yazıp besteliyor. Ağırlıklı olarak o hazırladıktan sonra gruba sunum yapılıyor, üzerinde çalışılıyor ve nihayetinde bir eser haline getiriliyor.
Arşivlerde bulunmayan, yalnızca yaşlıların hafızasında yaşayan eserleri araştırırken kimlere ve hangi kaynaklara başvuruyorsunuz?
Bahsettiğiniz bu konu Avesta’nın çıkış noktasıydı. Baktığınızda Kürt halkı asimilasyona uğramış bir halk ve kaybolmuş ya da kaybolmaya yüz tutmuş binlerce eseri vardı. Biz Avesta olarak bu misyonu üstlendik. Köyleri dolaşıp yaşlılarımızın, büyüklerimizin yanında bunları araştırıyor; ayrıca şarkıların tarihçesini ortaya çıkarmaya çalışıyorduk. Kimsenin kayda almadığı ve kaybolmak üzere olan eserleri kayıt altına aldık, hâlen de almaya devam ediyoruz. Nitekim Belek ve Narine şarkılarını biz bulup derledik; bunları ilk defa kayıt altına alan bizdik.
Anonim bir eseri yeniden düzenlerken özgün karakterini korumakla çağdaş bir yorum geliştirmek arasındaki sınırı nasıl belirliyorsunuz?
Yaptığımız çalışmalar arasında bizi en çok zorlayan konu budur. Kaybolmak üzere olan bir eseri ele aldığımızda, o eseri elimizden geldiğince hiç bozmamaya özen gösteriyoruz. Müzikal ve enstrümantal açıdan yeni şeyler ekliyor, kaliteli bir kayıt ortaya koymaya çalışıyoruz; fakat özüne kesinlikle dokunmuyoruz. Özünü bozmadan, ilk duyduğumuz tını neyse o tınıyla icra ediyoruz.
Son çalışmalarınız “Yarê Ax”, “Heye Heye” ve “Xwezî...”, Avesta’nın önceki dönemine göre nasıl bir müzikal değişimi temsil ediyor?
Avesta’nın ilk çıkış noktası otantik müzikti; yani yukarıda da bahsettiğimiz gibi, kaybolmaya yüz tutmuş şarkıları gün yüzüne çıkarmaktı. Bu bir sorumluluktu; ancak aynı zamanda kendi özgün üretimlerimizi de yapmamız gerekiyordu ve yapıyoruz. “Heye Heye” şarkısı bizim için bir arayıştı, bir halkın hafızasını yoklamak gibi bir şeydi. Muhakkak ki müziğimizde ileriki dönemlerde de yenilikler ve değişiklikler olacaktır; bu konuda kendimize asla sınır çizmiyoruz.
Şarkılarınızın dijital platformlarda milyonlarca kez dinlenmesi, repertuvarınızı veya üretim biçiminizi etkiliyor mu?
Muhakkak etkisi oluyor. Çok dinlenen şarkıları repertuvarın başına alıyoruz; konserlerde bu eserlerin ikinci kez istenmesi durumu sıkça yaşanıyor. Eserler hususunda şöyle bir benzetme yapabiliriz: Bazen anne babaya hangi çocuğunu daha çok sevdiğini sorarsınız da yanıt veremez ya, bizim için de eserlerimiz böyledir. Şarkılarımız çocuklarımız gibidir, ayırt edemeyiz.
Dijital platformların kısa ve hızlı tüketilen müziği öne çıkardığı bir dönemde, hikâyesi olan eserleri dinleyiciye ulaştırmak zorlaşıyor mu?
Maalesef bu konuda mütevazı olamayacağız. Kimi zaman toplumsal süreçlerde yanlış eğilimler baş gösterebilir. Zaten sanatçının rolü de tam olarak buradadır: O yanlışı doğrultmak. Kalabalıkların benimsediği her şeyin doğru olduğu anlamına gelmez. Eğer toplum bir hatanın içindeyse sanatçı o hatayı düzeltebilmelidir. Toplum bugün sırf tüketmeye odaklanmak gibi bir yanlışın içerisindedir ve biz bunu doğru bulmuyoruz. Düşünsenize, hikâyesini bilmediğiniz bir şarkıdan nasıl derin bir tat alabilirsiniz? İnsanlar sunduğumuz bu derinliği dinledikten sonra sanata karşı daha ilgili hâle geliyorlar.
Bugünkü Kürt müziğini üretim, nitelik ve özgünlük bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Kürt müziğini gelecekte nasıl bir yön bekliyor?
Müziğin farklı versiyonlarının ve yorumlarının olması güzel bir zenginliktir. Kürt halkı özelinde konuşmak gerekirse dengbejlik geleneği gibi muazzam bir mirasa sahiptir; Kürt halkı bu geleneğe sımsıkı sarılmalıdır. Bahsettiğimiz durum yalnızca dengbej şarkılarını dinlemek ya da söylemekten ibaret değildir. Kürt sanatçıları arasından yeni dengbejlerin yetişmesi, yeni eserlerin üretilmesi gerekir ve bunun için de akademik çalışmalar şarttır.
Yapay zekayla söz, beste, ses ve düzenleme üretiminin yaygınlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yapay zeka sizce müzisyenler için bir imkân mı, yoksa müziğin ruhuna yönelik bir tehdit mi?
Yapay zeka henüz çok yeni bir teknoloji ve insanlar onu tam anlamıyla tanımlayabilmiş değil; dolayısıyla ortada bir kafa karışıklığı var. Yapay zeka, kayıt ve teknik konularda sanatçılara, müzisyenlere yardımcı olabilir, katkı sağlayabilir. Fakat bir eseri baştan sona yapay zeka ile üretmek toplumda derin bir karşılık bulmayacaktır. Sanat ve ses bir duygu işidir; yapay zeka bunu karşılayamaz çünkü içerisinde insan duygusu barındırmaz. Rağbet yine gerçek sesten yana olacaktır; ses her zaman doğallığını koruyacaktır.
Kürt müziğinde eser sahipliği, kaynak gösterme ve anonim eserlerin ticari kullanımı konusunda hangi sorunları görüyorsunuz?
Eserlerimizin telif haklarını ve korunmasını şu an yabancı şirketler aracılığıyla yürütüyoruz. Bu süreci onlar yönetiyor ancak çoğu zaman doğrudan bir muhatap bulmakta zorlanıyoruz; çünkü yurt dışı merkezli kurumlar. Bu görevi bir an önce bizim Kürt şirketlerimiz üstlenmeli ve yürütmelidir.
Avesta’nın geleceğinde yeni albüm, canlı performans kaydı, belgesel veya müzik arşivi gibi projeler bulunuyor mu?
Evet, şu an hazırlıklarını tamamladığımız üç yeni eser var; eylül sonuna kadar her üçünü de dinleyicilerimizle buluşturacağız. Yeni üretimlerimiz her zaman devam edecek. Hatta bu haberi BanDor üzerinden ilk kez duyurmuş olalım: Avesta ilk defa Türkçe bir şarkı hazırlıyor. Söz ve müziği Avesta’nın solisti Ümit Qoserî’ye ait olan bu yeni eseri yakın zamanda paylaşacağız.
Gazete BanDor’u takip ediyor musunuz? Kürt kültürü, sanatı ve müziğine yaklaşımımızı nasıl buluyor; BanDor’un yayıncılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Siz buradasınız diye söylemiyoruz; BanDor’un gerçekten kaliteli ve sanatsal çalışmaları var ancak biraz daha geliştirilmeli. BanDor’un çalışmalarını daha görünür şekilde izlemeyi arzuluyoruz. Sanat alanında yaptığımız çalışmalara yer verdiğiniz için Avesta olarak size yürekten teşekkür ederiz.
0 Yorum