Modern Ortadoğu tarihi, sömürgeci imparatorlukların çekilmesiyle birlikte Batı tarzı "ulus-devlet" (belirli bir etnik, kültürel veya ulusal kimliğe dayalı egemen siyasi yapı) modellerinin inşasına tanıklık etmiştir. 14 Mayıs 1948: Ortadoğu’da kurulan son klasik ulus devletin doğuşu ve bölgesel kaos.
"Klasik Ulus Devlet" ve İsrail Modeli
Klasik bir ulus devlet; egemenlik sınırları içindeki meşruiyetini, üzerinde yaşayan halkın ortak bir ulusal kimliğe (etnik köken, dil, tarih veya din birliği) sahip olmasından alır. İsrail bu tanıma iki temel sütunla oturur:
19. yüzyılın sonunda Theodor Herzl öncülüğünde Avrupa'da gelişen Siyonizm, Yahudi topluluklarını dini bir cemaat olmanın ötesinde "modern bir ulus" olarak tanımlamıştır. Bu yönüyle İsrail, 19. yüzyıl Avrupası'ndaki İtalyan veya Alman ulusal birlik hareketlerinin ideolojik hatlarını taşır.
İsrail, kendisini anayasal düzeyde "Yahudi halkının ulus devleti" olarak tanımlar. Dünyanın neresinde olursa olsun tüm Yahudilere göç ve vatandaşlık hakkı tanıyan Geri Dönüş Kanunu (1950), bu ulus devlet karakterinin en somut hukuki yansıması.
Ortadoğu Kronolojisinde Neden "Son"?
Ortadoğu'da sömürgecilik sonrası (post-kolonyal) dönemde devletleşme süreçleri farklı dinamiklerle ilerlemiştir. İsrail'i bu kronolojide "son klasik halka" yapan yapısal farklar şunlardır:
Türkiye (1923) ve İran (Rıza Şah dönemi), imparatorluk bakiyesi topraklarda merkezi ve seküler bir ulusal kimlik inşa sürecini çok daha erken tamamlamışlardır.
İngiltere ve Fransa'nın çizdiği (Sykes-Picot) sınırlar üzerine kurulan bu devletler, homojen birer ulusal kimlikten ziyade heterojen etnik/dini yapılara sahipti. Zamanla "Iraklılık" veya "Suriyelilik" kimliği yaratılmaya çalışılsa da, bu yapılar klasik ulus devletlerden ziyade çok kültürlü coğrafyalarda otoriter rejimlerin bir arada tuttuğu devletler oldu.
İngiltere'nin 1971'de çekilmesiyle bağımsız olan BAE, Katar ve Bahreyn gibi devletler kronolojik olarak İsrail'den sonra kurulsa da, yapısal olarak "klasik ulus devlet" değildirler. Güçlerini ulusal bir ideolojiden ziyade kabile bağları, hanedan meşruiyeti ve petrol ekonomisinden alırlar.
İsrail Ulus Devletinin Bölgesel ve Küresel Paradoksları
İsrail'in bir ulus devlet olarak kurulması, Ortadoğu coğrafyasında çözülmemiş dinamikleri de beraberinde getirmiştir:
Klasik ulus devletler homojenlik arar. Ancak İsrail sınırları içinde yaşayan ciddi bir Arap azınlığın (yaklaşık %21) bulunması ve işgal altındaki topraklardaki Filistin nüfusu, devletin "Yahudi ve Demokratik" olma iddiası arasında kalıcı bir gerilim yaratmaktadır.
İsrail'in bir Yahudi ulus devleti olarak kurulması ve bu süreçte yaşanan toprak kayıpları ile göçler (El-Nakba), karşıt bir tepki olarak Filistin ulusal kimliğinin ve milliyetçiliğinin de kristalleşmesini sağlamış, bölgede yeni bir uluslaşma mücadelesini tetiklemiştir.
Özet Tablo: Ortadoğu'da Devletleşme Modelleri
Ülke | Kuruluş / Bağımsızlık | Temel Meşruiyet Kaynağı | Ulus Devlet Niteliği |
Türkiye | 1923 | Türk Milliyetçiliği / Sekülerizm | Klasik Ulus Devlet |
| Mısır | 1922 (Yarı) / 1952 | Mısır Yurtseverliği / Pan-Arabizm | Tarihsel/Bölgesel Ulus Devlet |
| İsrail | 1948 | Siyonizm / Yahudi Ulusal Kimliği | Klasik Ulus Devlet (Bölgedeki Son) |
| Körfez Ülkeleri | 1971 | Kabile Bağları / Hanedanlık / Petrol | Monarşik/Kabile Devleti |
| Yemen | 1990 (Birleşme) | Monarşik/Kabile Devleti | Birleşik Cumhuriyet |
İsrail, 19. yüzyılın "bir ulusa ait bir devlet" felsefesini 20. yüzyılın ortasında Ortadoğu'nun kalbinde hayata geçirmiştir. Bu gecikmiş ama yoğun uluslaşma süreci, etrafındaki çok etnikli veya kabile tabanlı komşularıyla olan uyumsuzluğunun ve dinmeyen bölgesel çatışmaların da temel sosyolojik sebeplerinden biridir.
0 Yorum