gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 4 dk okuma süresi

Kürt-Türk İttifakları

“Ortaklık, Mücadele ve Kırılmalar”


Kürt-Türk İttifakları

İki Bütün Halk Değildi


Tarihte Kürtler ve Türkler, tek merkezden karar veren iki siyasi blok olarak hareket etmedi. Selçuklu hükümdarları, Osmanlı yönetimi, Kürt emirlikleri, aşiretler ve yerel güçler kendi çıkarları doğrultusunda farklı kararlar aldı. Bu nedenle ilişkileri kesintisiz bir kardeşlik veya sürekli çatışma şeklinde anlatmak eksik kalır. Kurulan ortaklıkların temelinde çoğunlukla dış tehditler, sınır güvenliği, dini yakınlık, toprakların korunması ve yerel yönetim hakları bulunuyordu.

 

Malazgirt’te İlk Ortaklık


1071 Malazgirt Savaşı, günümüzde Kürt-Türk ittifakının başlangıcı olarak gösteriliyor. Selçuklu ordusuna bölgedeki Kürt güçlerinin katıldığına ilişkin tarihsel aktarımlar bulunuyor. Ancak katılımın büyüklüğü ve savaşın sonucundaki etkisi tartışmalıdır. Bu dönem modern ulusal kimliklerden önceye aitti. Dolayısıyla Malazgirt’i iki halkın resmi anlaşması değil, Selçuklular ile bölgesel Kürt güçlerinin Bizans karşısında geliştirdiği askeri yakınlaşma olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

 

Çaldıran’da Kurulan İttifak


Kürt emirleri ile Osmanlı yönetimi arasındaki en açık ittifak, 16. yüzyılın başında kuruldu. Safevi yönetiminin bölgede izlediği politikalar, çok sayıda Sünni Kürt emirini Osmanlı’ya yaklaştırdı. İdris-i Bitlisi’nin yürüttüğü görüşmeler sonucunda bazı Kürt emirleri 1514 Çaldıran Savaşı’nda Osmanlı tarafında yer aldı. Osmanlı yönetimi de bağlılık bildiren yerel hanedanların kendi bölgelerindeki yönetim haklarını belirli ölçülerde tanımayı kabul etti.


Emirliklerle Kurulan Denge


Çaldıran sonrasında Bitlis, Cizre, Hakkâri, Palu ve Eğil gibi bazı Kürt emirlikleri Osmanlı egemenliği altında varlıklarını sürdürdü. Emirler vergi, askeri destek ve sınır güvenliği konusunda merkeze bağlı kalırken önemli yerel yetkileri korudu. Bu düzen Osmanlı’ya İran sınırında koruyucu bir kuşak, Kürt emirliklerine ise rakip güçlere karşı güvenlik sağladı. Ancak ortaklığın sınırları yine Osmanlı merkezi tarafından belirleniyordu.

 

Merkezileşmeyle Gelen Kırılma


Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda merkezi otoriteyi güçlendirmeye yöneldi. Yerel hanedanların askeri ve idari yetkileri tasfiye edilirken Kürt emirliklerinin önemli bölümü ortadan kaldırıldı. Bedirhan Bey ve diğer Kürt mirleriyle yaşanan çatışmalar, eski dengenin sona erdiğini gösterdi. Osmanlı-Safevi rekabeti sırasında gerekli görülen yerel yönetim alanı, merkezileşmenin önünde engel kabul edildi. Böylece dış tehdide karşı kurulan ortaklık, yönetim yetkisi üzerinden çatışmaya dönüştü.


Hamidiye Alayları Dönemi


II. Abdülhamid yönetimi, 1891’den itibaren bazı Kürt aşiretlerini Hamidiye Hafif Süvari Alayları içinde örgütledi. Yapıda Arap, Türkmen ve Karakalpak unsurlar da bulunsa da ağırlığı Sünni Kürt aşiretleri oluşturdu. Saray, sınır güvenliğini ve bölgedeki otoritesini güçlendirmeyi amaçladı. Aşiret liderleri ise silah, statü ve nüfuz kazandı. Ancak sistem, aşiretler arasındaki eşitsizlikleri artırdı ve Ermeni toplumuna yönelik şiddetle ağır bir miras bıraktı.


Milli Mücadelede Ortak Cephe


1919–1922 döneminde Kürtlerin siyasi tutumu tek tip değildi. Bağımsızlık veya özerklik arayan çevrelerin yanında, yabancı işgale ve toprakların paylaşılmasına karşı Ankara hareketini destekleyen Kürt aşiretleri, dini önderler ve milletvekilleri de bulunuyordu. Erzurum ve Sivas kongrelerinde ortak savunma düşüncesi öne çıktı. Birinci Meclis’te Kürt bölgelerinden temsilciler yer aldı. Ancak savaş sırasındaki birliktelik, yeni devlet konusunda bütün beklentilerin aynı olduğu anlamına gelmiyordu.

 

Cumhuriyet’te Değişen Denklem


Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra merkezi ve üniter devlet anlayışı güç kazandı. Türk kimliği etrafında şekillenen ulus politikaları, Kürtlerin kolektif kimliğine ve yerel taleplerine alan açmadı. Koçgiri’den Şeyh Said’e uzanan çatışmalar ilişkinin yönünü değiştirdi. Kürtçeye getirilen sınırlamalar, iskân politikaları, yer adlarının değiştirilmesi ve askeri müdahaleler, Milli Mücadele dönemindeki ortaklık söylemini zayıflattı. Birlikte savaşan güçler, Cumhuriyet’in nasıl örgütleneceği konusunda karşı karşıya geldi.

 


İttifaklar Neden Kalıcılaşmadı?


Tarihsel örneklerde benzer bir döngü görülüyor. Merkezi yönetimler savaş ve dış tehdit dönemlerinde Kürt aktörlerin askeri ve siyasi desteğine ihtiyaç duydu. Tehdit ortadan kalktığında ise yerel yetkiler ve farklı kimlik talepleri merkezileşmenin önünde engel kabul edildi. Temel sorun birlikte mücadele edilememesi değildi. Asıl sorun, mücadele sonrasında yönetimin, hakların ve siyasi söz hakkının nasıl paylaşılacağı konusunda kalıcı ve güvenilir bir hukuk düzeninin kurulamamasıydı.

 

İttifak Yeniden Tartışılıyor


Tarihsel Kürt-Türk ittifakı bugün yeniden siyasal tartışmaların gündeminde. Abdullah Öcalan da Malazgirt, Çaldıran ve Milli Mücadele dönemlerini bu ortaklığın aşamaları olarak değerlendiriyor; ittifakın eşitlik, hukuk ve demokratik cumhuriyet temelinde düzenlenmesini savunuyor. Günümüzdeki temel soru, iki halkın yeniden ortaklık kurup kuramayacağı değil. Asıl soru, geçmişte kalıcılaştırılamayan ilişkinin eşit yurttaşlık, kimliklerin tanınması ve demokratik haklar üzerinden güvenceye kavuşturulup kavuşturulamayacağıdır.

 

Barış Barıştıran
Özgür Gün TV’de yayın müdürlüğü yaptı, farklı radyo ve gazetelerde kurucu, editör ve tasarımcı olarak görev aldı. Yeni nesil medya ve yapay zeka gazeteciliğini geliştiren çalışmalar yapmakta ve BanDor’un Genel Yayın Yönetmeni olarak çalışmalarını sürdürmektedir.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın