Béla Tarr’ın Torino Atı (2011) filmi, bir olay örgüsünden çok bir çöküş halini izletir. Film, Nietzsche’nin Torino’da bir atın kırbaçlanmasına tanık olduktan sonra aklını yitirdiği rivayetinden yola çıkar; fakat Nietzsche’yi değil, o atın geride bıraktığı dünyayı anlatır. Altı gün boyunca izlenen baba ve kız, belirli bir felaketin ardından değil; her şeyin yavaşça anlamını yitirdiği bir zamanın içindedir.
Atın Durması: Üretim Mantığının Çöküşü
At filmde sadece bir hayvan değildir; emek, üretim ve sürekliliktir. At artık çalışmaz, hareket etmez, yönlendirilmez. Bu duruş, filmin merkezindeki kırılmadır. Düzen, varlığını sürekli hareket üzerine kurmuştur: üretmek, ilerlemek ve devam etmek. Atın durmasıyla birlikte bu mantık çöker. Film, sistemin kendi temel varsayımını kaybettiği anı gösterir: Her şeyin işlemesi gerektiği fikri.
Tekrar Eden Günler: Krizin Normalleşmesi
Filmde zaman ileri gitmez sadece tekrarlanır. Her gün bir öncekine benzer ama biraz daha yoksuldur. Aynı patates, aynı rüzgar, aynı sessizlik. Bu tekrar, bir bekleyiş değil, kilitlenme halidir. Bu yapı, krizin geçici değil, kalıcı hale geldiği bir dünyayı resmeder. Gelecek düşüncesi ortadan kalkar; yalnızca bugünün sürdürülmesi kalır. Filmde yaşanan, bir bekleyiş değil; geleceksizliğin rutinidir.
Rüzgarın Sürekliliği
Rüzgar film boyunca hiç durmaz. Ama bir tehdit de değildir; yalnızca umursamazdır. Bu, insan merkezli düzenin sınırlarını gösterir. Filmde doğa karşısında bir mücadele yoktur; yalnızca kabulleniş vardır. İnsan, dünyayı şekillendiren değil, ona maruz kalan bir varlığa dönüşür. Bu, kontrol fikrinin içten içe çözüldüğü noktadır.
Baba Figürü: İktidarın Ritüelleşmesi
Baba hala karar verir, yön gösterir, konuşur. Ama bu eylemler sonuç üretmez. Bu figür, düzenin otoritesini değil; alışkanlığını temsil eder. Yapılanlar anlamlı olduğu için değil, yapılmaya alışıldığı için sürdürülür. Filmde iktidar, yön veren bir güç olmaktan çıkar; tekrarlanan bir davranış haline gelir.
Işığın Sönmesi: Modernliğin Vaadinin Çöküşü
Işık bir kez gider ve geri gelmez. Bu, filmin en sessiz ama en kesin kırılma anıdır. Işık, sadece mekanı değil, umut fikrini de temsil eder. Onun yokluğu, daha iyi bir yarının artık varsayılmadığını gösterir. Film burada bir felaketi değil, vaadin iptalini anlatır. Dünya karanlığa düşmez; karanlıkta kalır.
Sessiz Son: Devrimsiz Bir Çöküş
Torino Atı’nda kıyamet kopmaz. Ne isyan vardır ne kurtuluş. Bu, kapitalist dünyanın en rahatsız edici gerçeğiyle örtüşür: dünya düzeni bir patlamayla değil, sessizce tükenerek değişmektedir. Film, çöküşün en tehlikeli halini gösterir: alışılan, kanıksanan, sorgulanmayan çöküş.
0 Yorum