gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 3 dk okuma süresi

Nasıl Bir Belediyecilik?

“Kayyum Kıskacı ve Yerel Demokrasinin Şah Damarı”


Nasıl Bir Belediyecilik?

Bürokratikleşme ve "Mikro Devlet" Refleksleri


Teoride "belediye bir komündür" dense de uygulamada birçok belediye, klasik devlet dairesi hiyerarşisine teslim oldu. Eş başkanlık modelinin doğru anlaşılmaması klasik başkanlık makamı gibi kutsanması, bürokratik hiyerarşinin kırılamaması ve halkla seçilmişler arasına giren "özelkalem/danışman" duvarları ve sisteme benzeşme, Abdullah Öcalan’ın eleştirdiği mikro devlet modelini pratik olarak besledi ve büyüttü.

 

Meclislerin Formelleşmesi ve Katılımcılık Krizi


Kent Konseyleri ve Mahalle Meclisleri, bizzat halkın karara katılması için kurulmuştu. Ancak zamanla bu yapılar işlevsizleşti; halkın doğrudan iradesini yansıtmak yerine, partinin yerel kadrolarının onay merciine dönüştü. Kararlar tabandan tavana değil, tavandan tabana dikte edilince halkın belediyeleri "öz örgütü" olarak sahiplenme duygusu zayıfladı. Halk buna rağmen bir bağlılığın gereğini uyguladı.

 

Kadroların Yetkinlik ve "Liyakat" Sorunu


Belediyecilik, ideolojik bir duruşun yanı sıra teknik, hukuki ve kentsel uzmanlık gerektiren bir alandır. Siyasi aidiyetlerin, teknik liyakatin önüne geçmesi; şehir planlaması, bütçe yönetimi, altyapı ve kentsel dönüşüm gibi alanlarda vizyonsuz ve zayıf pratiklerin ortaya çıkmasına neden oldu. Bu durum, "hizmet üretemeyen belediye" algısını  derinleştirdi. Hizmet göremeyen halk bunun özeleştirisini bekledi.

 

"Hizmet" ile "Siyaset" Dengesinde Sapma


Belediyeler, ideolojik kimlik ile belediyecilik hizmeti (yol, su, temizlik, imar) arasındaki dengeyi kurmakta zorlandı. Zaman zaman siyasi gündemler ve sembolik siyaset, kentin acil yapısal sorunlarının (örneğin deprem hazırlığı, istihdam, çevre kirliliği) önüne geçti. Öcalan’ın vurguladığı "temizlikten ucuz üretime kadar kentlerin tüm ihtiyaçlarına çare bulma" misyonu, günlük siyasetin gölgesinde kaldı.

 

Ekonomik Üretimde Başarısızlık ve Rant Ağları


Alternatif sosyal ve ekolojik ekonomik modeller (kooperatifler, komünal üretim alanları) birkaç sembolik örnek (örneğin çok dilli kreşler veya sınırlı kadın kooperatifleri) dışında kalıcı, kent ekonomisini dönüştürücü kitlesel projelere dönüşemedi. Aksine, belediyelerin imar yetkileri ve ihale süreçleri, yer yer feodal/aşiretsel dengelerin sızdığı veya yerel sermaye gruplarının palazlandığı gri alanlar yarattı.


Öcalan’ın Eleştirilerine Rağmen Bireysel Israr


Kürt siyasi hareketinin yerel yönetim deneyimi, devletin dışsal baskıları ve kayyum politikaları kadar; teorik modelin hayata geçirilememesinden kaynaklı içsel krizlerle de yüzleşti. Öcalan’ın önerdiği "artık inşa etme zamanı" ve "kırtasiyeci akıldan kurtulma" vurguları, bu eksikliklere yönelik doğrudan bir özeleştiri niteliğindedir. Ancak Öcalan fikriyatı özeleştirisel yaklaşırken Yerel Yönetim pratikleri bu yaklaşımdan çok kopuk ve bireysel reflekslerle 27 yılını geride bıraktı.

 


Toplumsal Rehavet ve "Nasılsa Kazanırız" Yanılgısı


Bölgedeki güçlü seçmen sadakati ve yüksek oy oranları, bazı dönemlerde seçilmişlerde ve parti çeperinde "nasılsa ceketimizi assak kazanırız" rehavetine yol açtı. Bu durum halktan kopuşu hızlandırdı, eleştirilere kulak tıkanmasına neden oldu ve kayyım atandığında halkın belediye binalarını korumak için güçlü bir refleks göstermemesinin de (yabancılaşmanın) zeminini hazırladı. Bu zemine rağmen halk kayyumlara karşı belediyelerini hakları çerçevesinde savundu.

 

Barış Barıştıran
Özgür Gün TV’de yayın müdürlüğü yaptı, farklı radyo ve gazetelerde kurucu, editör ve tasarımcı olarak görev aldı. Yeni nesil medya ve yapay zeka gazeteciliğini geliştiren çalışmalar yapmakta ve BanDor’un Genel Yayın Yönetmeni olarak çalışmalarını sürdürmektedir.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın