gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 4 dk okuma süresi

1239 Sayılı Kanun: “1928’te Kürt İsyanına Uygulanan Yasa”

1925’teki Şêx Seid İsyanı’nın ardından yayımlanan 1239 sayılı kanun, sadece bir yasa düzenlemesi değil; devletin Kürt illerinde hukuki politik yeniden yapılandırmasının bir parçasıydı. Bugün, geçiş süreci tartışmalarında bir “emsal” olarak gösteriliyor. Peki bu yasa neyi hedefledi, nasıl işletildi ve bugün ne anlama geliyor?


1239 Sayılı Kanun: “1928’te Kürt İsyanına Uygulanan Yasa”

Geçiş Süreci ve 1920’lerde Yeni Bir Sayfa
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’a göre bugün tartışılan “geçiş süreci” yaklaşımının tarihsel bir kökeni var. Uçum, bu kökenin 1928’de çıkarılan 1239 sayılı kanuna dayandığını belirtiyor. 1925 isyanının ardından bölge olağanüstü hal koşullarına alınmış; tutuklamalar, sürgünler ve askeri operasyonlar yoğunlaşmıştı. Bu atmosferde devlet, hem kontrolü yeniden tesis etmek hem de “ulusal birlik” anlayışı doğrultusunda yeni bir hukuki çerçeve oluşturmak amacıyla söz konusu kanunu devreye soktu.

 

1239 Sayılı Kanun Neden Çıkarıldı?
Şeyh Said İsyanı sonrasında devlet, merkezi otoriteyi güçlendirmek ve muhalefeti bastırmak için yeni yasal araçlara yöneldi. 1239 Sayılı Kanun, “asayişin sağlanması” gerekçesiyle, hükümete olağanüstü yetkiler tanıyarak siyasal ve toplumsal alanı sıkı biçimde kontrol etmeyi hedefliyordu. Amaç yalnızca güvenliği sağlamak değil; aynı zamanda Kürt toplumuna yönelik politikaları sert bir çerçevede yeniden düzenlemekti.

 

Yasa Nasıl Uygulandı?
Kanun, geniş tanımlı yetkilerle idarenin elini olağanüstü biçimde güçlendirdi. Bölgede yönetim yapısı fiilen değişti; sürgün, yerinden etme, idari tasarruflarla cezalandırma ve siyasal alanın daraltılması sıradan bir uygulamaya dönüştü. “Kriz yasası” olarak başlayan uygulamalar, daha sonra kalıcı devlet politikalarının prototipi haline geldi.

 

MADDELERİN ARKA PLANI:

1. Madde: Devlete Dokunulmazlık Zırhı
Kanun, isyanı bastırmak için devlet güçlerinin yaptığı tüm fiilleri “suç” olmaktan çıkardı. Bu, operasyonlar sırasında işlenen ağır ihlallerin –idamlar, sürgünler, köy yakmalar– hukuken tamamen aklanması anlamına geliyordu.
 

2. Madde: Bölgesel Af ve Kontrollü Tahliye
23 Eylül 1927’ye kadar işlenen suçlardan dolayı yargılanan kişilerin takibatı durduruldu. Bu madde, binlerce kişi için kısmi af getirdi; ancak kapsam tamamen devletin belirlediği çizgiye göre şekillendi.
 

3. Madde: Teslim Olmayanlara Kapı Kapalı
Kanun yayımlandıktan sonra bir ay içinde teslim olmayanlar, af kapsamına alınmadı. Bu hüküm, firari köylüler ve aşiret mensuplarına yönelik doğrudan bir baskı mekanizması oluşturdu.
 

4. Madde: Affı Bozanlara Ağır Ceza: İdamın Geri Dönüşü
Affedilen kişiler yeniden suç işlerse önceki cezaları daha ağır şekilde geri dönüyor; eğer eski cezası idamsa, yeniden idam uygulanması öngörülüyordu.

 

YASA HAKKINDA TEMEL BİLGİLER


•    Resmi adı: “Şark Mıntıkasında Muayyen Vilayet ve Kazalarda Cerâim Takibatı ile Cezalarının Tecili Hakkında Kanun”. 
•    Yayımlanma tarihi: 14 Mayıs 1928.
•    Numarası: 1239
•    Kapsam bölgesi: Diyarbakır, Elaziz, Van, Bitlis, Hakkâri, Mardin, Urfa, Siirt, Bayazıt, Malatya, Besni, Hınıs, Kığı kazaları.
•    Amaçlandırılan hedef: İsyan ve operasyon sürecinden sonra “takibat ve cezaların tecil edilmesi” biçiminde formüle edilmiş.

 

YASANIN ANA HÜKÜMLERİ VE UYGULAMA STRATEJİSİ


•    Kanun, bahsi geçen illerde ve kazalarda 27 Kasım 1927’ye kadar işlenen suç ve kabahatler için soruşturma ve infazları erteliyordu. 
•    Ayrıca, hukuken kaçak durumda olan ve kanunun yayım tarihinden itibaren üç ay içinde başvuranlar, ertelemeden faydalanma hakkı elde ediyordu. 
•    Ertelemeden yararlananların dahi, süre içinde yeniden suç işlememesi koşuluyla önceki suçlarının “işlenmemiş sayılması” düzenleniyordu. 
•    Öte yandan, yeniden suç işleyenlerin önceki cezalarının uygulanması veya içtima/tekerrür hükümlerinin devreye girmesi gibi yaptırımlar içeriyordu. Bu hükümler, affın ötesinde devletin kontrolünü pekiştiren, askeri/ güvenlikçi mantığı hukuki düzene çeviren bir model olarak çalıştı.

 

Bugünün Siyasetinde Ne Anlama Geliyor?


Mehmet Uçum’un bugünkü tartışmalarda 1239 Sayılı Kanun’u “emsal” göstermesi, çözüm süreci tartışmalarının hangi çerçevede yürütüldüğüne dair güçlü bir işaret olarak görülüyor. Güvenlik merkezli modelin tarihsel karşılığını hatırlatan bu vurgu, Ankara’nın Kürt meselesine yaklaşımının hangi eksende şekillendiğine dair yeni ipuçları taşıyor. Bugün mesele, yalnızca geçmişi hatırlamak değil; aynı modelin yeniden devreye girip girmeyeceğini sorgulamak.

 


Aras İçten
Eskişehir Anadolu Üniversitesi Radyo ve TV programcılığı okudu. Dijital içerikler editörü olarak BanDor'da çalışmalarına devam etmekte.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın