Bir ülkede ahlak aşınmışsa, eğitim kurumlarına ve devleti yönetenlere duyulan güven sarsılmışsa, o toplumda önü alınamaz ciddi bir çöküş başlamış demektir. Bu artık bir tespit değil elbette, yaşanan bir gerçektir.
Yanlış ve kontrol edilemeyen sosyal medya kullanımı, ekonomik kaygı yaşayan bir toplumun artık çocuklarını görmezden geldiğini gösteriyor. Onlara sunamadığı her şey karşısında duyulan suçluk psikolojisi, ebeveynleri çocuklarından uzaklaştırdı. Aslında bu bir kaçış! Sorunlarla yüzleşmekten korkan, çocuklarıyla göz göze gelmekten imtina eden bir ruh hali… Çünkü her göz göze geliş, çaresizliği ve yetememe duygusunu yüzlerine çarpıyor!
Eğitimcilere gelince! Pedagojik eğitim almayan, ergen psikolojisinin önemini kavramayan bir yığın niteliksiz eğitimci… “Okul öğrencinin sığınağıdır” sözü çok fazla gündemleştirildi. Gel gör ki okullar artık bir sığınak değil! Öğrenciyi aşağılayan bir eğitimci zihniyeti, bu çocukları suça daha da itiyor. Oysa bir öğrencide sorun gördüğünüz an, rehberlik ve psikolojik danışmanlar eşliğinde doğru yaklaşım geliştirmek gerekir! Ama bugün herkes, sorumluluğu birbirine devrederek işin içinden sıyrılma eğiliminde!
Müdürler, idareciler iktidar yanlısı bir çizgiye sıkışmış durumda! Peki gerçek eğitimin neresindeler? Bu artık ciddi bir tartışma konusudur! Eğitim liyakatten uzaklaştıkça, çocuklar da sistemin dışına itiliyor ne yazık ki. Ve işin en çarpıcı yanı şu ki: Bu tablo yalnızca iktidarın değil, muhalefetin de sorumluluğudur! Yıllardır süren bu çöküşe karşı güçlü, tutarlı ve çocukları merkeze alan bir politika üretilebildi mi? Hayır! Siyasi tartışmaların gölgesinde çocuklar unutuldu! Herkes kendi gündemine gömüldü, herkes kendi hesaplarını yaptı!
Hatta öyle bir unutuluş ki bu; dünyada çocuklara yönelik en karanlık suçlardan biri olarak zihnimize kazınan Jeffrey Epstein gibi bir olay bile gündemden düştü! Konuşulmadı, sorgulanmadı, derinleşmedi! Çünkü artık hiçbir şeyin derinliği yok, hiçbir şeyin ağırlığı yok!
Bugün geldiğimiz noktada tablo ağırdır! Üniversite mezunu binlerce genç işsiz, umutsuz ve geleceksiz bırakılmıştır. Emek değersizleşmiş, insani duygular hırslara ve yarış içine sıkışmış bir toplumun kavgasına dönüşmüş durumda! Ve artık çok daha sarsıcı bir gerçekle karşı karşıyayız: 14 yaşında bir çocuğun elinde silah var!
Bu gençlik nereye gidiyor? Ama asıl soru şu: Bu gençliği bu noktaya kim getirdi?
Bizler o ayakkabı kutucuklarına izin vermeyecektik! Yolsuzlukları görmezden gelmeyecektik! Hukukun yerini itaatkâr sadakatin, liyakatin yerini ise korkuya dayalı bağlılığın aldığı bu düzeni kabullenmeyecektik. Elbette çöküş bir anda olmadı… Adım adım geldi! Ve bugün, hep birlikte o çöküşün içindeyiz. Bu karanlığı biz yarattık ve kutsadık. Çocuğuna sünnet düğünü yapıp onu şehzadevari, bir gösteri nesnesi gibi sergileyen bu toplum da bu çürümenin parçasıdır.
Hiçbir etik değeri olmayan, tek derdi para olan bu düzeni ve zihniyeti yargılayıp mahkûm etmediğimiz sürece; hiçbir yer güvenli ve hiçbir alan gerçek anlamda bir sığınak olmayacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti sağ olsun!
0 Yorum