gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 5 dk okuma süresi

Ferit Sevim: Kürtçeyle Metal Yapmak Bir Kimlik İfadesi.

Röportaj: Sema Özpolat


Ferit Sevim: Kürtçeyle Metal Yapmak Bir Kimlik İfadesi.

Müzikal geçişin kimliğinle ve politik bilincinle nasıl ilişkili?


Müzikal tarzlar arasında yaptığım geçişler, aslında sadece bir estetik tercihi değil, aynı zamanda kimliğimle ve politik bilincimle doğrudan bağlantılı bir içsel dönüşümün dışa vurumu. Blues dönemimde yasın ve bastırılmış hüznün iç sesini ararken, “Êşk” albümünde öfkenin ve bastırılmaya karşı isyanın sesine dönüştüm. Bu, kişisel tarihimin olduğu kadar halkımın tarihsel yükünün de bir yansıması. Kürt kimliğimle yaşadığım aidiyet, dışlanma ve direniş duyguları; bu tarz geçişlerini doğal ve zorunlu hale getiriyor. Bu yüzden müzikal değişimler, benim politik bir varlık olarak dünyayla kurduğum ilişkinin doğrudan bir ifadesi haline geliyor.

 

Blues ve metal arasında kurduğun bağ politik mi kişisel mi?


Blues ve metal gibi türlerin kesişiminde bulunmam hem kişisel hem politik diyebileceğim bir duruştan kaynaklanıyor. Blues, Afro-Amerikan halkların tarihsel acılarını, köleliği ve direnişi anlatırken; metal, bastırılmış öfkenin, sistem karşıtı bir çıkışın dili oldu. Benim gibi Kürt bir sanatçının bu iki dili içselleştirmesi tesadüf değil. Kürtlerin yaşadığı travmalarla Afro-Amerikan tarih arasında çok güçlü duygusal benzerlikler var. Dolayısıyla bu türleri bir araya getirmek benim için hem duygusal bir boşalım hem de politik bir mesaj halini aldı. Özellikle Êşk albümünde, artık suskunluğu değil, haykırışı ifade etmek istedim. Bu nedenle bu geçiş, kişisel olduğu kadar kolektif bir hafızayı da taşıyor.

 

Anglo-Amerikan türleri Kürtçeyle buluşturunca ortaya çıkan müzik başka bir şeye mi dönüşüyor?

Texas blues, metalcore, post-grunge gibi türler genellikle Anglo-Amerikan kültürün müzikal formları olarak görülür, evet; ama ben bu türleri Kürtçeyle ve Kürt kimliğiyle buluşturduğumda ortaya çıkan şey artık sadece o türlerin bir uzantısı değil, yepyeni bir müzikal form oluyor. Kürtçenin fonetik yapısı, söyleyiş biçimi, melodik ritmi ve coğrafi hafızası bu türleri dönüştürüyor. Sadece lisan değil, anlam dünyası da değişiyor. Yani evet, bu müzik o türlerin teknik öğelerini taşısa da artık başka bir kimlik kazanıyor. Ne tamamen metalcore kalıyor ne de sadece blues; bu, benim kimliğimle şekillenen çok katmanlı, melez ama kendine özgü bir müzik dili oluyor.

 

Blues’tan uzaklaşıp daha sert türlere geçmen bir kopuş mu, evrim mi?

“Êşk” albümündeki sertlik ve karanlık atmosfer birçok kişi tarafından önceki üretimlerimden kopuş gibi görülebilir. Ancak ben bunu bir kopuş değil, evrim olarak tanımlıyorum. Blues benim için hâlâ duygusal bir temel, ama o dil bir süre sonra yaşadığım duyguları ifade etmeye yetmemeye başladı. Dünyanın ve coğrafyamın giderek sertleşen gerçekleri, bana başka bir müzikal dil dayattı. Metalin, post-grunge’ın o derin çığlığı ve iç patlaması, içimdeki kırılmalarla daha fazla örtüşüyordu. Bu yüzden bu yön değişikliği planlı değil ama kaçınılmazdı. Sertleşmek, karanlığa girmek bir tercihten çok, dış gerçekliğin içime yansımasıydı. Albüm, bu ruhsal ve politik evrimin bir dışavurumu.

 

“Rêwî”yi çıkış parçası olarak seçmenin nedeni neydi?

“Rêwî” albümün en karanlık parçalarından biri ve çıkış parçası olarak onu seçmemin birkaç nedeni var. Öncelikle sözsel yoğunluğu ve müzikal sertliği açısından albümün genel ruhunu çok iyi yansıtıyor. Dinleyiciyi albümün atmosferine anında sokuyor. Diğer yandan, “Rêwî” hem bireysel bir içsel çöküşün hem de kolektif bir acının sembolü gibi. Koçer bir ruhun hem yalnızlığına hem isyanına denk düşüyor. Bu parça, hem estetik hem de duygusal anlamda albümün “eşik şarkısı”. O eşikten geçtikten sonra dinleyici artık başka bir dünyaya adım atıyor. O yüzden “Rêwî” sadece bir şarkı değil, albümün manifestosu gibi düşünülebilir. İlk darbeyi oradan vurmak istedim.

 

 “Êşk” müzikal bir yönelim mi, kültürel-politik bir başkaldırı mı?

“Êşk” albümü benim için sadece müzikal bir üretim değil; aynı zamanda kolektif hafızanın, bastırılmış kimliklerin ve dilin öfkeli ama estetik bir başkaldırısı. Kürt müziği yıllarca sansürün, yasakların ve oto-sansürün gölgesinde üretildi. Ben blues dönemimde bu bastırılmışlığı hüzünle ifade ettim. Ama artık öfke çağındayız. “Êşk”, Kürtçeyle sert, karanlık ve isyankâr bir müzik yapmanın mümkün olduğunu gösteren bir albüm. Bu, sadece türsel bir değişiklik değil; “Bu dil her şeyi söyleyebilir!” diyerek politik bir varoluş beyanı da. Dolayısıyla “Êşk”, hem müzikal bir yenilenme hem de kültürel bir direniş biçimi olarak okunmalı. Benim için bu albüm, sesle kurulan bir özgürlük alanı.

Sema Özpolat
BanDor editörü. Daha önce farklı medya alanlarında art direktörlük, içerik yazarlığı, monitoring ve kurgu üzerine çalıştı. Görsel anlatı ve dijital habercilikle ilgileniyor.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın