gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 5 dk okuma süresi

Ahmet Güneş:

Kekemelikten Kaleme, Yazının Bir Sığınak Olarak Doğuşu


Ahmet Güneş:

Yazarlığı yaşamdan bir kaçış değil, onun kalbine inmek olarak tanımlayan savaşın ve sessizliğin içinden gelen Güneş, “Göğe Kuşak Lazım”dan “ViskiRing”e uzanan yolculuğunda hem kişisel hem toplumsal hikâyeleri iç içe anlatıyor.
Kürt kimliği, cinsellik, hafıza ve direniş temalarıyla örülü eserlerinde; gevezelikten, yargı dağıtmaktan uzak, derin bir iç sesle konuşuyor. Yazar Ahmet Güneş yazarlığını, edebiyat anlayışı ve kitaplarını BanDor’a anlattı. 



Yazar kimliğiniz nasıl oluştu? Çocukluk ve gençlik yıllarınız yazarlığınızı nasıl etkiledi?

Açıkçası, içe kapanık bir çocuktum ve bir dönem kekeme oldum. Bu yüzden konuşmak yerine yazmak, kendi içimde konuşmak gibi bir alışkanlık geliştirdim. Diyemediklerimi kâğıda yazar, kendime sessizce okurdum. Yazmak, yaşamdan uzaklaşmak değil; tam tersine onun içine girmektir.
Ayrıca savaş ortamında büyüdüm. Şiddet hayatın her alanına sızmıştı. Bu da ister istemez insanın dünyasına bulaşıyor. Çok hikâyenin içinde yer aldım, bazen de kendimi buldum. Geriye dönüp baktığımda yazılacak çok hikâyem olduğunu görüyorum. Ömür yettikçe yazmaya devam edeceğim.
 

Edebiyat dünyasına girerken sizi en çok etkileyen yazarlar kimlerdi?
Yazmaya başlarken “yazar olayım” diye başlamadım. Yazdıkça kitaplarım oluştu. Çocukken annemin anlattığı hikâyeler beni derinden etkiledi. Bu yüzden annemin bu serüvendeki payı çok büyük.
Etkilendiğim birçok yazar var: Dostoyevski, Tolstoy, Samuel Beckett, Maurice Blanchot, John Fante, Henry Miller, Edgar Allan Poe, Yusuf Atılgan ve Oğuz Atay ilk aklıma gelenler.
 

Kitap türleri arasında geçiş yaparken sizi yönlendiren etkenler neler?
Yazmaya şiirle başladım, düzyazıya çok sonra geçtim. Şimdi roman yazmayı seviyorum. Bir dönem araştırmalar yaptım, şu anda da Yeni Yaşam gazetesinde köşe yazıları yazıyorum.
Planlı bir yazar değilim; başlayıp bitiremediğim, yarım bıraktığım çok konu oldu.
 

Yazarlık kariyerinizde dönüm noktası olarak gördüğünüz bir an veya eser var mı?
Üniversite yıllarımda şiirle çok iç içeydim; tüm dünyam şiirden ibaretti. Dönüm noktalarım, belli yıllar içinde kitap olarak ortaya çıktı diyebilirim.
Açıkçası, kendi kitaplarının kıymetini çok düşünen biri değilim. Yedi kitabım var ama bazen hiçbiri yokmuş gibi hissediyorum. Bu anlamda “kariyer” kavramına da mesafeliyim.
 

Yazarken en çok zorlandığınız aşama nedir?
Şiir ve romanlarımı hâlâ elle, deftere yazarım. Bittiğinde dijital ortama geçirmek çok zor geliyor. Hatta “Neden bu kadar yazdım?” diye kendime kızarım. Bu süreç bana ıstırap veriyor ama yine de deftere yazmakta ısrarcıyım.
 

Okurla kurduğunuz ilişkiyi nasıl tanımlarsınız? Okurun beklentisi belirleyici midir?
En başta kendim için yazıyorum. “Okur sever mi, beğenir mi?” kısmına hiç girmiyorum.
Bir kitap okurken de önce kendime sorarım: “Para, zaman ve zihin vereceğim bir kitap mı?”
Kitap yayımlandıktan sonra okurun düşüncesini merak ederim, ama yazarken değil.
 

Edebiyat ve toplumsal eleştiri arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Yazarlıkta gevezeliğe ya da okura akıl vermeye düşmemeye çalışıyorum. Kitaplarımı eline alanların zaten belirli bir birikimi olduğunu düşünüyorum.
Toplumsal meseleleri işlerken de “yargı dağıtmak” gibi bir iddiam yok — haddim değil.
 

Güncel sosyal ve siyasal meseleler edebiyatınıza nasıl yansıyor?
“Yazılmaya değer mi, değil mi?” diye ayırmadan her meseleye bir hikâye arıyorum. Sıradan insanların hikâyeleri beni daha çok ilgilendiriyor.
Zaten yazmaya başlamak bile başlı başına bir politik eylem bence.
 

Geleceğe dair planlarınız neler?
“Yarın ne olacak?” diye düşünmeden yaşayan biriyim. Hayatım boyunca planlı biri olmadım.
Kafamdaki hikâyeleri bitirebilirsem bu bana yeter. Her zaman bir önceki kitabımdan daha iyisini yazmak istiyorum. Yeni bir roman yazdım, tamamladım. Şu günlerde yayımlanmayı bekliyor, birkaç aya çıkacak. Şimdilerde yeni bir hikâye üzerinde düşünüyor, okumalar yapıyorum. Roman yazmaya devam edeceğim.
 


Kitaplar Üzerine

Göğe Kuşak Lazım
Düzcinsel bir Kürt olarak birçok kez mahkemelerde yargılandım. Bir gün, ailesi tarafından 17 yaşındayken öldürülen Roşin Çiçek’in davasına dayanışma için katıldım. Ailenin destek için gelen herkese saldırması beni derinden etkiledi. Kürt ve LGBTİ bir gencin ailesi tarafından öldürülmesi bu kitabın çıkış noktası oldu.

Devrimci Selam ve Saygılarımla
Bu kitap, Kürt tutsakların Kürt meselesinin çözümü için başlattıkları açlık grevi üzerine. Üç yıl cezaevinde kaldıktan sonra bu grev başlamıştı. İçerideki arkadaşlarım eylemdeydi. Grev kazanımla sonuçlanınca bunun tarihe yazılması gerektiğini düşündüm. Çünkü biz Kürtler çoğu zaman tarihimizi yazmıyoruz. Hep başkaları yazdı bizi. Bu kitapla o boşlukta bir “yarık” açmak istedim.

Cinnetzede
İlk şiir kitabım Cinnetzede, farklı dönemlerde yazdığım şiirlerden oluşuyor. Aslında yayıncı bir arkadaşımın ısrarıyla dosyayı hazırladım. Onun sayesinde kitap haline geldi.

Panik Seyir
Bu kitap, başta bir üçleme olarak tasarlanmıştı. Bilinç akışı tekniğiyle iki yıl boyunca yazdım. Ancak sürecin ruhuma ve aklıma zarar verdiğini fark ettim. Bu yüzden üçlemeyi tamamlamadım. Hatta bu kitabı elime bile almıyorum artık; bunu da ilk kez burada söylüyorum.

Her Hayat
“Hayat” benim için hem çok sevdiğim hem de çok korktuğum bir kavram. Katmanlı bir alan; bazen çok kişisel, bazen de tamamen evrensel bir yerden bakıyorum ona.

Kendime Bir Yer
Kitabın adı “Kendime Bir Yer.” Bu yer fiziksel değil, ruhsal bir alan. Ruhen kendime bir yer arayışındayım. Bu şiir kitabı da aslında bir arayış ve aynı zamanda bir kayboluş.

ViskiRing
ViskiRing’den önce bir roman yazmıştım ama içime sinmediği için yayımlamadım. ViskiRing yayımlanan ilk romanım oldu. Önceleri romana karşı mesafeliydim; hatta şiirden başka bir şey yazmak bana ihanet gibi gelirdi. Bu romanla kendimi “ihlal ettim.” Kişisel hayatımda özel bir yeri var, çünkü başımdan geçen bir hikâyeye dayanıyor.
 

Sema Özpolat
BanDor editörü. Daha önce farklı medya alanlarında art direktörlük, içerik yazarlığı, monitoring ve kurgu üzerine çalıştı. Görsel anlatı ve dijital habercilikle ilgileniyor.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın