Adalet bazen bir yasa değildir, bazen bir vicdan sarsıntısıdır.
Dostoyevski’nin Raskolnikov’u ile Gonçarov’un Oblomov’u, insan ruhunun iki uç yarasını temsil eder: Biri iktidar hevesiyle yanar, diğeri eylemsizlikle çürür. Biri “Ben yapabilirim.” diye çöker, diğeri “Nasıl olsa değişmez.” diyerek. Ve bu iki hâl, yalnızca Rus romanının değil; Kürdistan’ın da sessiz aynasıdır.
Raskolnikov: Kutsallaşmış Ego
Raskolnikov suçu saklamak için değil, kutsamak için işler. Kendini “olağan” insanların ötesinde görür. Ünlü tezini şöyle kurar: Bazı insanlar sıradan değildir. Onlar toplumu aşma hakkına sahiptir. Bu düşünce, Nietzsche’nin üstinsan fantezisini andırır. Ancak Raskolnikov’da felsefe, psikolojik bir savunmaya dönüşür.
Dostoyevski aslında şunu sorar:
“Bir insan adaleti kendi zihnine indirdiği anda hâlâ adalet kalır mı?”
Cevap romanda gizlidir: Hayır.
Şeyhlik tam burada başlar. İnsanın Tanrı adına konuşma cüretidir bu. Raskolnikov’un “Ben üstünüm.” diyen sesi, şeyhte “Ben kutsalım.” diye yankılanır. İkisi de adaleti dışlar, yerine meşruiyet üretir.
Hannah Arendt’in ifadesiyle bu,“kötülüğün sıradanlaşması” değil; kutsallaşmasıdır.
Oblomov: Yatağın Felsefesi
Oblomov ise hiç kimseyi öldürmez; ama hiçbir şeye de can vermez. O yatarken çürür dünya. Ve Gonçarov’un asıl ustalığı burada başlar. Oblomov bir karakter değil, bir iklimdir.
Albert Camus, Başkaldıran İnsan’da insanın en büyük suçlarından birinin “alışmak” olduğunu söyler. Oblomov alışmıştır; yoksulluğa, çürümeye, adaletsizliğe…
Ağalık düzeni de budur: Bir tür tarih uykusu.
Toprak değişmez, insanlar değişmez, düzen kutsallaşır. Oblomov yatakta, ağa toprakta yatmaktadır. İkisi de hareketsizlikle hükmeder.
Kürdistan’da Adalet: Kırılma Yeri
Kürdistan’da adalet sadece siyasal bir sorun değildir; psikolojik bir yaradır.
Raskolnikov tipi şeyhlik insanı korkuyla ezer.
Oblomov tipi ağalık insanı alışkanlıkla çözündürür.
Biri imanla zincirler, diğeri gelenekle.
İkisi de insanı insanlıktan eksiltir. Frantz Fanon’un dediği gibi:
“Bir halk en çok, kendini küçük görmeye başladığında sömürülür.”
Kürdistan’daki asıl yıkım burada başlar.
Utanç ve Hareket
Raskolnikov’u kurtaran ceza değil; utançtır. Çünkü utanç, vicdanın kanamasıdır.
Oblomov’u kurtarabilecek tek şey ise harekettir. Bir adım. Bir cümle. Bir itiraz.
Nietzsche’nin dediği gibi: “İnsan aşılması gereken bir varlıktır.”
Ama aşmak için önce doğrulmak gerekir.
Sonuç: Adalet Nerede Başlar?
Ne mahkemede ne devlette. Adalet bir insanın içinde başlar.
Ayağa kalktığı anda. Kürdistan’ın ihtiyacı bir kurtarıcı değildir.
Bir uyanıştır. Ve adalet, bir gün gerçekten gelecekse
bir yasa gibi değil, bir bilinç gibi gelecektir.
0 Yorum