“Metalaşma Süreci ve İlişkilerin Metalaşması”
Sosyal medya çağında insanlar kendi yaşamlarını “sunulabilir içerik”e çevirdi. Dostluk, aşk, dikkat ve ilgi bile artık ölçülebilir ve tüketilebilir durumlar haline geldi. Özne kendisini bir “proje” gibi yönettiğinden dolayı kişi kendi performansını sürekli optimize eder, kendisini pazarlanabilir bir ürün gibi “markalaştırır”. Böylece kendi emeğinin hem üreticisi hem de tüketicisi olur. İnsanların boş zamanı bile tüketime yönlendirilir.
Chul Han, şeffaflık kültürünün her şeyin görünür, hesaplanabilir ve dolaşıma sokulabilir olmasını zorunlu kıldığını söyler. Bu durum da her şeyi metalaştırır; çünkü görünür olan her şey ekonomik değer üretme potansiyeline sahiptir.
Metalaşma ve Dijital Çürüme İlişkisi
Han’a göre dijital kültürde her şey, özellikle de insanın kendisi, pazar mantığına göre biçimlenir. Sosyal medya platformlarında kimlik, görünürlük ve deneyim “içerik” olarak paketlenir. Türkiye’de sıkça gözlenen, dijital alanın nefret, linç kültürü, dezenformasyon, yüzeysellik ve bağımlılık üretmesi Metalaşmanın hızlandığı dijital ortamda insanları sürekli daha çok görünür olmak, daha çok tüketilmek, daha çok dikkat çekmek için içerik üretmeye zorluyor.
“Dijital Alanda Sahte Gündemler, Troll Ordular”
Bu süreçte mahremiyet, etik, samimiyet ve eleştirellik aşınıyor. Bu da doğrudan dijital çürüme belirtilerine yol açıyor. İnsan kendini bir meta gibi sergiledikçe, değerini yalnızca algoritmik ölçütlerle belirliyor. Bu, Türkiye’de dijital alanda sahte gündemlerin, troll ordularının ve içerik manipülasyonunun yaygınlaşmasını besliyor. Görünür olma zorunluluğu kişisel yaşamın en mahrem yanlarını bile tüketime açıyor. Bu da dedikodu kültürü, ifşa dalgaları ve linç mekanizmalarıyla birleşerek dijital çürümeyi derinleştiriyor.
“Fenomenlik ve Influencer Ekonomisi”
Türkiye’de sosyal medya fenomenliği ve “influencer ekonomisi”, hayatın her alanını; tatil, yemek, ilişkiler, politik görüşler ticarileştiriyor. Bu da dijital alanı sahici bir kamusal tartışma zemininden ziyade tüketim vitrinine çeviriyor. Han’ın Psikopolitika’da vurguladığı gibi, bireyler artık dış baskıdan değil, kendi kendilerini optimize etme zorunluluğundan dolayı yoruluyor. Türkiye’de gençlerin sosyal medyada “başarılı görünme” baskısı, depresyon ve yabancılaşmayla birleşiyor.
“Çürümenin Kültürel Yansıması”
Han’ın tarif ettiği şeffaflık diktası’nın tipik bir örneği Her şey ölçülebilir, hesaplanabilir, sergilenebilir olmalı. Ancak bu görünürlük, gerçek bir başarı ya da toplumsal değer üretiminden çok, algısal bir başarı. Böylece “başarılı görünmek” ile “başarılı olmak” arasındaki sınır silikleşiyor.
“Psikolojik Etkiler: Başarılı Görünme’nin Yorgunluğu”
İnsan hayatı pazarlanabilir içerik gibi kurgulanıyor. Başarısızlık, artık yalnızca bir ekonomik ya da sosyal durum değil, dijital görünürlükteki düşüş olarak deneyimleniyor. Bu da kronik yorgunluk, tükenmişlik ve kaygıyı besliyor. Türkiye’de gençler arasında dijital bağımlılıkla birlikte artan “özdeğer krizi” tam da bu dinamiğe bağlı. Dijital çürüme ile “medyada başarılı görünme” arzusu iç içe geçmiş durumda. Han’ın kavramlarıyla söylersek, neoliberal çağın benliği metalaştırma ve performansa zorlayarak tükenişe sürükleme biçiminin yerel bir tezahürü.
Dijital Çağda Tüketim ve Çürüme
Modern düzen, yalnızca üretim ve tüketimi değil; ilişkileri, zamanı ve insanın kendisini de birer “meta”ya dönüştürüyor.
0 Yorum