Belgesel yönetmeni Ali Bağdu ile “Dengbêjên Me” belgeselini konuştuk.
“Dengbêjên Me” belgeselinin ortaya çıkış hikayesi nedir?
Açıkçası dengbêjlik benim için sonradan keşfettiğim bir şey değil. Çocukluğumdan beri çevremde duyduğum bir kültürdü. Bazı köylerde, bazı evlerde insanlar bir araya geldiğinde dengbêjlerin söylediği kilamları dinlediğimi hatırlıyorum. O zamanlar bunun ne kadar önemli bir sözlü gelenek olduğunu çok düşünmüyordum.
Zaman geçtikçe bu geleneğin giderek daha az görünür olduğunu fark ettim. Birçok dengbêjin yaşlandığını ve bu kültürün taşıyıcılarının yavaş yavaş aramızdan ayrıldığını görmek beni düşündürdü. Belki de bu yüzden bu insanların hikâyelerini ve seslerini kayıt altına almak istedim.
“Dengbêjên Me” biraz da bu düşünceden çıktı. Çok büyük bir iddia ile değil, daha çok bu geleneği yaşayan insanlara kulak vermek ve onların anlattıklarını olduğu gibi kaydetmek isteğiyle başladığım bir çalışma oldu.
Sizce bu gelenek bugün Kürt kimliği ve kolektif hafıza açısından nasıl bir rol oynuyor?
Dengbêjliğin sadece bir müzik geleneği değil, aynı zamanda bir sözlü hafıza olduğunu hepimiz biliyoruz. Birçok tarihsel olay, acı, göç ya da aşk hikâyesi bu kilamların içinde yaşamaya devam ediyor. Bu yüzden dengbêjler aslında toplumun hafızasını taşıyan kişiler. Bugün belki eskisi kadar yaygın değil ama yine de insanların geçmişle bağ kurmasında önemli bir yer tutuyor.
Belgeselde farklı şehirlerden dengbêjlerle görüşmeler yaptınız. Ancak dengbêjlerin en çok olduğu yerlerden biri olan Van’dan hiçbir dengbêjin yer almaması bir eksiklik değil mi?
Farklı şehirlerde ve köylerde dengbêjlerle görüşmeler yaptım. Elbette Van bölgesi dengbêjlik açısından çok önemli bir yer ve oradan da dengbêjlerin filmde yer almasını isterdim. Ancak bu çalışmayı büyük ölçüde tek başıma, zaman zaman da bir arkadaşımın desteğiyle yürüttüm. İmkânlarım sınırlı olduğu için her yere ulaşmak mümkün olmadı. Yine de umarım sonraki süreçlerde bu eksik kalan tarafları tamamlayabilirim. Özellikle bir sonraki çalışmamın kadın dengbêjler üzerine olmasını düşünüyorum ve o süreçte Van’dan da isimlerin yer almasını sağlamayı isterim.
Belgeselinizin bu geleneği doğru ve yeterli bir anlatıyla anlattığını düşünüyor musunuz? Tarihsel arka planı nasıl ele aldınız?
Açıkçası bu geleneğin yaşadığı tüm tarihsel süreci filmde yeterince ve bütünüyle sinematografik olarak yansıtabildiğimi söyleyemem. Bunun en önemli nedeni de çalışmayı oldukça sınırlı imkânlarla gerçekleştirmiş olmam. Dengbêjlik geleneği çok geniş bir tarihsel arka plana sahip ve uzun yıllar boyunca çeşitli baskılarla karşı karşıya kalmış bir kültür. Böyle bir geçmişi tek bir filmde bütünüyle anlatmak zaten kolay değil. Ben filmde bu tarihsel arka planı doğrudan didaktik bir anlatı kurarak vermek yerine, daha çok dengbêjlerin kendi yaşam hikâyeleri ve anlattıkları kilamlar üzerinden hissettirmeye çalıştım. Çünkü onların hayatlarına baktığınızda bile bu kültürün nasıl zor koşullar içinde varlığını sürdürdüğünü görmek mümkün. Örneğin dengbêj Hesen Cizîrî Zaxo’da hayatını kaybettiğinde cenazesinin günlerce evinde bekletildiği ve daha sonra belediye tarafından kaldırıldığı anlatılır.
Ayşe Şan ise hayatının büyük bir kısmını sürgünde ve maddi zorluklar içinde geçirmiş, gurbette hayatını kaybetmiştir; cenazesine katılanların sayısının oldukça az olduğu söylenir. Benzer şekilde Nesrîn Şîrwan’ın da yaşamının son dönemlerini Bağdat’ta ciddi sıkıntılar içinde geçirdiği bilinir. Ermeni kökenli büyük dengbêj Karapetê Xaço da bu geleneğin ne kadar fedakârlıkla taşındığını gösteren isimlerden biridir. Hayatının neredeyse tamamını Kürt kilamlarına adamış olmasına rağmen, yaşlılığında yaşadığı zorlukları dile getirirken bir yerde “Beni sahiplenen Kürtlerdir ama bunca insan içinde yine de geçinmek kolay olmuyor” anlamına gelen sözler söylemiştir. Bu tür örnekler aslında dengbêjlerin sadece sanatçı değil, aynı zamanda zor bir kültürel hafızanın taşıyıcıları olduğunu gösteriyor.
Filmde anlatılan hikâyeler üzerinden hangi toplumsal veya tarihsel katmanları görünür kılmak istediniz?
Filmde asıl amacım, dengbêjlerin anlattığı hikâyelerin sadece bireysel yaşamlar olmadığını göstermekti. Kilamların içinde göçler, kayıplar, aşklar ve toplumsal kırılmalar gibi pek çok katman var. Yani aslında bir toplumun hafızası bu anlatılarda saklı. Film de biraz bu hafızanın izini sürmeye çalışıyor; izleyicinin hem geçmişle hem de bu kültürün taşıyıcılarıyla bağ kurmasını istedim.
Dengbêjlik çoğu zaman erkek egemen bir alan olarak biliniyor. Belgeselde kadın dengbêjlerin temsiline nasıl yaklaştınız?
Kadın dengbêjler de var ve varlıkları görünmez değil. Ben de son belgeselimi, bir sonraki projemde kadın dengbêjleri daha hassas ve titiz bir şekilde gösterebilmek için onlara dair planlayarak çektim. Bu konu göz ardı edilecek bir şey değil; doğru ve onlara yaraşır bir şekilde anlatmak için iyi hazırlanmak istedim.
Bu anlatıların kayıt altına alınmasının tarihsel önemi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu kilamlar sadece bireysel hikâyeler değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın taşları. Onları kayda almak, unutulmaya yüz tutmuş bir kültürü ve tarihî travmaları görünür kılmak demek. Benim için bu, belgeselin en önemli sorumluluklarından biri: hikâyeleri doğru bir şekilde saklamak ve geleceğe taşımak.
Çekim sürecinde karşılaştığınız en büyük zorluklar nelerdi? Hem teknik hem de sosyal açıdan sizi zorlayan anlar oldu mu?
Çekim süreci benim için çok zordu çünkü neredeyse her şeyi tek başıma yapmak zorundaydım. Kameraları yönetmek, sesleri kurmak, onlarla iletişimi sağlamak ve çekim için uygun alanlar bulmak gibi tüm işleri baştan sona kendi başıma yürüttüm. Sonlara doğru Cemil Qoçgiri ve Eda Tanses’in de bulunduğu Tenburxane ailesinin manevi desteğiyle finali tamamladık ve Avrupa’da birçok gösterim gerçekleştirdik. Onlara da teşekkür etmek isterim.
Bu belgeselle geleceğe nasıl bir belge bırakmayı amaçladınız?
“Dengbêjên Me” ile amaçladığım yalnızca hikâyeleri anlatmak değil; kaybolmaya yüz tutmuş bir geleneği ve hafızayı geleceğe taşımak. Bu film, dengbêjlerin seslerini, sözlerini ve yaşadıklarını kayda alarak hem kültürel bir arşiv oluşturuyor hem de gelecek kuşakların bu mirasa dokunabilmesini sağlıyor.
Belgeselin izleyiciyle buluşması sonrasında nasıl geri dönüşler aldınız? Özellikle genç kuşakların belgesele yaklaşımı sizi şaşırttı mı?
Belgeseli ilk olarak Almanya’da, Bacharach’ta Tenburxane ailesiyle beraber izledik. Orada herkesin ilgisi ve geri dönüşü çok olumluydu. Daha sonra Freiburg, Hamburg, Mainz, Berlin, Köln ve İsviçre Zürih Üniversitesi’nde izleyiciyle buluşturduk. Herkes çok duygusal anlar yaşadı. Kiminin kendi köylerinde çekmiş olduğum sahneleri görmesi, kiminin tanıdığı dengbêjlerle çekim yapmış olmamız… Herkes inanılmaz ilgiliydi ve bu geri dönüşler beni çok motive etti.
Kürt sinemasının son yıllarda belgesel alanında güçlü bir üretim yaptığı görülüyor. Siz bu genç kuşak olarak Kürt belgeselciliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bence coğrafyamızda belgesel ve film alanında güçlü bir üretim yapıldığını söylemek zor. Çünkü yeterli imkân yok ve özellikle Kürtçe bir hikâye anlatılıyorsa fon veya destek bulmak neredeyse imkânsız. Kürt çalışmaları çoğunlukla yalnızca fon projeleri olarak anılıyor ve bu, ortaya çıkan sözün üzerine bir gölge düşürüyor. Kişisel imkânlarla üretmenin zorluğunu ise bizzat yaşıyorum.
Dengbêjlik geleneğinin geleceğine dair umutlu musunuz? Bu kültürün yaşaması için nelerin yapılması gerekiyor?
Ben bu alanda söz söyleyecek bir haddim olmadığını hissediyorum. Ama dengbêjlerin tek arzusu, eserlerini bozmadan, makamlarına uygun bir şekilde aktarmak ve telaffuz etmekti. Bu geleneği parçalara ayırıp tekno veya düğün sound’larına entegre etmeye çalıştıklarında üzüldüklerini de açıkça ifade ettiler.
Son olarak, “Dengbêjên Me” belgeselini izleyen birinin filmden nasıl bir duygu veya düşünceyle ayrılmasını istersiniz?
İzleyicinin, kültürümüzün ve coğrafyamızın ne kadar kadim olduğunu, ne kadar zengin hikâyelere sahip olduğunu unutmamasını isterim ve bunu başkalarıyla paylaşmanın ne kadar önemli olduğunu fark etmelerini isterim. Belgeselin sanat yönetmenliğinde ve her zaman yanımda olan kıymetli arkadaşım Bangevaz Çağrı’nın da bu çalışmada kıymetli emekleri oldu.
0 Yorum