0 Yorum | 3 dk okuma süresi

Sinemayı mı, Zamanı mı Kaybettik?

"Algoritmaya Karşı Salonları Geri Getirmek Mümkün mü?"


Sinemayı mı, Zamanı mı Kaybettik?

Ritüelin Kaybı
Yılmaz Erdoğan’ın “Sinemayı geri getirmeliyiz” cümlesi her ne kadar “Sinema Yasası” ile sinemanın tabutuna çivi çakan birinden gelmesine rağmen, ilk bakışta salonların yeniden dolmasına yönelik ekonomik bir çağrı gibi okunabilir. Oysa Chul Han’ın düşüncesiyle bakıldığında mesele çok daha derindir. Han’a göre modern insan yalnızca mekanları değil, ritüelleri kaybetti. Sinema salonu, bireyin evden çıkıp karanlık bir odada yabancılarla aynı hikayeye teslim olduğu kolektif bir ritüeldi. Dijital platformlar ise bu ritüeli kişisel tüketime dönüştürdü. Artık film izlemek ortak bir deneyim değil, algoritmanın önerdiği içerikler arasında yapılan bireysel bir seçim oldu.

 

 

Performans Toplumunda Seyirci Olmak
Han’ın Yorgunluk Toplumu’nda tarif ettiği özne sürekli üretmek, hızlanmak ve kendini optimize etmek zorundadır. Sinema ise tam tersine insanı iki saat boyunca hiçbir şey üretmeden oturmaya davet eder. Telefonunu kapatır, dış dünyayla bağını keser ve yalnızca bakar. Bugünün seyircisi ise aynı anda mesajlaşan, sosyal medyada dolaşan, filmi durdurup devam ettiren bir kullanıcıya dönüşmüştür. Film artık deneyim değil, tüketilebilir içeriktir.“Sinemayı geri getirmek” bu nedenle yalnızca salonları açmak değil; dikkatin yeniden inşa edilmesi anlamına gelir.

 

 


Şeffaflık Toplumunda Karanlık Salon
Chul Han’ın Şeffaflık Toplumu’nda eleştirdiği dünya, her şeyin görünür, ölçülebilir ve sürekli paylaşılabilir olmasını ister. Oysa sinema salonu bunun tam tersidir. Karanlıkta kimse birbirini izlemez; herkes perdeye bakar. Film bitince deneyim hemen paylaşılmaz, önce insanın içinde yankılanır. Dijital kültür ise daha jenerik akarken “yorum yap, puan ver, hikayene ekle” demektedir. Belki de sinemanın bugün özlenen yanı, karanlığın kendisidir. Çünkü karanlık düşünmeye izin verir.

 

 


Algoritmanın Yerine Karşılaşma
Netflix, Disney, Prime Video ve benzeri platformlar bize seveceğimiz filmleri önerir. Veri toplumu tam da böyle işler: Geçmiş tercihlerimiz geleceğimizi belirler. Sinema salonu ise rastlantının mekanıdır. Yan koltukta oturan yabancı, beklenmedik bir film, ortak kahkaha veya aynı sessizlik… Bunların hiçbiri algoritmayla hesaplanamaz.

 

 

 

Geri Getirilecek Olan Sinema mı, Zaman mı?
Chul Han sürekli şunu hatırlatır: Modern insanın temel krizi mekan değil, zamandır. Her şeyi hızlandıran çağ, hiçbir deneyimin derinleşmesine izin vermez. Bu yüzden “Sinemayı geri getirmeliyiz” cümlesi belki de yanlış kurulmuştur. Çünkü geri getirilmesi gereken yalnızca sinema değildir. Salonlar yeniden açılabilir, filmler yeniden çekilebilir. Ama ritüel geri gelmezse sinema yalnızca fiziksel bir mekan olarak döner. asıl mesele sinemanın ölümü değil; ortak deneyimin yerini kişiselleştirilmiş tüketimin almış olmasıdır.

 

 

 

Şivan Barıştıran
Selçuk Üniversitesinde Radyo Televizyon ve Sinema okudu. Almanya Bremen üniversitesinde Dijital medya eğitimini sürdürmektedir.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın