gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 4 dk okuma süresi

3. Amed Film Festivali

Sinemada Politik Israr: Kürt Sineması


3. Amed Film Festivali

Amed’deydim.

Sekiz gün boyunca bu kentin sokaklarında, salonlarında bir film festivalinin içindeydim. Ve daha en baştan şunu söylemem gerekiyor: Amed’de bir film festivali yapmak, hele ki Kürtçe’nin ön planda olduğu bir film festivali yapmak, artık sadece kültürel bir faaliyet değildir.

Bu, açık biçimde politik bir eylemdi.

Çünkü bu kent, sekiz yıl boyunca kayyumlar tarafından yönetildi. Bu süre zarfında yalnızca belediyeler gasp edilmedi; Kürtlerin dili, kültürü, hafızası ve kamusal alanları da bilinçli bir şekilde tasfiye edilmeye çalışıldı. Kürtçe tabelalar indirildi, kültür merkezleri kapatıldı, etkinlikler yasaklandı, sanatçılar dışlandı. Kültür-sanat bu kentte bir ihtiyaç değil, bir tehdit olarak görüldü.

İşte tam da bu yüzden 3. Amed Film Festivali sıradan bir etkinlik değildir.

Bu festival, kayyum döneminin ardından, halkın seçtiği Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile Ortadoğu Sinema Akademisi’nin ortak iradesiyle gerçekleşti. Bu detay bir dipnot değil, yazının tam merkezidir. Çünkü kayyumların yapamadığını, daha doğrusu yapmayı bilinçli olarak reddettiğini, halkın seçtiği irade mümkün kıldı.

Kayyumların Kürtçeye kapattığı salonlarda, halkın iradesiyle yeniden perde açıldı.

Ben o perdenin açıldığı salondaydım.

Festival boyunca şunu çok net gördüm:
Bu festival Kürtçe’yi vitrine koymadı; merkeze yerleştirdi. Kürtçe burada süslenmiş bir kimlik değil, doğrudan üretim diliydi.

Bakur’dan, Başûr’dan, Rojava’dan, Rojhilat’tan ve Avrupa diasporasından gelen Kürt sinemacılar Amed’de yan yana geldi. Farklı lehçelerle konuştuk ama tercümeye ihtiyaç duymadık. Çünkü mesele kelimeler değil, ortak hafızaydı. Kürtçe bu festivalde “korunması gereken bir değer” olarak değil; film üreten, tartışan, eleştiren yaşayan bir dil olarak vardı.

 

Kayyumların yıllarca tahammül edemediği şey tam da buydu.

Bu yüzden salonların Kürtçe filmlerle dolu olması, başlı başına politik bir cevaptı.

Amed’de sadece filmler izlenmedi, yüzleşmeler yaşandı.

Avrupa diasporasında yaşayan Kürt sinemacılar ile coğrafyada, tüm imkânsızlıklara rağmen üretmeye çalışan sinemacılar ilk kez bu kadar doğrudan yan yana geldi. Kimse kimseyi dışlamadı, romantize etmedi. Kimse kolay cümleler kurmadı. Sorular soruldu, eleştiriler yapıldı, mesafeler konuşuldu.

 

Ortadoğu Sinema Akademisi’nin bu süreçteki rolü özellikle önemliydi. Akademi, sinemayı yalnızca estetik bir alan olarak değil; dil, hafıza ve politik mücadele alanı olarak ele alan bir yerde durdu. Bu yaklaşım, festivali sıradan bir organizasyon olmaktan çıkarıp gerçek bir karşılaşma alanına dönüştürdü.

Festivalin sonunda filmler ödüllendirildi. Ama o ödüller sahnede bırakılmadı. Ödül alan sinema emekçileri, ödüllerini bu festivale sahip çıkan seyirciyle paylaştı. Salonları tamamen dolduran, filmden sonra soru soran, eleştiren, itiraz eden, geliştiren, fikir veren seyirciyle…

 

Bu festivalde seyirci sadece izleyen olmadı. Filmi tamamlayan, anlamlandıran bir parça oldu. Bu halkın sinemacıları ödüllerini seyirciyle paylaşırken bir jest yapmadı; bir gerçeği teslim etti. Bu coğrafyada sinema, ancak halkla birlikte anlamlıdır.

 

Bir noktayı özellikle yazmak zorundayım:


Bu festival, Amed’de yaşayan onlarca genç gönüllünün emeğiyle can buldu. Misafir ağırlamada da, salon girişlerinde, kayıt masalarında, teknik işlerde… Çoğu gençti, çoğu kendi dillerinde sinemadan mahrum büyümüştü. İl dışından gelen bütün konuklar onların fedakâr çabalarından etkilendiler. Para için değil, görünür olmak için değil; bu festival büyüsün diye çalıştılar. Bu festival onların emeğiyle yürüdü ama isimleri afişlerde anılmadı. O yüzden buradan özellikle yazıyorum:
Bu festival onların festivalidir.

 

Festival bu yıl coşkuyla bitti. Bir sonraki senelerde yeni üretimlerle buluşmak dileğiyle vedalaşıldı.

 

Ben bu festivalde şunu gördüm:


Kürt sineması gelecek adına umut verdi.
Kürtçe hâlâ direniyor.
Ve ne yaparsa yapsın, halkın iradesiyle açılan bu perde artık kolay kolay kapanmayacak.

Amed’deydim.
Gördüm.


Ve yazıyorum:


3. Amed Film Festivali bir sonuç değil, kayyum ve devletlerin inkâr politikalarına karşı kültürel bir başlangıçtır…

 

 

Sedat Barış
Kürtçe mizah dergisi Pîne'de çalıştı. Mezopotamya Kültür Merkezi'nde 3 yıllık tiyatro eğitimi sonrasında yardımcı yönetmen, yazar olarak görev aldı. Türk dizi, sinema filmleri sektöründe 2 yıl sanat asistanı olarak çalıştı. 2009 yılında Diyarbakır'a yerleşti. Ķürtçe tiyatro yapan gruplarda eğitmen, yönetmen, yazar olarak görev aldı ve Sinemada'da birçok dizi ve sinema filmleri setlerinde sanat yönetmenliği yaptı.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın