“İkiyüzlülük ve Çıkar Dengeleri”
Culani’nin hikayesi, uluslararası siyasette ikiyüzlülüğün en çarpıcı örneği oldu. Dün başına ödül konulan, ABD ve BM listelerinde terörist olan bir isim, bugün diplomasi masalarında konuşturuluyor. Bu durum, devletlerin etik ilkelerle değil, çıkar hesaplarıyla hareket ettiğini gösteriyor. Masada “düşman” veya “meşru lider” kavramları, çıkaralara göre yeniden tanımlanıyor. Culani örneği, bu pragmatizmin en görünen yüzü.
“İlk Yıllar ve Irak Dönemi”
Asıl adı Ahmed el-Şara olan Ebu Muhammed el-Culani, 2003 Irak müdahalesi döneminde öne çıktı. ABD’ye karşı direnişçi gruplar içinde yer aldı, Felluce çevresinde çatışmalara katıldığı biliniyor. Bu dönemde cihatçı çevrelerle doğrudan bağ kurdu. Onu tanıyan birçok kaynak, Irak’ta kazandığı savaş deneyiminin Suriye iç savaşında liderlik pozisyonuna hazırlanmasında kritik olduğunu vurguluyor. Böylece Culani’nin “saha komutanı” kimliği şekillenmeye başladı.
“Tutukluluk ve Cezaevi Ağı”
Culani’nin, Irak’ta ABD güçlerince yakalanıp Camp Bucca ve benzeri cezaevlerinde tutulduğu kayıtlarda geçiyor. Bu kamplar, El-Kaide ve IŞİD bağlantılı kadroların birbirini tanıdığı, örgütlendiği merkezlere dönüştü. Culani cezaevi süreci boyunca ordaki Radikal terörist gruplarla bağlarını güçlendirdiği ve Nusra Cephesi’ni kurarken bu bağlantılardan faydalandığı öne çıkıyor. Böylece yükselişi yalnızca sahadaki pratiğinden değil, cezaevi yıllarında kurduğu ilişkilere dayanıyor.
“El-Nusra ve El-Kaide Bağlantısı”
2011’de Suriye iç savaşının başlamasıyla Culani sahneye çıkarıldı. El-Kaide’nin merkezi liderliği tarafından görevlendirildi ve Jabhat al-Nusra (El-Nusra Cephesi)’yi kurdu. Bu yapı kısa sürede Suriye muhalefetinin en etkili askeri güçlerinden biri haline geldi. Nusra, rejime karşı savaşırken aynı zamanda uluslararası toplum tarafından terör örgütü listesine alındı. Culani, El-Kaide’nin emirleriyle hareket etse de zamanla bağımsız bir liderlik rolü üstlenmeye yöneldi.
“HTŞ ve Yeniden Markalaşma”
2016’dan sonra El-Nusra, uluslararası baskılar nedeniyle adını Fetih el-Şam Cephesi, ardından da Hay’at Tahrir el-Şam (HTŞ) olarak değiştirdi. Culani, bu hamleyle El-Kaide’den uzaklaşarak daha “yerel” bir hareket görüntüsü vermek istedi. HTŞ, İdlib ve çevresinde fiili bir yönetim kurdu. Bu süreçte Culani, sert cihatçı imajını törpüleyip “Suriye’nin yerel lideri” rolüne bürünmeye çalıştı. Bu da Batı’da bazı çevrelerin dikkatini çekti.
“Türkiye ile İlişkiler Doğrudan Destek”
Culani’nin yükselişinde Türkiye’nin rolü sıkça tartışıldı. Ankara, İdlib’deki askeri gözlem noktaları ve sınır politikalarıyla HTŞ’nin alan hakimiyetinde dolaylı bir güvenlik şemsiyesi sundu. Türkiye doğrudan destek verdiğini reddetse de HTŞ’nin bölgede sivil-idari kontrolünü sürdürmesi, Türkiye’nin askeri varlığıyla mümkün oldu. Bu durum, Culani’nin “Türkiye’nin görmezden geldiği ama sahada ” bir aktör haline gelmesine yol açtı.
“Bölgesel Destek Ağları ve Arkaçıkan Devletler”
Culani’yi güçlendiren yalnızca yerel savaş dengeleri değil, aynı zamanda bölgesel devletlerin taktiksel destekleri oldu. Katar’ın geçmişte muhalif gruplara sağladığı finansal katkılar, Körfez’den gelen lojistik yardımlar, Suriye muhalefetini destekleyen aktörler arasında HTŞ’yi de dolaylı olarak besledi. Suudi Arabistan zaman zaman mesafeli dursa da sahadaki çıkar dengeleri Culani’nin hareketini güçlendirdi. Bu ağ onun uluslararası denklemde ayakta kalmasını kolaylaştırdı.
0 Yorum