Dijital Hayal Dünyası
Dijital çağ, bireyin kendilik algısını ve toplumsal ilişkilerini köklü biçimde dönüştürdü. Sosyal medya platformları artık yalnızca iletişim alanı değil; kimliğin sergilendiği, ölçüldüğü ve onaylandığı bir sahne. Chul Han, bu dönüşümü “dijital narsisizm” kavramıyla açıklar. Modern özne artık dış dünyayla değil, kendi yansımasıyla meşguldür. Görünürlük, anlamın yerini almış; paylaşım, ilişkinin yerine geçmiştir. Birey özgür olduğunu sanarken, aslında görünmez bir performans zorunluluğuna hapsolmuştur.
Görünürlükle Değil, Anlamla Ölçülen Bir Hayat Mümkün mü?
Han’a göre günümüz insanı, artık dışsal bir otoritenin değil, içselleştirdiği başarı zorunluluğunun esiridir. Yapabilirim söylemiyle motive olan birey, sürekli üretmek, gelişmek ve dikkat çekmek zorundadır. Bu özgürlük yanılsaması altında yeni bir sömürü biçimi doğar. İnsan, kendi üzerinde kurduğu baskının hem faili hem kurbanıdır. Şeffaflık da benzer biçimde özgürleştirici görünür, ancak sonunda her şeyi bir gözetim nesnesine dönüştürür. Her şeyin ölçülebilir olması, benliğin gizemini yok eder; insan, algoritmik sistemin içinde sayısal bir göstergeye indirgenir.
Gerçek Kayboluyor, Algı Yükseliyor
Artık her olayın iki ayrı gerçeği var: biri olan, diğeri ise olması istenen. Bir kelime, fotoğraf ya da jest, saniyeler içinde binlerce anlam kazanabiliyor. Kullanıcılar haber değil, kendi öfkesini doğrulayan yorumu arıyor. İnsan artık ötekini değil, kendi duygusunun yankısını duymak istiyor. Twitter (X), TikTok ve Instagram bu yankı odalarının laboratuvarına dönüşmüş durumda.
Dijital Linç: Şeffaf Şiddetin Yeni Biçimi
Han, modern çağın şiddetini “şeffaf şiddet” olarak adlandırır. Sosyal medya yalnızca bir iletişim alanı değil; adaletin, siyasetin, öfkenin ve kimlik savaşlarının arenasıdır. Bir tweet, bir başkasının itibarını, hatta bir toplumun huzurunu saniyeler içinde yok edebilir. Bir yorum, etiket ya da video, binlerce insana görünmez darbeler indirir. Dijital şiddet artık fiziksel değil duygusal, sembolik ve görünürlük üzerinden işler.
Etiketin Hakikate Üstün Geldiği Zamanlar
Dijital dünyada artık bir insanın düşüncesi değil, etiketi konuşuluyor. Kolektif öfke, adalet duygusunun yerini almış durumda. Linç kültürü bireyi ötekileştirirken toplumu bir “ahlak seyircisi”ne dönüştürüyor. Görünürlük uğruna empati kayboluyor, kelimeler anlamını yitiriyor. Hakikat değil, etkileşim kazanıyor.
Dijital Sessizlik Mümkün mü?
Han’ın eleştirisi, dijital çağın insana yeniden derinlik kazandırma çağrısıdır. Gerçek iletişim, ötekiyle temas kurmayı; görünürlük değil, anlam üretmeyi gerektirir. Belki de dijital narsisizmden çıkış, ekranın parlak yüzeyine değil, sessizliğin derinliğine bakmakla mümkündür. Paylaşmanın yerini dinlemek, görünürlüğün yerini anlam aldığında dijital çağın yankı odalarında yeniden insan sesi duyulabilir.
0 Yorum