Öncelikle seni tanıyabilir miyiz? yolculuğun nasıl başladı?
Hikayem Mardin’in Derik ilçesinde başladı. Dokuz kardeşin sekizincisiyim. Lise öğrenimimin ardından, 2017 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Tıbbi Laboratuvar bölümünü okumak için yaşadığım köyden ayrıldım. İstanbul’da yaşadığım siyasi sorunlar nedeniyle üniversite eğitimimi tamamlayamadan Mardin’e döndüm. Bir yıl aradan sonra Diyarbakır Dicle Üniversitesi Basın bölümünde öğrenim görmeye başladım.
Deq ile ilk ne zaman tanıştın? Bu geleneğe yönelmeni sağlayan neydi?
Aslında deq ile olan bağım nesiller öncesine uzanıyor. Büyükannemden başlayarak, yaşadığım köydeki kadınların çoğunun bedeninde Deq vardı. Bu yüzden Deq benim için yabancı, sonradan keşfedilmiş bir olgu değildi; çocukluğumdan beri hayatımın içindeydi. Ancak İstanbul’a gidişim, beni kültürüme, dilime ve kimliğime hiç olmadığım kadar yaklaştırdı. Çünkü oraya gitmek, yaşadığım yere uzaktan bakmamı sağladı. Bu mesafe, kimlik ve benlik arayışımda zorlayıcı ama bir o kadar da dönüştürücü bir süreçti.
İstanbul’dan döndüğümde, doğal olarak içinde büyüdüğüm fakat fark edemediğim birçok şeyi yeniden görmeye başladım. Deq bunların en başında geliyordu. Evet, büyükannemin bedeninde vardı; ama o zamana kadar bende gerçek bir aidiyet duygusu yaratmamıştı. Zamanla bu motiflerin anlamı, yapılış amacı ve yapılış tekniği beni giderek daha fazla etkiledi. Deq, yalnızca bir beden izi değil, kuşaklar arası aktarılan bir hafıza gibiydi. Belki de bu yüzden, onu kendi bedenimde taşıma isteği duymaya başladım.
Kürdistan'da olmak üretimlerini nasıl etkiledi?
Kürdistan’da olmak, yalnızca bir coğrafyada yaşamak değil; aynı zamanda bir hafızanın, bir tarihsel yükün ve kolektif bir kimliğin içinde üretmek demek. Kürdistanlı olmak, hem yaşamı hem de üretim süreçlerini kaçınılmaz olarak şekillendiriyor. Bu etki kimi zaman besleyici, kimi zaman ise zorlayıcı olabiliyor.
Deq, Ortadoğu’daki birçok halkın ortak kültürel mirası olsa da Kürtler bu geleneğin en güçlü taşıyıcılarından biri olmuştur. Kürdistan’da yaşamak, Deq alanındaki üretimlerimi olumlu yönde etkiliyor; çünkü burada, hâlâ yaşayan bir geleneğin tam merkezindeyim. Aradığım şey arşivlerde değil, kadınların bedenlerinde, gündelik hayatın içinde duruyor.
Üretimimdeki temel motivasyon, kadınların bedenlerinde zamanla silinmiş, unutulmuş ya da değersizleştirilmiş motifleri görünür kılmak ve bu hafızayı bir sonraki kuşağa aktarmak. Bu anlamda Kürdistan, yalnızca bir mekân değil; yaşayan bir kaynak, bir hafıza alanı.
Deq’i canlı bir gelenek olarak görüyorum; çünkü yok olma tehdidi altında olmasına rağmen, insan bedeni üzerinde bugüne kadar varlığını sürdürebilmiş nadir kültürel pratiklerden biri. Elbette bu coğrafyada üretmenin zorlukları da var. Ancak Kürdistan’da var olmak, zaten zorluklarla birlikte yaşamayı öğrenmek demek. Biz de tam olarak bu zorlukların içinden geçerek, üretmeye ve var olmaya devam ediyoruz.
Deq senin için ne ifade ediyor? Sadece bir dövme mi, yoksa daha fazlası mı?
Deq, benim için yalnızca bir dövme değil; bir hafızanın, bir kültürün ve insanın kendini semboller aracılığıyla ifade etme biçiminin somut hâli. Beden üzerinde taşınan bir süslemeden çok daha fazlası; kuşaklar boyunca aktarılan bir anlam ve aidiyet taşıyıcısı. Benim için de Deq, kendimi ifade etme biçimlerinden biri.
Hem hayatımda hem de bedenimde uzun zamandır varlığını sürdürüyor. Deq ile aramda yalnızca estetik bir bağ yok; kendimi onun bir parçası olarak görüyorum. Deq, benim için varoluşun, belleğin ve kimliğin beden üzerindeki ifadesi.
Geleneksel motiflerin taşıdığı anlamlardan biraz söz eder misin?
Deq motifleri genellikle doğadan ve gökyüzündeki cisimlerden ilham alınarak sembolize edilmiştir; ancak elbette bu kaynaklarla sınırlı değildir. Şunu da özellikle belirtmek gerekir ki, bir sembolün tek ve sabit bir anlamı yoktur. Anlamlar, coğrafyaya, döneme ve onu taşıyan kişiye göre değişebilir.
Bu çerçevede motiflerin genel olarak taşıdığı anlamları şöyle sıralayabilirim: Güneş motifi yaşamın ve bilginin kaynağı olarak görülür; aynı zamanda koruyucu bir semboldür. Ay, dişilliği ve gücü temsil eder. Yıldız motifleri çoğunlukla tanrıçalara atfen yapılır ve doğru yolu gösterdiğine inanılır. Ağaç ve bitki motifleri üretkenliği, yenilenmeyi ve bilgeliği simgeler; bazı bitki motiflerinin ise şifa getirdiğine inanılır. Tarak, makas, taç ve dağ keçisi gibi motifler de Deq geleneğinde sıkça karşılaşılan semboller arasındadır. Günümüzde en çok tercih edilen motifler arasında güneş, taç, bitki motifleri ve çeşitli astrolojik semboller yer alıyor
Bugünün gençleri Deq’e nasıl yaklaşıyor?
Popüler kültürün bu noktada etkisinin olduğunu söyleyebilirim. Deq, çoğumuz için çocukluğumuzdan kalan bir anı, bir hatıra aslında; ninelerimizin, annelerimizin bedenlerinde gördüğümüz sessiz bir iz gibi. Ancak büyüdükçe, içinde yaşadığımız sistem bizi yavaş yavaş bu anılardan ve hatıralardan uzaklaştırdı. Bizi biz yapan temel yapı taşlarından kopardı; tıpkı dilimizden, şarkılarımızdan ve masallarımızdan koparıldığımız gibi.
Tam da bu noktada Deq’in yeniden hatırlanması ve yeniden bir ifade biçimi hâline gelmesi, genç kuşağı özlemini duyduğu çocukluğuna geri götürdü. Hatta bu bağı kaybetmemek için, onu bedenlerine kazımayı seçtiklerini söyleyebilirim. Şunu açıkça gözlemliyorum: Gençler atalarıyla bağ kurmak, geçmişi unutmamak ve onu bugüne taşımak istiyor. Bunu yaparken de kendi tarzlarını, kendi bakış açılarını ve çağın dilini kullanıyorlar.
Elbette Deq’in bugün daha görünür ve popüler olmasının etkisi de oldukça büyük. Ancak bu popülerlik, yüzeysel bir trendden çok, kaybedilmiş bir hafızayı yeniden sahiplenme arzusuyla iç içe ilerliyor.
Deq’i bir kültürel hafıza biçimi olarak görüyor musun?
Deq benim için sadece bir bedene işlenmiş motifler bütünü değil; kuşaklar boyunca aktarılan bir kültürel hafıza biçimi. Her motif, her çizgi, geçmişin sessiz tanıklığını taşır ve bize atalarımızın yaşamını, değerlerini ve dünyaya bakışını hatırlatır.
Deq’i bedenimde taşımak, geçmişle kurduğum görünür bir bağ gibi. Bu bağ, yalnızca kendimi ifade etmemi sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda atalarımın hatırlanmasına, geçmişin unutulmamasına aracılık ediyor. Dolayısıyla deq, bir kimlik ve varoluş göstergesi olmasının yanı sıra, kültürel hafızanın bugüne taşınmış hâli olarak da işlev görüyor.
Bu geleneğin zamanla unutulmasının sebepleri nelerdi sence?
Deq kültürünün zamanla zayıflamasının arkasında birden fazla toplumsal ve kültürel etken bulunmaktadır. Bizden önceki kuşaklar, Deq'i çoğunlukla dini inançları doğrultusunda haram olarak değerlendirdikleri için uygulamaktan kaçınmıştır. Bu düşünce biçimi, geleneksel pratiklerin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sekteye uğratmıştır. Bununla birlikte toplum baskısı da belirleyici bir rol oynamıştır. Zamanla ayıplanan ve geri kalmışlıkla ilişkilendirilen bir uygulama haline gelen Deq, anneannelerimizin bedenlerinde varlığını sürdürmüş olsa da, annelerimiz tarafından bilinçli olarak terk edilmiştir.
Köylerden şehirlere gerçekleşen yoğun göç hareketleri de Deq geleneğinin unutulmasına zemin hazırlamıştır. Kırsal yaşamda anlamını ve işlevini koruyan bu gelenek, kent yaşamının getirdiği yeni değerler ve yaşam biçimleri içinde görünürlüğünü kaybetmiştir. Şehirleşmeyle birlikte bireyler, geleneksel kimliklerinden uzaklaşarak daha baskın kültürel normlara uyum sağlamaya yönelmiştir.
Yeni nesil açısından bakıldığında ise modern dövmenin hızlı gelişimi ve endüstriyel bir sektör haline gelmesi, Deq geleneğinin geri planda kalmasına neden olmuştur. Geleneksel yöntemlerle yapılan Deq'ler, teknik açıdan modern dövmeler kadar kusursuz ve estetik görünmediği için genç kuşak tarafından tercih edilmemiştir. Ayrıca modern dövmenin bireysel ifade biçimi olarak sunulması, deqin kolektif ve kültürel anlamının önüne geçmiştir.
Tüm bu etkenler bir arada değerlendirildiğinde, Deq kültürünün zamanla yok olma noktasına gelmesini yalnızca bireysel tercihlerle değil; inanç, toplumsal baskı, şehirleşme, modernleşme ve kültürel asimilasyon süreçlerinin ortak bir sonucu olarak değerlendirmek mümkündür.
Yaptığın işi bir tür kültürel direniş olarak tanımlamak mümkün mü? Deq’in kimlik ve aidiyetle ilişkisini nasıl değerlendiriyorsun?
Evet, yaptığım işi açıkça bir kültürel direniş biçimi olarak tanımlamak mümkün. Deq, benden önceki kuşakların bedenleri üzerinden bugüne taşıdığı güçlü bir kültürel miras. Özellikle bu geleneğin çoğunlukla kadın bedeni üzerinden aktarılmış olması, benim için ayrı bir anlam ve değer taşıyor. Yasaklara, inanç baskılarına, toplumsal ayıplamalara rağmen varlığını sürdüren Deq, sessiz ama dirençli bir hafızayı temsil ediyor. Bu nedenle bugün Deq yapmak ve yaşatmak, geçmişle kurulan bilinçli bir bağ olmasının yanı sıra kültürel silinmeye karşı bir duruş anlamı taşıyor.
Deq, benim ve benim neslim açısından artık yalnızca geleneksel bir süsleme değil; güçlü bir kimlik ve aidiyet göstergesi. Kentleşme, modernleşme ve tek tipleşme süreçleri, bizi biz yapan temel değerlerden giderek uzaklaştırıyor. Deq ise bu kopuşa karşı beden üzerinden kurulan bir hatırlama ve sahiplenme biçimi. Benim için deq, kendimi ve kültürümü ifade etmenin en somut yollarından biri. Deq yaptırmaya gelen gençlerin büyük bir kısmının da bu bilinçle hareket ettiğini gözlemliyorum; onlar için de Deq, kökleriyle yeniden bağ kurmanın ve ait oldukları kültürü görünür kılmanın bir yolu haline geliyor.
Geleneksel bir sanatı günümüze taşımak zor oldu mu?
Deq geleneğinin zamanla unutulmasının nedenlerinden daha önce de söz etmiştim. Bu noktadan baktığımızda şunu söyleyebilirim: Eğer Deq bugünün dünyasına uyarlanmasaydı, büyük ihtimalle ya tarihin tozlu sayfalarında kalacaktı ya da yalnızca sosyal medyada paylaşılan, yaşlı kadınlara ait birkaç fotoğraftan ibaret olacaktı. Oysa gelenek dediğimiz şey, yalnızca geçmişte kalması gereken donuk bir yapı değil; yaşadığı sürece anlam kazanan canlı bir olgudur.
Benim için deq her zaman yaşayan bir gelenekti. Doğup büyüdüğüm yerde hâlâ varlığını sürdürüyordu ve ben de bu kültürün bir parçası olmak istedim. Bu yüzden önce kendi bedenimde taşıdım. Zaman içinde her şey doğal bir akışla gelişti. Deq’e ilgi duyan ve bunu bedeninde taşımak isteyen gençler bana ulaşmaya başladı. Aslında bu süreç, bireysel bir çabadan çok kolektif bir bilincin ortaya çıkışıydı.
Deq geleneğini şöyle değerlendiriyorum: Susuzluktan ölmek üzere olan bir ağaç gibiydi. Deq yaptıran her genç, bu ağaca bir damla su taşıdı ve zamanla o ağaç yeniden yeşermeye başladı. Dil, kültür ve gelenek canlıdır; onlara nasıl yaklaşırsak, nasıl sahip çıkarsak o şekilde var olmaya devam ederler. Deq’i bugüne taşımak da benim için tam olarak böyle bir süreç oldu.
Sosyal medya üretimlerini nasıl etkiliyor?
Sosyal medya, çağımızın en önemli imkânlarından biri. Üretilen bir içerik dakikalar içinde dünyanın dört bir yanına ulaşabiliyor. Bu açıdan deq ile ilgili yaptığım çalışmalar üzerinde çok büyük bir etkisi olduğunu söyleyebilirim. Deq’i bir üretim alanı olarak ele aldığımda, temel amacım bu geleneği yeni nesle yeniden hatırlatmaktı.
Bu hedef yalnızca Kürdistan’da yaşayan gençlerle sınırlı değildi. Kürtler, tarihsel olarak dünyanın farklı coğrafyalarına göç etmiş bir halk ve bu da kültürel kopuşları beraberinde getiriyor. Sosyal medya sayesinde hem yereldeki hem de diasporadaki gençlere ulaşma imkânı buldum. Aynı şekilde onların da bana ulaşmasını sağladı. Bu karşılıklı etkileşim, Deq’in yeniden görünürlük kazanmasında ve kolektif bir hafızanın canlanmasında önemli bir rol oynadı.
Deq’i modern estetikle yeniden yorumluyor musun?
Deq’i tamamen dönüştürmekten ziyade, onu bugüne uyarladığımı söyleyebilirim. Bunu yaparken motiflerin anlamını ve yapısal bütünlüğünü korumaya özellikle dikkat ediyorum. Aslında yaptığım şey, geleneksel Deq tekniklerini geliştirerek genç nesle yeniden hitap edebilir hale getirmek. Daha önce de değindiğim gibi, bazı geleneksel uygulama biçimleri zamanla Deq’in yeni kuşaklar için cazibesini yitirmesine neden oldu. Ben de bu teknikleri geliştirerek Deq’e yeni bir çekicilik kazandırmaya çalıştım.
Çalışmalarımda yalnızca var olan motifler üzerinden ilerliyorum ve sadece geleneksel motiflerle üretim yapıyorum. Anlam, çeşitlilik ve süreklilik üzerine çalışmaya devam etmem, hem geleneğe sadık kalmamı hem de bu alanda istikrarlı bir üretim sürdürmemi sağlıyor.
Bu dengeyi kurmak benim için oldukça önemli. Evet, Deq alanında üretim yapıyorum ve bu üretimin sürdürülebilir olması için maddi bir karşılığının olması gerekiyor. Ancak bu sürecin yalnızca ticari bir zeminde ilerlemesini istemiyorum. Bu nedenle ticarileşme ile kültürel sorumluluk arasında bilinçli bir denge kurmaya çalışıyorum.
Bu dengeyi sağlamanın yollarından biri olarak genç kadınlara yönelik Deq atölyeleri düzenliyorum. Aynı zamanda saha araştırmalarına çıkarak motiflerin kökenleri, anlamları ve kullanım biçimleri üzerine çalışıyorum. Bu çalışmalar maddi bir karşılık üretmese de, beni manevi anlamda güçlendiriyor ve yaptığım işin kültürel sorumluluğunu canlı tutuyor.
Kurumlardan ya da yerel yönetimlerden destek gördün mü?
Şu an herhangi bir kuruma bağlı değilim; çalışmalarımı daha çok bireysel olarak sürdürüyorum. Her ne kadar Kürdistan’da kültürel çalışmalar son derece önemli olsa da, ne yazık ki çoğu zaman ikinci planda kalabiliyor. Bu da uzun vadeli ve sürdürülebilir destek mekanizmalarının oluşmasını zorlaştırıyor.
Bununla birlikte Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı ilgili bir müdürlükle, Deq’in somut olmayan kültürel miras listesine girmesi için bir çalışma yürüttük. Eğer bu süreç olumlu sonuçlanırsa, ilerleyen aşamada UNESCO Kültürel Miras Listesi için de başvurular yapmayı hedefliyoruz.
Yereldeki kadın dernekleriyle de temas halindeyim; özellikle atölye çalışmaları konusunda birbirimize danışıyor, dayanışma içinde ilerlemeye çalışıyoruz. Bunun yanı sıra bazı sanat kurumlarıyla sunum ve söyleşi odaklı temaslarımız oluyor. Ancak genel olarak kurumsal destekler açısından ciddi eksiklikler olduğunu söyleyebilirim.
Deq sanatının dövme (tattoo) sanatıyla ortak bir geleceği olduğunu düşünüyor musunuz?
Deq ile dövme sanatı teknik olarak birbirine oldukça yakın; her ikisi de beden üzerinden yapılan ve kalıcılık taşıyan uygulamalar. Ancak bu benzerliğin ötesinde, iki alanı birbirinden ayıran çok temel farklar olduğunu düşünüyorum. Deq’in geleneksel bir sanat olması, kendine özgü sembollere sahip olması ve bu sembollerin belirli anlamlar taşıması, onu dövmeden ayıran en önemli özellikler arasında yer alıyor. Deq, yalnızca estetik bir tercih değil; aynı zamanda bir amaç, bir kimlik ve bir aidiyet meselesi.
Dövme sanatı ise daha çok sanatçının bireysel üslubuna bağlı olarak şekillenebiliyor. Kullanılan imgelerin, sembollerin, formların ve renklerin sınırları oldukça geniş. Bu yönüyle dövme, kişisel ifade alanı olarak daha serbest bir yapıya sahip. Deq ise bir kültürü temsil ediyor ve yapılış amacı bağlama göre değişse de, her zaman kolektif bir anlam taşıyor. Bu nedenle iki pratiği aynı çerçevede değerlendirmek bana çok mümkün gelmiyor.
Elbette Deq sembollerini modern dövme estetiğiyle harmanlayan sanatçılar var. Ancak bu yaklaşımı ben daha çok ticarileşme ekseninde değerlendiriyorum. Bu yüzden Deq ile dövmenin teknik olarak kesişen noktaları olsa da, benim bakış açıma göre ortak bir gelecekten ziyade, birbirinden ayrı ve farklı alanlar olarak varlıklarını sürdürmeleri daha anlamlı. Deq ve dövmenin bir geleceği olabilir, ancak bu geleceği ben kendi pratiğimde birlikte düşünmüyorum.
Eğitim ya da atölye projelerin var mı?
Evet, bu alanda yaptığım çalışmalar benim için çok özel bir yerde duruyor. Geçtiğimiz yaz Diyarbakır’da, Kadın Kültür Sanat Derneği (KASED) bünyesinde yedi kadından oluşan bir atölye grubu oluşturduk. Bu atölyede Deq geleneğini hem teorik hem de pratik yönleriyle ele aldık. Aslında bu süreç, uzun zamandır hayalini kurduğum projelerden biriydi.
Bir aylık atölye sürecinin ardından Bakur ve Başûr’da bir turneye çıktım. Gittiğim şehirlerde hem Deq uygulamaları yaptım hem de Deq geleneğini anlattım. Deq yapan ya da bu geleneğe ilgi duyan gençlerle söyleşiler gerçekleştirdik. Bu deneyim, ileride hayata geçirmek istediğim projelerin de temelini oluşturdu.
En temel amaçlarımdan biri, geçmiş kuşaklarla bugünün gençleri arasında bir köprü kurmak ve bir sonraki nesle daha somut, daha aktarılabilir bir kültürel miras bırakmak. Bu nedenle gittiğim her şehirde yeni motiflerin ve yeni hikâyelerin peşine düşüyorum. Deq’i bir üretim alanı olarak seçtiğimde, besleneceğim kaynakların oldukça sınırlı olduğunu fark ettim. Bu eksiklikten yola çıkarak bugün Kürdistan’daki Deq motiflerini kapsayan bir motif arşivi oluşturmaya başladım.
Şu anda tuttuğum bu arşivin temel amacı, gelecek nesillerin besleneceği bir kaynak oluşturmak. İleride bu arşivin bir kitaba dönüşmesi ise, benim için bu yolculuğun amacına ulaştığının en somut göstergesi olacak.
Uluslararası alanda Deq’i tanıtma hedefiniz var mı?
Benim için ulusaldan çok yerel daha kıymetli; bu yüzden Deq üretimlerim ve çalışmalarımda önceliğim hep yerele odaklandı. Önce kendi kültür alanımıza, kendi topluluklarımıza bu geleneği hatırlatmam gerekiyordu. Yaklaşık sekiz yıldır yürüttüğüm çalışmaların meyvesini verdiğini söyleyebilirim. Artık yaşamın ve sanatın pek çok alanında Deq sembollerini görmek mümkün. Bu, tamamen kolektif bir bilincin ürünü; diline, kültürüne ve geleneğine bağlı olan herkesin çabasıyla gerçekleşti.
Ve bugün Deq, uluslararası alanda da ilgi duyulan bir gelenek haline geldi. Nasıl ki Maori, Mısır, Aborjin veya Viking sembolleri dünya çapında tanınıyorsa, artık Deq motifleri de benzer bir yere ulaştı. Birçok yabancı sanatçı, “Kurdish Tattoo” olarak bu sembolleri kullanıyor ve Deq, dünyanın farklı köşelerinde kültürümüzü temsil ediyor; hak ettiği görünürlüğü kazanıyor..
Deq senin hayatında neyi değiştirdi?
Deq hayatımda neredeyse her şeyi değiştirdi. Benim için sadece bir sanat değil; kendimi keşfetme yolculuğumun en büyük parçalarından biri oldu. Bu süreç, sadece benlik arayışını değil, aynı zamanda kültürümü, dilimi ve yurdumu tanımamı sağladı. Yaptığım her motifin kadim gücüne inanarak ilerledim ve bu nedenle manevi değeri benim için paha biçilemez.
Deq sayesinde Kürdistan’ın farklı bölgelerinden ve dünyanın dört bir yanından insanlarla tanıştım, hikayeler dinledim. Yeni motifler keşfettikçe, hem dünyayı hem de kendimi daha derinlemesine keşfetmeye başladım. Doğa ve insan arasındaki ilişkiyi daha iyi analiz edebilme yetisi kazandım.
Kısacası, Deq hayatımda birçok şeyi değiştirdi, ama bunu anlatmak kelimelere sığdırmak zor. Her şey, bu cesareti göstererek bu yola çıkmamla başladı.
0 Yorum