0 Yorum | 9 dk okuma süresi

Sokakları Kaybeden Çocuklar

“Sokaklardan Ekranlara Değişen Hayat”


Sokakları Kaybeden Çocuklar

1. Sokaklardan Ekranlara Değişen Hayat


Bir zamanlar oyun sesleriyle dolan sokaklar, çocuklar için bugün ne kadar ulaşılabilir? Güvenlik kaygıları, değişen kent yaşamı ve dijital ekranlar çocukların oyun alışkanlıklarını nasıl etkiliyor? Çocukluk, sokaklardan ekranlara taşınırken neler değişiyor?


Bir topun peşinden koşmak, apartman önünde arkadaşlarla buluşmak, akşam eve çağrılana kadar oyun oynamak… Birçok kuşağın çocukluk hafızasında yer eden bu görüntüler, bugün de bazı mahallelerde yaşamaya devam ediyor. Ancak çocukların oyun dünyası artık ekranların, yoğun trafiğin, değişen mahalle ilişkilerinin ve ailelerin güvenlik kaygılarının etkisi altında.


Çocuklar gerçekten sokaklardan uzaklaşıyor mu? Yoksa sokaklar mı çocuklar için daha az elverişli hâle geliyor? Dijital oyunlar ve sosyal medya, çocukların boş zamanlarında nasıl bir yer tutuyor? Bu soruların yanıtı yalnızca telefonlarda veya tabletlerde değil, kentlerin nasıl düzenlendiğinde, ailelerin yaşam koşullarında ve çocuklara ne kadar bağımsız hareket alanı bırakıldığında da aranmalı.


2. Çocukların dünyasında ekranların payı büyüyor


Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 2024 Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması, çocukların dijital dünyayla kurduğu ilişkinin boyutunu ortaya koyuyor.


Araştırmaya göre 6-15 yaş grubunda internet kullanım oranı 2021'de yüzde 82,7 iken 2024'te yüzde 91,3'e yükseldi. Aynı araştırmada çocukların yüzde 76,1'inin cep telefonu veya akıllı telefon kullandığı, yüzde 74'ünün dijital oyun oynadığı, yüzde 66,1'inin ise sosyal medya kullandığı belirtildi.


Sosyal medya kullanımı yaş gruplarına göre farklılaşıyor. 2024 verilerinde 6-10 yaş grubundaki çocukların yüzde 53,5'inin, 11-15 yaş grubundakilerin ise yüzde 79'unun sosyal medya kullandığı görülüyor.


Bu veriler, ekranların çocukların günlük yaşamında önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Ancak internet ve dijital oyun kullanımındaki artış, çocukların sokakta daha az zaman geçirdiğini tek başına kanıtlamıyor. Bunun için çocukların açık havada geçirdiği süreyi, fiziksel etkinliklerini, oyun alanlarına erişimini ve boş zaman alışkanlıklarını birlikte inceleyen verilere ihtiyaç var.


Yine de ortaya çıkan tablo önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Çocukların dijital dünyada geçirdiği zaman artarken fiziksel çevreleri onlara hangi oyun olanaklarını sunuyor?


3. Sokaklar neden çocuklar için daha zor bir alan hâline gelebilir?


Bir çocuğun sokağa çıkıp arkadaşlarıyla oyun oynayabilmesi, yalnızca kendi isteğine bağlı değil. Yaşadığı mahallenin fiziksel koşulları, trafik yoğunluğu, güvenli oyun alanlarının varlığı, parkların uzaklığı ve yetişkinlerin güvenlik kaygıları da bu imkânı belirliyor.


Kaldırımlara park edilen araçlar, çocukların hareket alanını daraltan trafik, oyun alanlarının yetersizliği ve araç trafiğine açık sokaklar, çocukların bağımsız hareket etmesini zorlaştırabilecek etkenler arasında.


Özellikle yoğun yapılaşmanın bulunduğu mahallelerde çocukların oyun oynayabileceği alanlar, ev ile okul arasındaki güzergâha veya belirli parklarla sınırlı kalabiliyor. Bu durum her mahallede aynı biçimde yaşanmıyor. Ancak çocukların oyun hakkı, yaşadıkları yerin fiziksel koşullarından bağımsız düşünülemiyor.


Bir parkın varlığı da tek başına yeterli değil. Parkın güvenli olması, yürüyerek ulaşılabilmesi, farklı yaş gruplarındaki çocukların ihtiyaçlarına yanıt vermesi ve çocukların orada serbestçe oynayabilmesi gerekiyor.


UNICEF'in çocuk odaklı kent planlamasına ilişkin çalışmaları da çocukların sağlıklı, güvenli, kapsayıcı ve yeşil alanlara erişiminin önemini vurguluyor. Kamusal alanlar yalnızca dinlenme veya geçiş noktaları değil; çocukların çevreleriyle ilişki kurduğu, hareket ettiği ve toplumsal yaşamı öğrendiği yerler.


Bu nedenle mesele yalnızca çocukların neden dışarı çıkmadığı değil, kentlerin çocuklara ne kadar yer bıraktığı.


4. Ekranlar suçlu mu, yoksa hayatın yeni parçası mı?


Çocukların ekranlarla kurduğu ilişkiyi yalnızca bir sorun olarak değerlendirmek, meselenin önemli bir bölümünü gözden kaçırabilir. Dijital oyunlar eğlence, öğrenme ve arkadaşlarla iletişim kurma olanağı sağlayabiliyor. İnternet, çocukların bilgiye erişiminde de önemli bir araç.


Asıl tartışma, ekranların çocukların yaşamındaki yerinin nasıl şekillendiğiyle ilgili.


Dijital etkinlikler uykuya, fiziksel harekete, yüz yüze ilişkilere ve serbest oyuna ayrılan zamanı kısıtladığında denge sorunu ortaya çıkabilir. Buna karşılık her ekran kullanımını zararlı kabul etmek veya dijital oyun oynayan çocukların gerçek yaşamdan koptuğunu varsaymak da doğru değil.


Dünya Sağlık Örgütü, beş yaşın altındaki çocuklara ilişkin rehberinde 3-4 yaş grubunun gün boyunca farklı türlerde en az 180 dakika fiziksel etkinlik yapmasını öneriyor. Aynı yaş grubunda hareketsiz ekran süresinin günde bir saati aşmaması, daha az olmasının ise daha iyi olduğu belirtiliyor. Bu öneri özellikle küçük çocuklara yönelik; daha büyük çocuklar için aynı sınır doğrudan genellenmemeli.


Dolayısıyla tartışmanın merkezinde yalnızca ekranın kaç saat açık kaldığı değil, çocuğun gününün nasıl geçtiği bulunuyor. Çocuk hareket ediyor mu? Arkadaşlarıyla oynayabiliyor mu? Yeterince uyuyor mu? İlgi duyduğu etkinliklere erişebiliyor mu?


Bu soruların yanıtı, ekran süresini tek başına değerlendirmekten daha kapsamlı bir yaklaşım sunuyor.


5. Her çocuğun çocukluğu aynı değil


Çocukların oyun olanakları, ailelerin ekonomik koşullarından ve yaşadıkları çevreden bağımsız değil.


Güvenli bir bahçesi olan evde yaşayan çocukla yoğun trafik bulunan bir apartman çevresinde yaşayan çocuğun oyun olanakları aynı olmayabilir. Ücretsiz spor alanlarına ve parklara kolayca ulaşabilen çocuklarla bu imkânlardan uzak yaşayan çocuklar da aynı koşullara sahip değil.


Ailelerin çalışma saatleri, çocukları gözetebilecek yetişkinlerin bulunup bulunmaması ve güvenli ulaşım olanakları da gündelik hayatı etkiliyor. Bazı aileler çocuklarının tek başına dışarı çıkmasına güvenlik nedeniyle izin vermezken bazı çocuklar için dışarıda oyun oynayabilecekleri uygun bir alan bulunmayabiliyor.


Bu nedenle çocukların sokakta oynayamamasını yalnızca ebeveynlerin tercihlerine veya telefon kullanımına bağlamak eksik bir değerlendirme olur. Çocukların bağımsız hareket edebilmesi, ailelerin koşulları kadar kamusal alanların niteliğiyle de ilgili.
Üstelik bu eşitsizlik, yalnızca oyun saatlerini değil, çocukların yaşadıkları çevreyi keşfetme ve yaşıtlarıyla bir araya gelme fırsatlarını da etkileyebilir.


6. Sokakta oyun oynamak neden önemli?


Oyun, çocuklar için yalnızca boş zamanı değerlendirme biçimi değil. Serbest oyun sırasında çocuklar hareket ediyor, kurallar üzerinde uzlaşıyor, anlaşmazlıkları çözmeyi deniyor ve başkalarıyla ilişki kuruyor.


Bir oyunun nasıl başlayacağına, kuralların nasıl değişeceğine veya bir anlaşmazlığın nasıl çözüleceğine çocukların birlikte karar vermesi, gündelik yaşam içinde deneyim kazanabilecekleri alanlar yaratıyor.


Ancak bu deneyimlerin yalnızca sokakta yaşanabileceğini söylemek de doğru değil. Evde, okulda, parkta, spor alanlarında ve dijital ortamlarda farklı oyun biçimleri mümkün. Önemli olan çocukların çeşitli oyun deneyimlerine erişebilmesi ve hareket etmeye, üretmeye, dinlenmeye ve başkalarıyla ilişki kurmaya yeterli zaman bulabilmesi.


Sokak oyunlarının değeri de burada ortaya çıkıyor. Çocukların yaşadıkları çevreyle doğrudan ilişki kurabildiği, yakınlarındaki arkadaşlarıyla buluşabildiği ve yetişkinlerin sürekli yönlendirmesi olmadan oyun kurabildiği alanlar, çocuk dostu bir kent yaşamının parçalarından biri.


UNICEF'in kent planlaması yaklaşımı, çocukların ihtiyaçlarının şehirlerin tasarımında ve kamusal karar süreçlerinde dikkate alınması gerektiğini vurguluyor. Çocukların yaşadığı mahallede güvenle hareket edebilmesi, yalnızca ailelerin bireysel çabasıyla sağlanabilecek bir imkân değil.


7. Çocuk dostu kent mümkün mü?


Çocukların sokakla ilişkisini güçlendirmek için tek bir çözüm bulunmuyor. Trafik güvenliğinin artırılması, kaldırımların kesintisiz ve kullanılabilir hâle getirilmesi, parkların erişilebilir olması ve çocukların yaşadıkları çevrede güvenle hareket edebilmesi bu başlıkların bazıları.


Okul çevrelerinin güvenliği, araç hızlarının sınırlandırılması, yeşil alanların korunması ve farklı yaş gruplarına uygun ücretsiz oyun alanlarının oluşturulması da yerel yönetimlerin değerlendirebileceği adımlar arasında.


Bu yaklaşımın yalnızca büyük parklar yapmakla sınırlı kalmaması gerekiyor. Çocukların evlerinden çıkıp yakın çevrelerinde güvenli biçimde hareket edebilmesi, mahalle ölçeğindeki düzenlemeleri de önemli hâle getiriyor.


Çocukların ihtiyaçlarını belirlerken onların görüşlerini dinlemek de önemli. Hangi alanlarda oyun oynamak istedikleri, nerelerde kendilerini güvende hissetmedikleri ve hangi engellerle karşılaştıkları, kent planlamasına ilişkin kararlar için anlamlı bilgiler sağlayabilir.


Çocukların yaşadıkları kentte söz sahibi olması, onları yalnızca korunması gereken bireyler olarak değil, kamusal yaşamın bir parçası olarak görmeyi gerektiriyor.


8. Asıl soru: Çocuklar mı değişti, yaşam alanları mı?


Ekranların yaygınlaşması, çocukların oyun dünyasında önemli bir dönüşüm yarattı. Ancak çocukluğun nasıl değiştiğini anlamak için yalnızca telefonlara, tabletlere veya dijital oyunlara bakmak yeterli değil.


Çocukların dışarıda ne kadar zaman geçirdiği, hangi oyun alanlarına erişebildiği, ailelerin hangi güvenlik kaygılarını taşıdığı ve mahallelerin çocukların ihtiyaçlarına ne ölçüde yanıt verdiği de araştırılmalı.


Türkiye'de çocukların internet kullanımını gösteren veriler mevcut. Ancak bu veriler, bütün çocukların sokaklardan çekildiğini veya dijital oyunların sokak oyunlarının yerini tamamen aldığını kanıtlamıyor. Böyle bir sonuca ulaşmak için açık hava etkinlikleri, fiziksel aktivite, kentlerdeki oyun alanları ve çocukların gündelik zaman kullanımı hakkında daha kapsamlı verilere ihtiyaç var.


Belki de asıl soru, çocukların neden ekranlara yöneldiğinden önce, ekranların dışında onlara nasıl bir dünya sunduğumuz.


Çünkü çocukların sokakta oynayabilmesi yalnızca geçmişe ait bir alışkanlığın devamı değil. Güvenli, erişilebilir ve yaşanabilir kentler kurma sorumluluğunun da bir parçası.


Sokakları kaybeden çocuklar mı, yoksa çocuklara yer açmayı unutan kentler mi?


Bu sorunun yanıtı, çocukların ekranlarında olduğu kadar yaşadıkları mahallelerde, kullandıkları yollarda ve oyun oynayabilecekleri alanlarda aranmalı.
 

Jêhat Yılmaz
Dijital medya alanında çalışmalarını sürdürmekte. BanDor editörü olarak dijital içerikler üretmekte.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın