Türkiye Cumhuriyeti'nde soyadı, sadece bir kimlik kartı bilgisi değil, toplumsal hafızamızın,
tarihsel zorlamaların ve güncel güç arayışlarının kesişim noktasıdır. Son yıllarda, özellikle
idari kolaylıklarla birlikte yüzbinleri aşan soyadı değişikliği başvurularında, dikkat çekici bir
fenomen gözleniyor: Soyadlarının sonuna “-oğlu” ekinin eklenme eğilimi.
Bu durumun ardındaki motivasyonlar, basit bir estetik kaygıdan ibaret değil; bunlar,
cumhuriyetin kuruluş felsefesinden bugünün ekonomik rant ilişkilerine uzanan çok katmanlı
bir sosyo-politik analizi gerektiriyor. Neden bireysel irade yerine, ille de "birinin oğlu" olma
arzusu yükseliyor? Bu, bir kimlik iadesi mi, yoksa nüfuzlu bir silsileye bağlanarak hayatta
kalma stratejisi mi?
1934 Kanunu’nun Mirası: Kimlik Mühendisliği ve Asimilasyon
1934 tarihli Soyadı Kanunu, cumhuriyetin ulus-devlet inşa sürecindeki en radikal
adımlarından biriydi. Temel amaç, Osmanlı'dan kalan ve hiyerarşiyi sürdüren aşiret, lakap ve
unvan sistemini (Ağa, Bey, Paşa) ortadan kaldırarak eşit vatandaşlık idealini tesis etmekti.
Ancak kanun, bu eşitlikçi hedefinin ötesine geçerek, bir biyopolitik araç haline geldi.
Zorunlu Türkçe İsimler ve Travma
Kanun, özellikle Türk olmayan etnik gruplara yönelik asimilasyon politikalarının temel taşı
oldu. Başta Kürtler olmak üzere, azınlık gruplara zorla, idari baskıyla veya güvenlikçi
reflekslerle Türkçe veya “Türk” ile başlayan soyadları dayatıldı. Bu süreç, bireylerin aidiyet
duygusuna, kimlik algısına ve kuşaklar arası kimlik aktarımına ağır bir darbe vurdu.
● Sessizleştirme: Verilen bazı soyadları (Dilsiz, Zavallı, Kör gibi), doğrudan bireyleri
aşağılayan veya etnik kökenlerini gizlemeye zorlayan bir sessizleştirme deneyimini
simgeledi.
● Çift Kimlik: Aileler, zorunlu soyadlarını resmiyette taşırken, kendi etnik kimliklerini ve
köklerini lakap kültürü veya babık silsilesi aracılığıyla gizli biçimde yaşatarak bir
çift kimlik pratiği geliştirmek zorunda kaldılar.
Soy Ağacının Açılması: Nicel Bir Kırılma Noktası
Soyadı meselesindeki en önemli güncel kırılma, 2016 sonrası yaşanan teknolojik ve idari
gelişmelerle ortaya çıktı.
1. e-Devlet ve Tarihle Yüzleşme
2016'dan sonra e-Devlet sistemi üzerinden aile soy ağacı sorgulamasının topluma
açılması, adeta toplumsal hafızayı dijital bir aynada yansıttı. Vatandaşlar, üç-dört kuşak
geriye giderek, asimilasyon politikalarıyla değiştirilen veya yanlış yazılan isimleriyle yüzleşti.
2. İstatistiksel Boyut
Bu yüzleşme ve ardından gelen idari kolaylaştırmalar (2017 sonrası), soyadı değişiklik
taleplerinde büyük bir hacim yarattı. İçişleri Bakanlığı/Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel
Müdürlüğü verileri, 2017 sonrası dönemde yüzbinlerce kişinin ismini veya soyadını
düzelttiğine işaret etmektedir. Örneğin, kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, sadece bir
dönemde 188.000 civarı soyadı değişikliği gerçekleşmiştir. Bu değişikliklerin önemli bir
kısmı, utanç verici, anlamsız veya kimlik bastırıcı bulunan soyadlarından kurtulma
arayışıdır.
"Oğlu" Fenomeni: Patronimik Sığınma ve Güç Gösterisi
Soyadı değişiklikleri içinde “-oğlu” formunun oransal artışı, iki farklı coğrafi ve sosyo-politik
kaynaktan beslenmektedir.
1. Kültürel Sığınma: Aşiret ve Babık Gelenekleri
Anadolu ve Mezopotamya'nın ataerkil yapısında, patronimik silsile (babaya bağlı soy), birey
için hayati bir sosyal sermayedir.
● Kürdistan'da Babık Sistemi: Kürt ve Zaza toplumlarında asırlardır süregelen aşiret
ve babık sistemi, bireyin kimliğini doğrudan bir aile büyüğünün (babık) adıyla (Ör:
Hesenê Hecî’nin oğlu Ahmed) tanımlamasını zorunlu kılar. Bu silsile, bireye
saygınlık, itibar ve koruma sağlar. 1934 Kanunu bu sistemi kırdığında, Kürtlerin
“-oğlu” gibi Türkçe dilbilgisine uygun bir patronimik yapıyı tercih etmesi, zorunlu
asimilasyona karşı güçlü bir ataerkil köke sığınma ve bastırılmış kimliğe "Türkçe
bir kılıf" bulma stratejisi olabilir. Bu, kendi kültürlerindeki güçlü aidiyet arayışının
sistemin dilinde bir yansımasıdır.
2. Ekonomik Çıkar ve İktidara Hiza Arayışı
“-oğlu” soyadlarının bir diğer yükselişi, doğrudan güç, rant, para ve şöhret arayışıyla
ilişkilidir.
● Karadeniz ve İktidar Bağlantısı: Siyasi iktidarın ağırlıklı olarak çıktığı Karadeniz
coğrafyasındaki güçlü patronimik gelenek, bu soyadını siyasi ve ekonomik ağlarda
bir nüfuz ve yakınlık sembolü haline getirmiştir.
● Piyasa Dinamikleri: Özellikle 2016 sonrası idari tedbirler (OHAL, kayyım
uygulamaları) ve sermaye yapısındaki değişimler, piyasa oyuncularının profilini
keskin biçimde değiştirmiştir. İnşaat, enerji ve madencilik gibi rant ağırlıklı
sektörlerde faaliyet gösterenlerin, soyadlarını “-oğlu” formuna dönüştürmesi, sadece
aile şirketi yapısını değil, aynı zamanda hukuki sorunlardan kaçınma, şeffaflık
zafiyetinden yararlanma ve siyasi-ekonomik bağlara kolay erişim arayışını da
işaret edebilir. Bu soyadı tercihi, bireysel yetenekten çok, nüfuzlu bir silsileye ait
olduğunu ilan etme ve ticari hayatta kurumsal bir itibar/güven elde etme
stratejisidir.
Kimlik Hakkı ve Etik İkilem
Soyadı değişikliği taleplerindeki bu karmaşık seyir, bize iki temel etik ve hukuki soruyu
sorduruyor:
1. Tarihsel Adalet: Zorunlu asimilasyonla gasbedilen isim ve kimlik hakkının iadesi,
evrensel insan hakları bağlamında devletin bir yükümlülüğüdür. Soyadını Kürtçe
kökenli adlara veya onurlu bir geçmişe döndürme çabası, kolektif hafızanın
canlanması ve kimlik temelli hukuk mücadelesinin en meşru biçimidir.
2. Güncel Çıkar: Ancak soyadının, sadece ekonomik rant, siyasi yakınlık veya güç
gösterisi için isteyerek güçlü bir ağın sembolü olan “-oğlu” formuna dönüştürülmesi,
modern toplumdaki sosyal pragmatizm ve etik aşınmayı gözler önüne sermektedir.
Bize düşen, e-Devlet'in açtığı dijital aynaya bakarak, bu iki farklı "oğul" arayışının —biri
zorunluluktan sığınma, diğeri çıkar için hiza arayışı— arasındaki ayrımı net bir şekilde
idrak etmek ve özgür bir toplumda bireyin kendini adlandırma hakkının ne zaman ihlal
edildiğini, ne zaman da araçsallaştırıldığını sorgulamaktır.
0 Yorum