Kürt kilamlarında kadınlar; ay, ceylan, şifa, cennet imgeleriyle ve insanüstü güzellikleriyle aşkın temsili.
Her Derdin İlacı
Nofa — Huseynê Omerî
“Memikê Nofa dermane.”
Anlatıcı ağır bir hastalığa yakalanır. Ankara’dan İstanbul’a, Bulgaristan’dan Almanya ve Yunanistan’a kadar doktor doktor dolaşır; iğneler yapılır ancak derdine çare bulunamaz. Sonunda bir din adamı kitaplara bakarak hastalığının tek ilacının Nofa olduğunu söyler.
Nofa böylece yalnızca âşığın özlediği kadın değil, dünyanın bütün hekimlerinin çaresiz kaldığı hastalığın mucizevi devasına dönüşür. Şarkının mizahı ve şehveti, aşk acısını gerçek bir hastalık gibi anlatmasından doğar.
Yaylanın Hükümdarı
Têlî — Huseynê Farê
“Navê wê Têlî ye.”
Anlatıcı, Têlî’nin ailesinin izini sürerek Bingöl, Serhed ve Şerefdîn yaylalarına gider. Üç çadırın altında üç güzel kadın görür. Ortada oturan Têlî’dir; diğer ikisi kahvesini hazırlayıp ona hizmet eder. Têlî, güzelliğiyle grubun merkezine yerleştirilir.
Stranın devamında anlatıcının Têlî’yi çocukluğundan beri sevdiği anlaşılır. Fakat aşkını zamanında açıklamaz. Têlî, 70–80 yaşındaki bir adamla evlendirilir ve sevgilisine, duygularını daha önce söyleseydi birlikte kaçabileceklerini hatırlatır. Güzellik övgüsü böylece gecikmiş bir aşkın ağıdına dönüşür.
Meclislerin Gururu
Seraya Mamed Axa — Şakiro
“Xizêma pozê Seraya Mamed Axa zîvê zelal e.”
Eser, Mamed Ağa’nın kızı Serayê için söylenmiş uzun bir methiyedir. Anlatıcı, Serayê gibi bir sevgiliye sahip olan kişinin beylerin ve hükümdarların bulunduğu meclislerde gururla konuşabileceğini söyler. Serayê burada yalnız kadın değil, güç ve itibar göstergesidir.
Yaygın fakat doğrulanmamış rivayete göre Mamed Ağa, kızının ününü yayması için bir dengbêjden onu öven stran ister. Stranın kendisi bu rivayeti doğrulamaz; fakat Serayê’nin babasının adını ve olağanüstü övgüleri açıkça taşır. Hızması gümüş, dudakları şeker, gerdanı altın olarak betimlenir.
Kırk Yıllık Bekleyiş
Nazê — Şivan Perwer
“Çavê te kanîya kila.”
Nazê; Diyarbekir, Mardin ve Urfa arasında dolaşan, güzelliğiyle gençlerin aklını başından alan bir kadın olarak anlatılır. Bir genç onu ister fakat Nazê’nin babası kızını vermez. Âşığın kalbi Nazê’de kalır; bekleyiş yıllarca devam eder.
Şivan Perwer’in yorumunda Nazê’nin boyu parmak kadar ince, göğsü güllerin açtığı ve bülbüllerin öttüğü bir bahçedir. Aynaya bakıp saçlarını düzelttiğinde gençlerin evini yıktığı söylenir. Anlatıcı kırk yıl beklediğini, sonunda Nazê’yi alıp götüreceğini ilan eder.
Kırk Dört Pınar
Bêrîvanê — Mihemed Arifê Cizîrî
“Sing û berê bedenê Bêrîvana min bî çil û çar kanî ne.”
Anlatıcı, yaylada hayvanları sağmaya giden Bêrîvanê’ye âşıktır. Onun yalnız başına sağım yerine gitmemesini ister ve buluşmalarına gerekçe olarak süt tulumunun koptuğunu söylemesini öğütler. Bêrîvanê ise çobanla konuşarak aşkını gizlemeye çalışır.
Bêrîvanê’nin başındaki taç altından, göğsü ve bedeni kırk dört pınardan oluşmuş gibi anlatılır. Anlatıcı bu pınarlardan gece boyunca içse bile susuzluğunun dinmeyeceğini söyler. Hamamdan çıkan Bêrîvanê’nin bedeni ve elmaya benzetilen göğüsleri, âşığın yüreğini yakan destansı bir güzelliğe dönüşür.
Uğruna Ölünen Gül
Ay Lê Gulê — Mihemed Şêxo
“Ez li ser gulê têm kuştinê.”
Anlatıcı, “Gulê”yi başka bir eve vermeyeceğini ve onun uğruna öldürülmeyi göze aldığını söyler. Zorba, Gulê’yi vermeyi reddederken âşık mücadele edeceğini, gerekirse başlık parasını kendi kanıyla ödeyeceğini ilan eder.
Gulê; yeşil, kırmızı, sarı ve beyaz renkleri üzerinde taşıyan değerli bir cevherdir. Güzelliği karşısında bülbüller bile inler. Fakat şarkıdaki Gulê yalnızca sevilen bir kadın değildir; renkleri, özgürleştirilme çağrısı ve “zorba”ya karşı verilen mücadele nedeniyle ülke, halk veya özgürlük simgesi olarak da okunabilir.
0 Yorum