gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 5 dk okuma süresi

Arenalardan Sahalara İktidar

“Arena ve İktidarın Estetik Hakimiyeti”


Arenalardan Sahalara İktidar

Arenalardan sahalara uzanan çizgi, yalnızca sporun tarihi değildir; iktidarın beden üzerindeki estetik hâkimiyet tarihidir. İnsanlığın karanlık çağları hiçbir zaman tamamen sona ermedi, sadece biçim ve form değiştirdi. Zaten iktidar dediğimiz şey; çağ ve dönemine göre şekil değiştirebilen ve bu değişimiyle efendiliğini devam ettirebilendir. Gladyatörler her ne kadar arenada kendisi gibi tutsak burada fiziksellikten çok psikolojik bir tutsaklık var gladyatöre karşı acımasız bir savaşçı iken, dışarıda efendiye boyun eğen ve hatta onun gücünü var eden aparata dönüşür. Bu dönüşüm halkta sevicilik ve aynı zamanda efendiye karşı sempati gelişimini desteklemektedir. Bu da gösteriyor ki arenada izleyici sadece bir ölüm kalım savaşını izlemiyor, aynı zamanda iktidarın gücünü de içselleştiriyor. Arena, bir eğlence alanından çok bir disiplin tiyatrosuna dönüşüyordu.

 

 

Stadyumlar ve Kitle Psikolojisi
Gelelim konumuza: arenalardan stadyumlara değişmeyen iktidar ve güç gösterisinin kitle psikolojisi içindeki yerine. Kitleleri yığın olarak tanımlayan Friedrich Nietzsche elbette halkı aşağılamak istediğinden değil, sorgusuz ve sualsiz bir bayrağın ve bir efendinin arkasına dizilişlerine öfke duymuştu. Aynı zamanda bu sürü ahlakı, hazır ahlakı ve toplumsal korkuyu olduğu gibi kabullenen oluyor. Nietzsche’nin bahsettiği o toplum hem arenada hem de stadyumda aynı kitledir. Bu iki kitlenin ortak özelliği, efendinin oluşturduğu güç sarhoşluğunu yaşamasıdır. Üst insan ise tam olarak bunlardan kurtulan insan oluyor.

 

 

Wilhelm Reich ve Küçük Adam 
Wilhelm Reich bu noktada Dinle Küçük Adam adlı kitabında kitle psikolojisinin devlet ve iktidarın eliyle nasıl şekillendiğini ayrıntılı anlatır. Buradaki iktidar yukarıdan dayatılan bir rejim değildir; sıradan insanın korkularından, bastırılmış arzularından ve otoriteye duyduğu gizli hayranlıkla yaşar. Çünkü burada küçük adam özgürlük istiyor gibi olsa da aynı zamanda onu yönetecek bir gücün de sorumluluğuna girmek ister. Stadyumlarda elbette arenalar gibi kan yok ama daha önemli bir olay gelişiyor orada: fanatizm, saldırganlık, kör aidiyet ve içten içe iktidarın yarattığı düşmanlık. Niye bir spor dalının taraftarı olmak ister insan? Cevabı tam olarak şu: dış dünyada güçsüz olanın, kitlenin parçası olmak istemesi. İktidar burada aynı zamanda iki şekilde çalışır: bir tanesinde boyun eğdirmek, diğerinde kültürel manipülasyon.

 

 

Bauman ve Modern Efendi 
Zygmunt Baumanın kitleye yaklaşımı, efendi-köle diyalektiğinin modern hâli olarak ortaya çıkıyor. Klasik anlamda efendi artık burada şekil değiştirmiş, yaşamın bütününe hâkim olan bir güce dönüşmüş durumda. İnsanlar dış dünyada yaşadıkları psikotravmalar ve efendinin direkt gücü karşısında kendilerini avutacakları yeni bir alan arayışına giriyorlar. Bu çoğu zaman kendi tercihleri olarak görünse de çocukluktan ona empoze edilen yaşam ve fikirlerle şekilleniyor. Örneğin ailemizin tuttuğu takımı veya partiyi tutmak. İş, kimlik ve gelecek alanlarında sürekli güvencesiz olan insan, futbol sahalarında o güvenceyi aramaya başlıyor.

 

 

Kimlik, Sömürge ve Amedspor 
Egemenin içinde egemen olabilir misin? Daha net anlamıyla; beyazların içindeki bir siyah, gerçek anlamda siyah mıdır? Siyah olanın bütün başarısı beyaza olan yakınlığıyla ölçülür. Her zaman siyah olduğunu ne kadar unutur ve beyazlaşmaya çalışırsan o kadar güçlü ve tutulan olacaksın. Amedspor temelde belli kimliksel aidiyetleriyle var olmaya çalışsa da geniş pencereden bakıldığında efendinin yani sömürenin mahzeninde mayalanan bir durumun ürünüdür. Bu aynı zamanda Kürt gençlerin hakikate uğradıkları kültürel soykırımların önüne geçip bir tür zafer bilincinin oluşmasına ve uzun evrede bu sahalarda başlayan yeni faşizm ve kültürel kimlik politikasının yaşamın her alanına yayılmasına sebebiyet verecektir.

 

 

Fanon ve Futbolun Sömürge Psikolojisi 
Frantz Fanon sömürülen ve sömürge denkleminde futbolu yalnızca bir eğlence aracı olarak ele almıyor. Futbol burada sömürge toplumların ruhsal yapısını anlamak için önemli bir gösterge oluyor. Burada ezilenin öfkesinin efendi tarafından nasıl yönlendirildiği temel mesele oluyor. Sömüren, sömürülenin bütün yaşamını; duyusal ve psikolojik olarak işgal ettiği hâlde, sömürülen futbol sayesinde bunu görmekten ve duymaktan uzaklaşıyor. Sömürgeleştirilmiş ve sistematik olarak aşağılanmış toplumlarda birey gündelik hayatında edilgenleşir. Çalışma koşulları, devlet şiddeti, ekonomik eşitsizlik ve kültürel yabancılaşma zamanla insanın içinde öfke biriktirir. Fanon bunun onun kurtuluşu olacağı yerde, efendinin bunu başka kanallara aktardığını söyler ve futbol buradaki en önemli mekanizma olarak ortaya çıkar. Amedspor’un taraftarı elbette öncesinde egemenin takımlarında bu duygusunu tatmin etme yoluna gitmişti. Amedspor’un özellikle lig atlamasıyla, egemen takımın taraftarı olan Kürtler bir nebze de olsa ezilmişlik psikolojisinden sıyrılmak için Amedspor taraftarlığına geçmeye başladılar. Bunun olumsuz yanı şu ki; bu kitlenin kendi hakikatlerinden uzaklaşmaları ve sömürge olduklarını unutmalarıdır.
 

Siya Jandar
"Ji Bo Dînozoran" adlı şiir kitabının yazarıdır.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın