İran: Savaşın Gölgesinde Rekor İnfazlar
İran, 2026 yılına insan hakları tarihinin en karanlık dönemlerinden biriyle girdi. 2025 yılında uyuşturucu, siyasi suçlar ve casusluk gibi gerekçelerle tam 1.922 kişi idam edilerek son 10 yılın rekoru kırıldı. 28 Şubat 2026'da ABD ve İsrail ile başlayan doğrudan çatışma süreci ise infazları bir "iç temizlik" aracına dönüştürdü. Sadece savaşın ilk aylarında gerçekleşen protestolarda binlerce kişinin hayatını kaybettiği, cezaevlerindeki infazların ise "savaş hukuku" adı altında hızlandırıldığı raporlanıyor.
İsrail: 64 Yıl Sonra Gelen "Apartheid" Yasası
İsrail, 1962'deki Adolf Eichmann infazından bu yana ilk kez resmi olarak idamı geri getirdi. 30 Mart 2026 tarihinde Knesset (İsrail Meclisi), Filistinli mahkumları hedef alan idam yasasını 62'ye karşı 48 oyla onayladı. Bu yasa, "milliyetçi saiklerle" İsrail vatandaşlarını öldürenlere idam verilmesini öngörüyor ancak pratikte Yahudi İsraillileri bu kapsamın dışında tutarak sadece Filistinliler için "varsayılan ceza" haline geliyor.
Neden İran Konuşulmuyor?
İran’daki binlerce idamın konuşulmamasının temelinde "kanıksanmış şiddet" ve "siyasi çıkarlar" yatıyor. İran’daki infazlar on yıllardır sistematik bir devlet politikası olarak sürdüğü için dünya kamuoyunda bir tür duyarsızlaşma oluştu. Ayrıca, İran ile yürütülen diplomatik pazarlıklar ve bölgesel enerji dengeleri, birçok devletin bu ihlallere karşı sesini kısmasına neden oluyor. Filistin ise küresel vicdanın sembolü olduğu için, oradaki her ihlal devasa bir yankı buluyor; İran'dakiler ise sadece birer "istatistik" olarak kalıyor.
Medyanın Seçici Geçirgenliği
Filistin’deki bir idam kararı, görselleştirilmesi kolay bir "mazlum-zalim" anlatısına oturduğu için küresel medyada hızla yayılıyor. Ancak İran’daki binlerce infaz, kapalı kapılar ardında gerçekleştiği ve veriler genellikle kısıtlı aktivist raporlarına dayandığı için "doğrulanması güç bilgi" etiketiyle alt sıralara itiliyor. Haber değeri, insan hayatının kutsallığından ziyade, o olayın ne kadar çok "tık" aldığıyla ölçülüyor.
Makbul Kurban ve Öteki Kurban
Sosyolojik bir çelişki olarak; Batı kamuoyu kendi siyasi değerlerine (demokrasi, özgürlük) yakın gördüğü grupların mağduriyetine daha yüksek ses çıkarıyor. Filistin meselesi vicdanı bir test alanı olarak görülürken, İran’daki idamlar "otokratik bir rejimin kaçınılmaz sonucu" olarak görülüp normalleştiriliyor. Bu durum, "makbul kurbanlar" ve "görünmez kurbanlar" hiyerarşisi yaratıyor.
Hukukun Silahlaştırılması
Gerek İran’daki "devrim mahkemeleri" gerekse İsrail’in yeni "terörle mücadele" yasaları, hukukun adaleti sağlamak için değil, rakibi yok etmek için bir silah olarak kullanıldığını gösteriyor. 2026 yılındaki bu tablo, modern dünyanın "evrensel insan hakları" iddiasının, savaş ve milliyetçilik karşısında nasıl çöktüğünün en somut kanıtıdır.
Kimi Görülmez Kimi Gündem Olur
Sonuç olarak Neden İran'daki İnfazlar "Görünmez", İsrail’in Filistinli tutsaklar için aldığı İdam kararı "Gündem" Oluyor? Dünya kamuoyunun bu iki duruma verdiği tepki arasındaki devasa fark, sadece sayısal bir mesele değil; medyanın, siyasetin ve toplumsal hafızanın nasıl inşa edildiğiyle ve Toplumun baskı ile acıya nasıl baktığıyla ilgilidir.
0 Yorum