gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 4 dk okuma süresi

Game Of Rojava

“Karanlık Sarayda Üretilir”


Game Of Rojava


Westeros’ta Karanlığın Doğuşu
Game of Thrones evreni, izleyicisini ilk andan itibaren bir kehanetle karşılar: “Kış geliyor.” Bu yalnızca mevsimsel bir uyarı değil, varoluşsal bir tehdittir. Duvar’ın ötesinde, unutulmuş bir coğrafyada Akgezenler vardır: soğuk, sessiz, kimliksiz bir güç. Konuşmazlar, müzakere etmezler, ikna etmezler. Sadece ilerlerler. Geçtikleri her yerde hayat donar, hafıza silinir, insanlık çözülür. Westeros halkları uzun süre bu tehdidi ciddiye almaz. Çünkü saray entrikaları, taht mücadeleleri ve iktidar oyunları daha yakındır. Oysa gerçek tehlike, politik bir aktör gibi davranmayan; amacı olmayan ama yok edici bir gücün yavaşça yayılmasıdır. Akgezenler bir ideoloji değildir; bir boşluk biçimidir. Anlamın yok olduğu yerde ortaya çıkan saf bir yıkım.

 

 

Medeniyetin Sınırı mı, İktidarın Korkusu mu?
Duvar yalnızca fiziksel bir sınır değildir. Aynı zamanda siyasal bir çizgidir: Düzenin bittiği, merkezi otoritenin işlemediği, başka bir hayat biçiminin mümkün olduğu alanı temsil eder. Kışyarı, krallıkların kontrol edemediği, klasik iktidar şemalarının işlemediği bir coğrafyadır. Ancak zamanla anlaşılır ki Duvar’ın ötesindeki tehdit, coğrafyadan değil; iktidarın çürümüşlüğünden beslenmektedir. Güney’deki krallıklar kendi iktidar oyunlarına gömüldükçe, gerçek tehlike güçlenir. Westeros’un çöküşü kuzeyden değil, merkezden başlar. Bu noktada anlatı artık yalnızca fantastik değildir; siyasal bir metafora dönüşür.

 

 

Gerçek Dünyada Akgezenler: Anlam Üretmeyen Şiddet
Bugünün Ortadoğu coğrafyasına bakıldığında, benzer bir karanlık biçimiyle karşılaşılır. Bazı cihatçı yapılanmalar, tıpkı Akgezenler gibi bir siyasal özne gibi davranmaz. Gelecek tahayyülü yoktur, toplum tasavvuru yoktur, etik bir sistem üretmezler. Yalnızca yayılırlar. Yalnızca çözerler. Bu yapıların bulunduğu yerlerde siyaset donar. Toplum çözülür. İnsan ilişkileri askıya alınır. Eğitim, kültür, kadın, çocuk, yaşam… her şey işlevsiz hale gelir. Bunlar bir hareketten çok, bir siyasal donma hali yaratır. Tıpkı Kışyarı’nın geçtiği topraklar gibi. Bu yüzden onları klasik anlamda bir “aktör” olarak değil, yıkım üreten bir boşluk mekanizması olarak okumak gerekir.

 

 

 

Yeni Suriye Tasarımı: Devlet Değil, Garnizon
Bugün önümüze konulan “Yeni Suriye” tahayyülü, bilinen anlamda bir devlet formu değildir. Daha çok bir dış kabuk gibi tasarlanmıştır: bayrağı var, üniforması var, güvenlik dili var; ama içsel bir aklı, yönü, politik öznesi yok. Bu yapı, Game of Thrones’ta tahta oturtulan kukla kralları andırır. Tommen gibi: kraldır ama karar vermez. Tahttadır ama iktidar onda değildir. Görünürde bir düzen vardır, ama gerçekte sadece bir kontrol mekanizması işler. Bu yüzden bu yapı bir devlet değil, bir kontra garnizon mantığıyla kurgulanmış gibidir: Toplumu temsil etmek için değil, belli bir alanı sürekli kontrol altında tutmak için vardır. İnşa etmez, yalnızca gözetler. Yönetmez,baskılar.

 

 

 

Kışyarı mı, Alternatif Bir İklim mi?
Bu noktada alegori tersine çevrilir. Çünkü Rojava, daha çok Duvar’ın ötesinde farklı bir hayatı mümkün kılmaya çalışan alan gibidir. Kadınların özne olduğu, merkeziyetçiliğin sorgulandığı, kolektif yaşam biçimlerinin denendiği bir siyasal deneyim ortaya çıkarmıştır. Tam da bu yüzden hedef haline gelir. Çünkü klasik iktidar düzeni için en büyük tehdit silahlı güç değil, alternatif örnektir. Westeros’ta Kuzey neden sürekli sorun çıkarır? Çünkü hafızası vardır. Çünkü diz çökmeye yatkın değildir. Çünkü başka bir etik taşır. Rojava’nın tehlikesi de buradadır: askeri değil, semboliktir. Bir başka yaşam biçiminin mümkün olduğunu göstermesindedir.

 

 

 

Asıl Karanlık Nerede?
Game of Thrones’un finalinde anlaşılır ki Akgezenler yenilebilir. Ama onları mümkün kılan düzen değişmediği sürece, yeni karanlık biçimleri her zaman üretilebilir. Kötülük kuzeyden değil, saraydan çıkar. Tehdit sınırda değil, iktidarın doğasındadır. Bugünün Ortadoğu’sunda da benzer bir eşikteyiz. Cihatçı yapılar, kontra garnizonlar, yönsüz rejimler… Bunların hiçbiri tek başına açıklayıcı değildir. Asıl mesele, anlam üretmeyen iktidar biçiminin normalleşmesidir. Devlet gibi görünen ama devlet olmayan yapıların çoğalmasıdır.


Ve belki de en kritik soru şudur:
Gerçekten kış mı geliyor, yoksa biz çoktan donmuş bir düzenin içinde mi yaşıyoruz?

 


 

Şivan Barıştıran
Selçuk Üniversitesinde Radyo Televizyon ve Sinema okudu. Almanya Bremen üniversitesinde Dijital medya eğitimini sürdürmektedir.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın