1.Sanat ve İktidar: Temsil Değil Yaşam Meselesi
İktidar sanatı sevmez; itaat eden hayatı sever. Sanatla ilgilenmesi, onu temsil aracı haline getirmesindendir. Bu yüzden egemen düzen, sanatı estetik bir meseleye indirger. Oysa sanat tarihsel olarak bir süs değil, bir yaşam biçimi çatışmasıdır.
Anti-iktidar hattında sanat, var olan düzeni anlatmaz; onun işleyişini sekteye uğratır. Bu sanat, korunmak istemez. Bedel ödemesi tesadüf değildir; çünkü bedel, sistem dışılığın doğal sonucudur.
2. İki Başlı Sanat: Entegrasyon ve Bedel
Tarih boyunca iki farklı sanat hattı yan yana yürür:
Birincisi, egemen yapı ile uyumlu olandır. Saray, medrese, tekke, akademi; hepsi bu hattın üretim alanlarıdır. Bu sanat, düzeni yüceltir ya da en azından sorgulamaz.
İkincisi ise bedel ödeyen hattır. Bu hat korunmaz, arşivlenmez, çoğu zaman adı bile silinir. Ama yaşar. Dilden dile, kahkahadan jestlere, söylencelere geçer.
Anti-iktidar sanat, ikinci hatta aittir. Çünkü iktidar, kendisine benzeyeni çoğaltır; kendisine benzemeyeni ise ya bastırır ya da ehlileştirir.
3. Nasrettin Hoca: Kahkaha Olarak Direniş
Nasrettin Hoca figürü, açık bir anti-iktidar pozisyondur. Onun gücü öğretmekten değil, bozmaktan gelir. Fıkra, bir düzen anlatısı değil; düzenin iç mantığını çökerten bir olaydır.
Kadının, kadının, hocanın, eşeğin sürekli yer değiştirmesi; hiyerarşiyi anlamsızlaştırır. Bu, Agamben’in dediği anlamda bir istisna anıdır: Hukuk askıya alınır, ama yerine yeni bir yasa konmaz.
Hoca’nın Ahi Evren çizgisiyle, komünal ve eşitlikçi yapılardan gelmesi bu yüzden önemlidir. Burada eşitlik bir talep değil, pratik bir varsayımdır.
4. Mevlana: İktidarın Metafizik Dili
Mevlana figürü, egemen yapıyla çatışmak yerine onunla aynı ontolojik dili konuşur. Aşk, kader, teslimiyet; hepsi dünyevi çelişkileri göğe taşır.
Bu, çatışmayı çözmek değil; onu eritmektir. Anti-iktidar açısından sorun tam da budur: İktidar görünmez hale gelir. Zulüm ortadan kalkmaz, anlamlandırılır.
Bu yüzden Mevlana, iktidarın doğrudan memuru olmak zorunda değildir; ama onun en etkili tercümanlarından biridir.
5. Agamben: Çıplak Hayat ve Harcanabilir Sanat
Agamben’in “çıplak hayat” kavramı burada belirleyicidir. Bedel ödeyen sanatçı, hukukun koruması dışındadır. Öldürülebilir, susturulabilir, silinebilir.
Anti-iktidar sanat tam da bu kırılganlıkta anlam kazanır. Çünkü korunmayan hayat, düzenin sınırlarını açığa çıkarır. Nasrettin Hoca’nın fıkraları, sistemin kural koyma yetisini alaya alır.
Bu sanat, iktidarın tanıdığı bir özne olmak istemez.
6. Deleuze: Kaçış Çizgileri ve Mikro Direniş
Deleuze açısından mesele devrim değil, oluştur. Anti-iktidar sanat büyük sözler kurmaz. Küçük çatlaklar açar.
Fıkra, kahkaha, söylence; hepsi birer kaçış çizgisidir. Temsil etmezler, çoğaltırlar. Anlamı sabitlemezler, kaydırırlar.
İktidarın korktuğu da budur: kontrol edilemeyen dolaşım.
7. Komünal Hat: Mazdek’ten Anadolu’ya
Mazdekî ve Maniheist düşünceler, Karametiler ve Ahi Evren çizgisi; hepsi ortak mülkiyet, eşit yaşam ve hiyerarşi karşıtlığı üzerinden şekillenir.
Bu geleneklerin sanatı da kurumsal değildir. Tapınak ya da saray istemez. Yaşamın içindedir. Bu yüzden yazılı metinlerden çok söylence, ritüel ve mizah üretir.
Anti-iktidar sanat, tam da bu yazısızlıkta dirençlidir.
8. Sonuç Yerine: Sanat Tarihi Bir Arşivdir, Direniş Değil
Sanat tarihi, çoğu zaman iktidarın kendini kayda geçirme biçimidir. Kimlerin büyük sanatçı olduğu, kimlerin unutulduğu rastlantı değildir.
Ama sanatın kendisi arşive sığmaz.
Nasrettin Hoca’nın kahkahası hâlâ dolaşıyorsa, bu onun sistemle uzlaşmamasındandır. Anti-iktidar sanat, hatırlanmak için değil; yaşamak için vardır.
Ve çoğu zaman en politik sanat, adını bile bilmediğimiz yerlerde nefes alır.
0 Yorum