Orta Doğu jeopolitiği, 1979’dan bu yana süregelen mezhepsel eksenli çatışma dinamiklerinden, Ankara-Şam hattının domine ettiği yeni bir “Sünni konsolidasyon” evresine evriliyor. Bu yeni düzende, tarihsel Sykes-Picot mimarları olan İngiltere ve Fransa, "devlet restorasyonu" ve "hak temelli diplomasi" rolleriyle sahneye yeniden çıkarken; Kürt siyaseti için "silahlı özerklik" dönemi yerini "anayasal realizm"e bırakıyor.
Jeopolitik Kırılma: "Hilal'den "Dolunaya"
2024 sonunda Esad rejiminin çöküşü, İran’ın onlarca yıldır inşa ettiği "direniş ekseni'ni felce uğratmıştır. Tahran’ın bölgesel derinlik arayışını temsil eden "Şii Hilali", yerini Türkiye'nin merkezinde olduğu, Sünni karakterli ve Ankara-Şam-Körfez eksenli bir hegemonik yapıya, yani "Türk Dolunayı" (Turkish Full Moon) vizyonuna bırakmaktadır. Bu süreçte ABD, Trump yönetiminin "önce devletler" ilkesi doğrultusunda, SDF (Suriye Demokratik Güçleri) gibi devlet-dışı aktörlerle olan "geçici ve taktiksel" ortaklığını sonlandırarak, stratejik ağırlığını Şam’daki yeni Ahmed al-Sharaa hükümetine kaydırmıştır.
İngiltere ve Fransa: "İyi Polis - Kötü Polis" Diplomasisi
Bölgedeki sınırların tarihsel mimarları olan Londra ve Paris, 2026 Suriye'si ve Kürt meselesinde Sykes-Picot’dan bu yana süregelen bir iş bölümünü modernize etmektedir:
● İngiltere (Sert Realizm ve Devlet Restorasyonu): Londra, Temmuz 2025’te al-Sharaa hükümetiyle diplomatik ilişkileri en erken kuran batılı güç olmuştur. İngiltere için öncelik; sığınmacı akınını durduracak ve radikalizmi engelleyecek "istikrarlı ve merkezi" bir Suriye devletidir. Bu rasyonalite, Kürtlerin özerklik taleplerini "merkezi otoriteyi zayıflatan bir unsur" olarak görmekte ve Kürt aktörlerin Şam ordusuna "pürüzsüz entegrasyonu" için baskı kurmaktadır.
● Fransa (Hak Temelli Diplomasi ve 'İyi Polis'): Paris ise 30 Ocak 2026 Anlaşması’nın "ahlaki garantörü" olarak öne çıkmaktadır. Fransız diplomasisi, Şam ile normalleşmeyi Kürt kimliğinin anayasal tanınması ve Kürtçe eğitim haklarının güvencesine bağlamaktadır. Fransa, İngiltere’nin sert devletçi rasyonalizmini, Kürt aktörler için "sivil bir koruma kalkanı" sunarak dengelemekte; böylece bölge üzerindeki batılı nüfuzunu sivil haklar üzerinden korumaktadır.
30 Ocak Anlaşması: Bir "Teslimiyet" mi, "Hukuki Milat" mı?
SDF ile Şam hükümeti arasında imzalanan anlaşma, Rojava için askeri otonominin sona ermesi ancak sivil meşruiyetin başlaması anlamına gelmektedir.
● Askeri Boyut: SDF’nin kontrol ettiği alanların %80’i Şam’a devredilmiş; Kürt güçleri üç tugay halinde Suriye ordusuna entegre edilmiştir.
● Siyasal Boyut: Presidential Decree No. 13 (13 Sayılı Kararname) ile Kürtlere tarihlerinde ilk kez vatandaşlık tescili, dil hakları ve Newroz’un milli bayram kabul edilmesi gibi anayasal kazanımlar sunulmuştur.
Küresel ve Bölgesel Aktörlerin Projeksiyonu
● Ankara, Suriye'deki kazanımlarını içerideki "Kürt Meselesi"ni çözmek (veya nötralize etmek) için bir kaldıraç olarak kullanıyor. Devlet Bahçeli'nin Öcalan çıkışıyla başlayan süreç, 2028 seçimleri öncesi Erdoğan’ın anayasal ihtiyacı ile Kürtlerin statü talebi arasında bir "müzakere alanı" yaratmış durumda.
● Rusya ve Çin, Türkiye’nin artan hegemonyasını "Batı etkisini kıran bir denge" olarak görseler de, Ankara’nın tek taraflı kontrolünden çekinmektedirler. Rusya askeri üslerini korumaya, Çin ise ticaret yollarını (Kuşak ve Yol) Kalkınma Yolu ile entegre etmeye odaklanmaktadır.
● İsrail, kuzeyinde oluşan "Sünni Ekseni"ni (Türkiye-Suriye) İran tehdidinden daha öngörülemez bir risk olarak görmekte; Yunanistan ve Kıbrıs ile "Aşil Kalkanı" (Achilles Shield) ittifakını tahkim etmektedir.
● Körfez (BAE ve Suudi Arabistan) ise bölgesel istikrarı devasa altyapı projeleri (Vision 2030, Kalkınma Yolu) için bir zorunluluk olarak görmekte; Kürt bölgelerini bu ticaret ağının "istikrarlı durakları" haline getirmeye çalışmaktadırlar.
Kürt Siyaseti İçin "Rasyonel Hamle" Analizi
Mevcut kuşatma ve devletlerarası mutabakat, Kürt siyasi aklını şu somut adımlara yöneltmektedir:
1. Ekonomik Vazgeçilmezlik (Lojistik Paydaşlık): Kalkınma Yolu projesini (Development Road) sabote etmek yerine, bu hattın güvenliğinin ve işletmesinin bir parçası olmak, Kürtleri bölge ticaretinde "vazgeçilmez bir paydaş" haline getirecektir. Ekonomik vazgeçilmezlik, siyasal statüden daha güçlü bir korumadır. Buda Kürtlerin parçalı siyasetlerinin aksine birlik olmalarını zorunlu kılmaktadır.
2. Statüden "Hukuki Kurumsallaşmaya" Geçiş: Askeri gücün pazarlık değeri düştüğü bir evrede, 30 Ocak Anlaşması’ndaki "tugay bazlı entegrasyon" modelini kullanarak devlet aygıtı içinde "kurumsal bir ağırlık merkezi" oluşturmak. Hamle, "özerklik" yerine "merkezi hukukta güçlü temsil" odaklı olmalıdır.
3. Çok Kutuplu Diplomasi ve Avrupa Güvencesi: Sadece Washington’a dayalı güvenlik mimarisi çökmüştür. Kürt aktörler, İngiltere’nin "stabilizasyon" ve Fransa’nın "haklar" odağını bir kaldıraç olarak kullanıp, haklarını tek bir başkanın kararnamesinden çıkarıp kalıcı anayasal metinlere dönüştürmelidir.
4. Kürtler Arası Ulusal Konsolidasyon (Erbil-Rojava Hattı): KBY (Irak Kürdistan Bölgesi) ile Rojava yönetimi arasındaki rekabetin sonlandırılması, bölgesel kuşatmayı kırmanın tek yoludur . Erbil’in diplomatik tecrübesi ile Rojava’nın sivil meşruiyeti, Şam ve Ankara karşısında ortak bir "Kürt Diplomatik Ofisi" gibi çalışmalıdır.
0 Yorum