gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 9 dk okuma süresi

Kemal Yıldırım

1. Müzik Festivali’nin düzenleyicilerinden müzisyen Kemal Yıldırım ile hem festivalin anlamını hem de Kürt müziğinin bugünkü konumunu konuştuk.


Kemal Yıldırım

 

İlki düzenlenecek olan bu festivalin sizin için anlamı ne? Neden şimdi planlandı? Festival boyunca hedeflenen ana mesaj nedir?

Festivale geçmeden önce platformdan kısaca bahsetmek gerekir. Çünkü festivali düzenleyen bir kişi değil, bir yapı: Van Kent Müzik Platformu (Kürtçesi: Platforma Mûzîkê ya Bajêr). Yaklaşık yedi sekiz aydır kentte müzik alanında çalışan, üretim yapan ve “gelecekte daha farklı neler yapılabilir?” sorusu üzerine düşünen yüzlerce müzisyen ve sanatçıyla uzun tartışmalar, buluşmalar ve toplantılar gerçekleştirdik. Bu sürecin sonunda böyle bir platform kurma fikri ortaya çıktı ve Van Kent Müzik Platformu’nu oluşturduk. Kentteki neredeyse tüm müzisyenler bu platformda yer alıyor.


Platformu oluştururken toplumsal ve kültürel boyutunu, üstleneceği misyonu ve rolü detaylı biçimde tartıştık. Amacımız yalnızca müzik üretmek değildi; aynı zamanda toplumsal meselelerin konuşulabileceği, müzik alanının bu meselelere nasıl yaklaşabileceğini tartışabileceğimiz bir zemin oluşturmaktı. Kendi dilimizde ve kültürümüzde nasıl daha fazla üretim yapabileceğimiz üzerine yoğun çalışmalar yürüttük, yürütmeye devam ediyoruz.


Bu çalışmalar kapsamında üç günlük bir müzik kampı düzenledik. Kampta hem Kürt müziği hem evrensel müzik hem de bunların kente nasıl yansıması gerektiğine dair oldukça derinlikli tartışmalar yaptık. Ardından çeşitli atölyeler gerçekleşti ve süreç içinde bir müzik festivali fikri doğdu.


Bu festivali planlarken şöyle bir ilke benimsedik: Kentin kendi dinamiklerini ortaya çıkarabilecek bir müzik formu oluşturmak istedik. Popüler olanın dışında kalmaya özen gösterdik. Dikkat ederseniz festivalde yer alan tüm müzik grupları platformun içinden gelen gruplardır; dışarıdan ya da popüler isimlerden kimseyi çağırmadık. Bu özel ve bilinçli bir tercihti. Hem kentin kendi müzik gruplarının görünür olmasını hem de bireysel sanatçı isimlerinden ziyade kom (topluluk) kültürünün öne çıkmasını istedik. Yani festival daha kolektif bir anlayışla hayata geçiriliyor.

 


Festival için belirlediğimiz temalar ise şunlar: Barış, özgürlük, kadın emeği, kolektif bilinç ve anadilde müzik. Grupların repertuvarları da bu temalara göre şekillendirildi.

 

Festivalin “barış, özgürlük, kadın emeği, ekoloji ve anadilde müzik” temalarını belirlemenizdeki ana motivasyon neydi?

Ana motivasyonumuz Türkiye’de yaşadığımız sürecin toplumsal ayağının güçlendirilmesi gerekliliğiydi. Uzun zamandır özlemini duyduğumuz barışa yaklaşmışken, biz de sanatçılar olarak sorumluluğumuzu yerine getirmek istedik. Kendi alanımızdan, yani müzikten yola çıkarak barışa, özgürlüğe, kadın emeğine ve adil bir müzik anlayışına nasıl katkı sunabiliriz diye düşündük; festival bu yaklaşımın bir sonucu olarak ortaya çıktı.

 

Programda farklı kimlik ve tarzlardan müzik grupları olacak mı? Seçim aşamasında hangi kriterlere dikkat ettiniz?

Bu ilk festival yalnızca platformun kendi içindeki gruplarla yapılıyor. Fakat ilerleyen süreçte farklı kültürlerden ve dillerden grupların da yer aldığı, daha geniş ve çok dilli bir festivale dönüşmesini arzu ediyoruz. Bu bizim ilk adımımız; mevcut koşullar doğrultusunda bu şekilde organize olabildik. Şu anda platformda çok kimlikli ya da çok dilli grup sayısı fazla değil; ama bu ileride olmayacağı anlamına gelmiyor.

 

Festival ve konserlerin yanı sıra “ortak üretim ve dayanışma” amacıyla başka ne tür faaliyetler planlıyorsunuz?

Platformun kuruluş amacı tam da bu: Kentteki tüm müzik alanlarına dokunabilmek, kendini geliştirmek isteyen herkese bir zemin sunmak ve hem Kürt müziğini hem diğer müzik deneyimlerini büyütmek. İkinci önemli ilke ise kolektif çalışma kültürünü güçlendirmek. Paylaşımcı, dayanışmacı ve birlikte hareket eden bir yaklaşımı canlı tutmak istiyoruz; festival bunun somut örneklerinden biri. Birçok grup dayanışmaya ve kolektif bilince dayalı bir üretim süreci yürütüyor. Müzik alanında eğitimden üretime, üretimden icraya kadar her konuda platform bir zemin oluşturmak istiyor.

Katılımcılar için festival boyunca oluşturmak istediğiniz özel bir deneyim ya da etkileşim alanı var mı? Söyleşi, atölye, anadilde performans gibi etkinlikler olacak mı?
Festivalin amaçlarından biri kentteki müzisyenlere üretim alanı açmak ve görünürlük sağlamaktı. Son yıllarda müzik için özgür alan bulmak zorlaştı; popüler değilsen sahne bulamamak, üretim yapacak mekânların azalması gibi sorunlar var. Festivalle bu alanları açmak, tüm grupları görünür kılmak ve üretimi teşvik etmek istedik.
Kamp çalışmalarımızı geleneksel hale getirmek istiyoruz. İlk kampı yaptık, şimdi ocak ayında ikinci müzik kampını planlıyoruz. Bunu daha uluslararası bir boyuta taşımayı da tartışıyoruz. Festival için de yaklaşımımız aynı: Bu yıl birinci festival; gelecek yıl daha kapsamlı ikinci festival… Her yıl büyüyen ve daha çok sesli bir festivale dönüşmesini hedefliyoruz.

 


Sonuçta yaptığımız tüm çalışmalar topluma, müzik alanına ve kültüre yeni zeminler açıyor. Burası aynı zamanda bir entelektüel alan ve biz müzik üzerinden toplumsal değişim ve dönüşüme katkı sunmak istiyoruz.

 


Biraz da sizinle, bir müzik yönetmeni olarak müziği konuşalım. Bugünün Kürt müziğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu kapsamlı bir soru. Kürt müziğine geçmeden önce dünyada ve Türkiye’de müziğin geldiği noktadan bahsetmek gerekir; çünkü bu değişimler bizi de etkiliyor. Dijitalleşme, özellikle yapay zekânın sürece dahil olması müziği dönüştürdü. Müzik artık çok hızlı üretilen bir alana dönüştü, ancak bu hız niteliği tartışmalı hale getirdi. Yapay zekâ ile birlikte endüstriyel üretim büyüyor. Aylar süren bir çalışmayı birkaç saniyede yapabilen sistemler var. Fakat bunun gelecekte belirleyici bir rol oynayacağına inanmıyorum. Bir Şakiro’nun tınısını, bir dengbêjin özgün sesini yakalayamaz; sadece taklit edebilir.


Kürt müziğine baktığımızda hem Türkiye’de hem dünyada hem de Ortadoğu’da yükselen bir popülarite var. Bu ayrı ayrı tartışılması gereken bir konu; içerik ve nitelik açısından eksikler de mevcut. Fakat genel anlamda Kürt müziğinin bir ivme yakaladığını düşünüyorum. Hem olumlu gelişmeler hem de tartışmalı alanlar var.

 

Kürt müziği düğünlere mi sıkıştırılıyor? Neden eğlence türü üretimler daha görünür?

Bunu daha çok sosyal medya ve dijital mecraların hızlı yayılma kapasitesine bağlıyorum. Düğünde çekilen bir video anında yayılıyor. Dijital dünyanın “anlık üretim” istemesi nitelikli üretimlerin görünürlüğünü azaltıyor. Oysa sanat anlık ortaya çıkan bir şey değil; doğru bir beste zaman ister. Bu nedenle hızlı yayılan içerikler öne çıkıyor. Bu doğru mu? Elbette değil. Ama dijitali durduramayız.

 


Kürt müziğinin düğünlere sıkıştırıldığını düşünmüyorum; sadece ona çok maruz kalıyoruz. Düğün kültürü kolektif hafızamız açısından önemlidir ancak çağ değişiyor. Bu çağda nasıl doğru üretimler yapılabilir; bunu tartışmak gerekiyor.

 

Yeni nesil Kürt müzisyenler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Genelleme yapamam; birçok arkadaş üretim yapıyor. Fakat çağın hızının yarattığı bir sorun var: Dil, kimlik, kültür ve toplumsal aidiyet tam oturmadan ortaya çıkan işler oluyor. Bu tartışmalı bir durum. Çünkü tüm bunlar oturmadan üretilen müzik genellikle popüler bir seviyede kalıyor ve kısa sürede sönüyor. Çoğunun akıbeti de bu oluyor.

Dijital çağda Kürt müziğinin yayılmasının önündeki engeller neler? Dijital platformlar hangi fırsatları ve engelleri getiriyor?

Bu sadece bize özgü bir sorun değil; dünyanın genel sorunu. Dijital platformlar günümüzün tekeli haline geldi. Daha önce yapımcılar tekeldi, şimdi Spotify, iTunes gibi dijital devler aynı etkiye sahip. Bizim ise özgürleşmiş bir üretim alanımız yok; bu büyük bir dezavantaj. Ayrıca Kürt müziğinin bir “piyasası” yok; bu durum ciddi kırılmalara neden oluyor.


Örneğin sosyal medyada birçok reels videosunun arkasında çalan müzik aslında Kürt müziği, fakat bu üreticiye geri dönmüyor. Çözüm üretmek tartışılıyor ama kolay meseleler değil. Dünyada çok dinleniyor ama bu dinlenme toplumsal bir güce dönüşüyor mu? İşte asıl sorun burada.

 

Sanatçının toplumsal sorumluluğu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sanatçı, tanımı gereği muhalif ve entelektüel bir kişiliktir. Bu iki özellik onu toplumun sorunlarına karşı sorumluluk almaya zorlar. Kapitalist kültür sanatçıyı toplumdan koparmaya çalışır, ona misyon yüklemez; ancak biz bunun gerçeği yansıtmadığını biliyoruz. Sanatçı toplumdan beslenir; toplumsal meselelere eğilmediği sürece hem sanat hem sanatçı kimliği tartışmalı hale gelir. Sanat doğası gereği toplumsal sorumluluk içerir.

 

Yapay zekâ destekli müzik üretimleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

Evet, yapay zekâ bugün müzik alanındaki birçok başlığı tek başına yerine getirebiliyor: aranjörlük, müzisyenlik, stüdyo çalışmaları… Fakat bunun mutlaka bir sınırı olacaktır. Bir dengbêjin özgün sesini yakalayamaz. Bach ya da Mozart gibi bir dehayı “yaratamaz”, ancak belli ölçüde benzetebilir. Şu an popülerliği yüksek olsa da insanlar bir noktadan sonra dijital seslerden yorulacak ve yine insan eliyle üretilen, akustik, doğal seslere dönecektir.

 

Müziğinizin dinleyici üzerindeki etkisi nedir? Geri dönüşler sizin için ne ifade ediyor?

Kürt müziğini geleneksel formda değil, Batı formunda üretmeye çalışan biriyim. Geleneksel tınıları ve enstrümanları kullanıyorum fakat form olarak Batı müziği ile bir araya getiriyorum. Bu nedenle herkesin kolayca dinleyebileceği bir tarz değil. Dinleyici kaygısıyla üretmiyorum; “çok dinleneyim” gibi bir motivasyonum yok. Yapmak istediğim müziğin peşindeyim.

 

Son olarak, Van halkına festivale katılmaları için iletmek istediğiniz mesaj nedir?

Biz herkesi bu festivale davet ediyoruz. Festivalin içeriği, kapsamı ve tamamen toplumsal nitelikte bir festival olması bizim için çok önemli. Bu nedenle tüm halkımızı festivale bekliyoruz.

 

Bandor Press



Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın