gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 11 dk okuma süresi

Suriye'de Yeni Dönem Denklemi

8 Aralık sonrası ABD'nin merkezi otorite tercihi ve Kürtlerin değişen stratejik konumu.


Suriye'de Yeni Dönem Denklemi

ABD’nin Suriye Siyasetindeki Yeni Dönem


ABD'nin Suriye'ye bakışının değiştiği tarih 8 Aralık 2024'tür. Yani Suriye'de Esad rejiminin yıkıldığı, yerine HTŞ rejiminin ve akabinde Ahmet Şara'nın geldiği dönem, ABD'nin Suriye ile ilgili bakışını baştan aşağıya değiştiren, ABD için yeni bir dönemin başlangıcıdır. Yeni dönemin yeni kodları var. Bu kodların başında, ABD'nin merkezi devlet otoritesiyle muhatap olmayı tercih etmesi ve bu merkezi otoritenin muhataplarıyla, ortaklarıyla ve müttefikleriyle bir iletişim mekanizması oluşturmak geliyor. Bu, ABD'nin aslında geleneksel olarak, özellikle 2003 Irak savaşından sonra üzerinde daha da vurgular yaptığı; ulus devletleri parçalamamak, yeni ulus devletler oluşturmamak prensibiyle aslında paraleldir.


Kürtlerin Statü Arayışı ve IŞİD Sonrası Denklem


Fakat Kürtlerin çok öznel, sadece kendilerine münhasır bir konumları var ve henüz bu konuma ulus devletlerin, özellikle ABD müttefiki ulus devletlerin liginde Kürtlere nasıl bir yer verileceğinin formülü henüz bulunmuş değil. Aslında bu formül IŞİD savaşı boyunca, yani Suriye'deki ve Irak'taki IŞİD savaşı artı Suriye'deki iç savaş boyunca, IŞİD'e karşı ABD liderliğindeki koalisyonun çerçevesi içerisinde Kürtlere bir pozisyon verilmişti. Ve bu pozisyon, bu rol, ulus devletlerle, bağımsız devletlerle beraber devletsiz olan Kürt yapılarının da yer almasını sağlıyordu. Fakat Suriye'de Esad rejiminin devrilmesi ve böylelikle artık Suriye Şam rejiminin bir ABD müttefiki, Batı müttefiki yapılabileceği bir dönemin başlamasıyla beraber, Kürtlerin bu pozisyonunda bir değişikliğe gidilmesi kaçınılmazdı


Paris Anlaşması ve Washington’un Baskısı


Elbette ki Paris Anlaşması bunun dönüm noktalarından birisi ama tek dönüm noktası değil. ABD bu müzakerelerde Şam rejiminin merkezi otoriteyi sağlamlaştırması üzerine bir pozisyon aldı. Fakat Kürtler bu pozisyona zannedildiği gibi temelden karşı çıkmadılar. Aksine, yaratıcı yöntemlerle bu geçiş sürecini hem Arap tarafına hem Kürt tarafına en az zararla ve en fazla tavizle başarabilmenin yolunu arıyorlardı zaten. Arap bölgelerinden SDG'nin yaptığı çekilme; bu kadar savaşla, Şam rejiminin itibarını bu kadar zedeleyen ve Kürtlerin yereldeki gücü hakkında bu kadar soru işareti barındıran bir biçimde olmasına aslında gerek yoktu. ABD'nin başka seçenekleri de vardı; bunların başında müzakerelerde biraz daha sabırlı olmak da gelebilirdi. Nitekim Suriye'de devrim olalı neredeyse sadece on beş ay oldu. On beş ay içerisinde on beş yıllık sorunların çözülmesini beklemek biraz gerçek dışı da sayılabilir.


Washington bunu tercih etmedi. Washington, hızlı bir biçimde Suriye sorununu bitirip Gazze ve İran sorunlarına yoğunlaşmak istediği için Kürtlerin üzerinde müzakereleri hızlandırma açısından çok ciddi bir baskıya gitti. Bu baskı, her ne kadar Kürt karşıtı bir baskı olmasa da Kürtlerin müzakerelerde elini güçsüzleştirdiği için Şara tarafına çok ciddi bir destek olarak kendine yer buldu.


Golan Tepeleri Meselesi


Golan Tepeleri 1980 Kudüs Kanunuyla İsrail'in ilhak ettiği İsrail toprağıdır ve ABD'nin de İsrail toprağı saydığı bir bölgedir. Golan Tepeleri'nin Suriye'ye verilmesi diye bir tartışma zaten yok, böyle bir konu yok. Golan Tepeleri'nden yirmi kilometre ileride, İsrail'in 2024'ten sonra işgal ettiği bir toprak parçası var; bu toprak parçası da o kadar stratejik bir parça değil. Yani Golan Tepeleri üzerinden Suriye'nin 1967 yılında İsrail'e kaybettiği toprakları geri almasıyla ilgili bir girişimi oldu. Suriye'nin uzun yıllardır iddia ettiği ama gerçekliği olmayan, artık İsrail'in kendi topraklarına resmî olarak Golan Kanunuyla 1980 yılında kattığı bir toprak parçasıdır bu ve bu toprak parçasındaki İsrail egemenliğini ABD tanıyor zaten.


Süveyda ve İsrail-Kürt İlişkileri


Süveyda konusu ise, ortada değişen bir şey de yok. Suriye'de Kürtler karşılığında Şara rejimine bazı yerlerin verildiği iddiasını söyleyebilmek için öncelikle İsrail'in Kürtlere Suriye'de en azından başlangıçta bazı garantiler verdiği ve bu garantilerden geri adım attığını söylemek gerekir. Böyle bir şey olmadı. Yani İsrail tarafı Kürtlere hiçbir vaatte bulunmadı. Dürzilerle ilgili yaptığı gibi bir askeri garantörlük yapacağıyla ilgili bir vaatte bulunmadı ki bu vaatten dönmüş olsun ve Kürtleri Paris'te değiş tokuş yapmış olsun.


SDG ve İsrail Temasları Üzerine


SDG ile İsrail arasında tabii ki temas oldu. Temasın olduğunu zaten İsrail Dışişleri Bakanlığı ilan etti. Yani İlham Ahmed ile İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın en azından bir kere Zoom görüşmesi yaptığını İsrail Dışişleri Bakanlığı zaten duyurdu. Onun dışında Amerika'dan bir Kürt akademisyenin İsrail'e gittiği, hatta İsrail ordusunun misafiri olduğu vesaire konular da yine İsrail tarafından duyuruldu ve Kürtler tarafından da bu ilişkiler duyuruldu. Bu ilişkiler çok afaki, çok acayip şeyler değil. Kürtler ve İsrailliler aynı bölgede yaşıyorlar, aynı ve benzer düşmanlarla veya muarızlarla karşı karşıyalar.


Fakat Kürtlerin İsrail'le bir ilişkisi olması ile İsrail'le müttefik olmaları, stratejik bir ortaklığa gitmiş olmaları iki farklı konu. Stratejik bir ortaklığa gidildiğiyle ilgili söylenen hiçbir iddianın temeli yok, hiçbir iddia temellendirilebilmiş bir gerçeklik değil. Şunu söyleyeyim: Ben Ceng Sağnıç olarak kesin olarak doğruluyorum ki evet, SDG ve İsrail arasında bir irtibat, bir iletişim vardı. Ama SDG ile Türkiye arasında da bir irtibat vardı, SDG ile Lübnan arasında da, SDG ile Katar arasında da bir irtibat ve iletişim vardı. Bunların içerisinde sadece İsrail'le kurulan ilişkinin askeri bir ittifak olduğunu söylemek -ki bunu vurgulamanızı çok isterim- çok anti-İsrail ve anti-Kürt bir propagandanın eseridir.


Zarar Kontrolü ve Rojava Projesinin Yeni Evresi


Ben bir Kürdistanlıyım, bunu rahatça söylüyorum. Benim de istesem de istemesem de duracağım yer üç aşağı beş yukarı bellidir, bunu saklayacak bir şey yok. Fakat bazı dönemlerde zarar kontrolü yapmak; yani zararı nerede durduracağınızla ilgili bir kontrol mekanizması oluşturmak, ileriye doğru hamle yapmaktan daha değerlidir. Bazı zamanlarda sakınmak ve zaman kazanmak, her şeyi riske atabileceğiniz hamlelerden daha değerlidir.


Rojava veya Suriye'de Kürtlerin zaten çekilme sözü verdikleri, Arap nüfusunun çoğunluk olduğu bölge vardı. Bu söz 10 Mart anlaşmasında ve sonrasında zaten verilmişti. Zaten aklın yolu da buydu. Kürtler Rakka'yı, Deyrizor'u, Tabka'yı sonsuza kadar yönetmek, Araplara patronluk yapmak gibi bir niyetle girmediler oraya. Bir gün buraları zaten Araplara teslim edeceklerini bildikleri için bu bölgelerde savunma mekanizmaları oluşturmamışlardı. Bu yüzden rahat çekildiler. Fakat on yıllık bu yönetimin teslimiyle ilgili bir mekanizmanın işlemesi gerekiyordu. Bu mekanizma işletilmediği için, SDG çok hızlı çekildiği ve yerine HTŞ çok hızlı ve kontrolsüz şekilde girdiği için oluşan otorite boşluğundan kaynaklı sorunları önümüzdeki yıllarda göreceğiz. Buralar IŞİD'in, El Kaide'nin, Haşdi Şabi'nin on yıllardır temel aldığı yerler; bu kadar dikkatsizce el değiştirmemeliydi. Bunun bir yenilgi olması için Suriye ordusunun Kamışlo'ya, Amude'ye, Derik'e, Kobani'ye aynı anda girmesi gerekirdi. Bu olmadığı için Rojava'daki projenin sonlanmadığının, yeni bir evreye geçtiğinin ilanıdır bu.


Başarı ve Başarısızlık Kriterleri


Eğer Kürt liderliğinin sonsuza dek Rakka'nın, Deyrizor'un patronu olacağını düşündülerse bu bir başarısızlık sayılabilir. Ama ben öyle düşünmedim, hiçbir makul insan da böyle düşünmedi. Kürtler kendi Kürdistan saydıkları bölgelerde bulunmak istiyorlar. Rojava'daki başarısızlık; Girespi, Afrin ve Serêkaniyê'nin hâlâ Türkiye ve desteklediği grupların kontrolünde olmasıdır. Deyrizor'un, Rakka'nın HTŞ'ye geçmiş olması Kürtler açısından bir başarısızlık değildir. Bu savaş bitmedi. Köy köy, kasaba kasaba, dağ dağ biz Kürdistan'ın batı parçasıyla Suriye arasındaki sınırı belirleyeceğiz.


Kürt yönetimi son on yıl içerisinde, aleyhlerine değiştirilmiş demografilere müdahale etme imkanına sahipti ama oldukça duyarlı davrandılar. Belki de fazla duyarlı davrandılar. Ne Irak'ta ne Suriye'de Kürtler bu demografik değişimlere müdahale etmediler ve bunun bedelini ödediler. Güney Kürdistan'da Kerkük bölgesindeki Kürt yerleşimleri Saddam eliyle değiştirilmişti, Kürtler buraları kontrol ederken demografiyi değiştirmediler. Suriye'de de Girespi ve Serêkaniyê'ye kadar olan bölge Esad rejimi tarafından Kürtsüzleştirilmişti; Kürtler buraları yönetirken demografik bir değişime gitmediler, bedelini de 2024 ve 2026 yıllarında ödemiş oldular.


Irak’taki Federal Yapı ve Erbil’in Stratejik Önemi


ABD'nin Irak'taki federal yapıyı değiştirmeye çalışması demek, 2005 Anayasası'nın ve referandumun ezilmesi anlamına gelir. Buna sadece Kürtler değil, Şiiler de karşı çıkar. ABD'nin dünyadaki en büyük başkonsolosluğu Erbil'dedir, bunun bir sebebi var. Bu sadece siyasi bir ilişki değil; Erbil merkezli Irak Kürdistan Bölgesi ABD'nin stratejik bir ortağıdır.


HTŞ'nin SDG'ye karşı savaşını çok hızlı yapıp halletmeye çalışması da ABD ve İsrail'in İran'a yoğunlaştığı bu süreden istifade etme amacını taşıyordu. Hızlıca SDG konusunu bitirmeye çabaladı ama başarısız oldu. Kürtler, ABD ve Batı nezdinde başka hiçbir devletsiz ulusun görmediği itibarı görüyor. Örneğin Güney Yemen yönetimi SDG'den daha fazla kaynağa sahipti ama iki günde ipi çekildi. Kürtler içinse dünyada milyonlarca insan sokaklara çıkıyor, senatörler kanun teklifi veriyor. Bu, Kürtlerin bölgedeki etkinliğinden geliyor. ABD büyük bir gemidir, yavaş ama büyük manevra yapar. ABD'nin siyasetini Kürtlere uyumlandırma sorumluluğu yok ama Kürtlerin kendi çıkarları için siyasetlerini ABD ile uyumlandırma sorumluluğu var. Şu anki anlaşma gereğince Kürtlerin kendi bölgelerinde bir tür adı konmamış otonomiye sahip olacakları görünüyor.


HTŞ’nin Dayatmaları ve Trump’ın Müdahalesi


HTŞ'nin Kürtlere yönelttiği opsiyonların hepsinde SDG'nin koşulsuz teslim olması, silah bırakması ve sonrasında birey birey soruşturulup orduya alınıp alınmayacağına karar verilmesi (background check) vardı. Bu "hiçbirini almayacağız" demekti. Şimdiki anlaşmada Suriye Arap Ordusu'nun Şedadi'ye çekilmesi anlaşıldı. Washington'da bizzat duydum; Başkan Trump bu konuya müdahale etmiş ve Şara ile yaptığı görüşmede otonomi kelimesini kullanarak "Bu otonomiyi yıkmayın" demiştir.


Sevr Sendromu ve İsrail Ateşi


Türkiye'nin İsrail ve Batı ile yaşadığı "Sevr Sendromu" adında bir inanış var; Türkiye'nin parçalanacağı ve yabancı devletlerin sürekli komplo kurduğu üzerine. Kürtler ne kadar anlatmaya çalışsa da bu sendromu aşamıyorlar. İsrail konusu bir ateştir ve bu ateşe dokunurken dikkatli olmak gerekir. Kürtler bu iletişim stratejisini doğru kurgulayamadılar. İsrail dünyada en çok düşmanı olan ülke ve bu düşmanlıkları üstlenmek Kürtlerin yapabileceği bir şey değil. Kürtlerin herkesle, tüm Batı ittifakıyla ve seküler güçlerle ilişkisi olmasını destekliyorum ama bu konu daha ciddi ele alınmalı. Türkiye'nin Kürt meşruiyetine İsrail üzerinden saldırma çabası da geri tepmiştir.


Kürt Siyasetindeki Olgunluk ve Ankara Lobisi


Savaşın son günlerinde Türkiye'nin takındığı tavır olumsuz değildi. Bu, Türkiye'nin kendi iç barışının bozulmasından endişe ettiğini gösteriyor, bu güzel bir endişedir. Kürtlerin gösterdiği ulusal birlik tavrı ve provokasyona mahal vermeyen siyasi olgunluğu çok değerlidir. Kaybettiğin bir savaşta geri çekilirken bu metaneti gösterebilmek, devlet aklına ulaştığınızı gösterir.


Kürtlerin asıl lobiye ihtiyacı olan yer Washington değil Ankara'dır. Ankara'da kararlara etki edebilecek; bürokrasiyle, karar yapıcılarla oturup tartışan, yemek yiyen insanların olması büyük bir avantajdır. Müslüman Kardeşler'in, Rusya'nın, Caferilerin hatta Baasçıların bile Ankara'da güçlü lobileri varken Kürtlerin kendilerini soyutlamaları akıl alır gibi değil.


Entelektüel Boşluk ve Kürt Milliyetçiliği


Kuzey Kürdistan'da ve diasporada, Kürtlerin her kazanımını sadece kendi kararlarına bağlayan absürt bir milliyetçilik var. Uluslararası siyaseti ve hukuku yadsıyan bu fikrin liderliğini akademisyenler değil, YouTuber'lar ve Twitter yorumcuları yapıyor. Bu durum ekseriyetle Kürt hareketindende kaynaklandı Kürt hareketi, milliyetçi fikirlere kendi ekosisteminde yer vermediği ve bu fikirleri dile getiren bazı ciddi insanları görmezden geldiği için meydan sosyal medya oyuncularına kaldı. 
Ulusal mücadelede bir eksiklik yok; seçimlerde Kuzeyde Kürtler DEM Parti %60-65 destek, referandumda %92 destek her ulusal mücadelenin isteyeceği bir şeydir. Ancak Kürt siyasetinde ulus devlet veya ulusçuluk fikirlerini savunmak her zaman diğer sol-sosyalist fikirleri savunmaktan daha zor oldu. Siz bu söylemin entelektüel zeminde oluşmasına izin vermezseniz, söylem sizden bağımsız ve niteliksiz bir şekilde oluşmuş olur.

Barış Barıştıran
Özgür Gün TV’de yayın müdürlüğü yaptı, farklı radyo ve gazetelerde kurucu, editör ve tasarımcı olarak görev aldı. Yeni nesil medya ve yapay zeka gazeteciliğini geliştiren çalışmalar yapmakta ve BanDor’un Genel Yayın Yönetmeni olarak çalışmalarını sürdürmektedir.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın