gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 3 dk okuma süresi

Bir Sürgün Kenti: Konya

Türkiye’nin şehir tarihinde iskan ve sürgün, ortak bir deneyimdir. Bu deneyimin en dikkat çeken merkezlerinden biri, Anadolu’nun tam kalbinde yer alan Konya’dır. Osmanlı’nın en büyük vilayetlerinden biri olan şehir, hem coğrafi büyüklüğü hem de siyasal sadakatiyle Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren “zorunlu ikamet” politikalarının başlıca mekanı haline geldi.


Bir Sürgün Kenti: Konya

İskanın Haritası: Kürtlerden Kafkasyalılara

ve 20. yüzyıllar boyunca Konya, Anadolu’nun en geniş “iskân sahalarından” biri oldu. Devlet, güvenlik ve kimlik gerekçeleriyle Van, Bitlis, Muş, Urfa, Ağrı gibi bölgelerden Kürt aşiretlerini Orta Anadolu’ya yerleştirdi. 1927 sayımına göre yalnızca Konya’da anadili Kürtçe olanların sayısı 21 bindi. Aynı zamanda Kafkasya ve Balkan göçmenleri –Çerkesler, Gürcüler, Abazalar, Arnavutlar, Boşnaklar– şehre iskân edildi. Konya, bu farklı toplulukları “Müslüman-Türk yurttaşlık” kimliği altında birleştirmeye çalışan sosyal mühendisliğin merkezlerinden birine dönüştü.
 

“Muhafazakar Şehir”in Görünmez Yüzü

Çok partili hayata geçişle birlikte Konya, muhafazakâr siyasetin kalesi olarak anılmaya başladı. Ancak bu kimliğin ardında, devletin sürgün ve cezalandırma politikalarının gölgesi vardı. “Sadık şehir” olarak tanımlanan Konya, aslında yüzlerce politik sürgünün zorunlu ikamet adresiydi. Devlet için bu şehir, hem cezalandırmanın hem de kontrolün sembolüydü.
 

Kürt Sürgünleri: Burdur’dan Kulu’ya, Konya’ya

Cumhuriyetin ilk yıllarında Konya, Kürt sürgünleri için önemli bir merkezdi. 1920’lerin ortasında Said-i Nursi dahil 300 kadar Kürt aydın ve şeyh Burdur ve Konya civarına gönderildi. 1925 Şeyh Said İsyanı sonrası birçok Kürt aşireti Kulu ve çevresine yerleştirildi. 1927’de Siirtli Şeyh Muhammed Kazım Aydın ailesiyle birlikte Konya’ya sürüldü. 1938 Dersim Katliamı’ndan sonra yüzlerce Dersimli aile Konya köylerinde zorunlu iskâna tabi tutuldu. Dönemin Konya Valisi Cemal Bardakçı, “fiziksel tasfiye değil, sürgün” fikrinin savunucusuydu.
 

Ruhi Su ve Sürgün Günleri

1940’lardan itibaren Konya, düşünce suçlularının yeni adresiydi. Demokrat Parti döneminde TKP davalarından yargılanan sanatçılar, yazarlar ve öğretmenler sürgüne gönderildi. Ruhi Su, müzikteki muhalif sesi nedeniyle iki yıl boyunca Konya’da zorunlu ikamette kaldı. O yıllar, onun türkülerinde duyulan sessiz direnişin kaynağı oldu

 

Yılmaz Güney’in Geçen Günleri

1962 yılında Paşakapısı Cezaevi’nden tahliye edilen Yılmaz Güney, “komünizm propagandası” suçlamasıyla Konya’ya sürgün edildi. Henüz 25 yaşındaydı. Anadolu’nun ortasındaki bu şehirde geçen günleri, onun sinemasının dönüm noktalarından biri oldu. Yoksulluk, devletin soğukluğu ve taşra insanının umutsuzluğu, Güney’in hafızasına kazındı. “Umut” ve “Sürü” gibi filmlerinin ruhu, o sürgün günlerinin tortusunu taşır.

 

Belleksiz Şehir: Konya’nın Unuttuğu Yüz

Bugün Konya’nın kent belleğinde bu tarihsel deneyimden bahseden hiçbir iz, anıt ya da hafıza mekânı yok. Şehir, erken Cumhuriyet döneminde “halis Türk yurdu”, sonraki dönemlerde “muhafazakâr kale” olarak anıldı. Ancak bu tanımların ardında yüzlerce sürgünün, yüzlerce sessiz hikâyenin izi silindi. Konya, Türkiye’nin diğer “belleksiz şehirleri” gibi, hem merkezin hem de sürgünün şehri olmanın paradoksunu taşımaya devam ediyor.

 

Barış Barıştıran
Özgür Gün TV’de yayın müdürlüğü yaptı, farklı radyo ve gazetelerde kurucu, editör ve tasarımcı olarak görev aldı. Yeni nesil medya ve yapay zeka gazeteciliğini geliştiren çalışmalar yapmakta ve BanDor’un Genel Yayın Yönetmeni olarak çalışmalarını sürdürmektedir.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın