ABD – İsrail ve İran savaşıyla bilrikte İran’yaşanan ekonomik çöküş ve toplumsal protestolar yeni bir kırılma dönemine işaret ediyor. Sizce İran’daki mevcut durum tarihsel olarak hangi dönemlerle benzerlik gösteriyor?
İran’ın mevcut durumu M.Ö. 330’lara benziyor; ülke derin bir düşünsel ve toplumsal krizle karşı karşıya. Düşünsel ve felsefi güçten yoksun ama kibirli bir yapı, kendini dev aynasında görüyor. Yaklaşık 50 yıldır Ortadoğu’da hem kendi içinde hem de bölgesel ve küresel ölçekte, çağ dışı yöntemlerle politik manevralar yapmaya çalışıyor ancak artık yolun sonuna gelindi. Bu yöntemleri zamanında Pers İmparatorluğu da Anadolu, Mezopotamya, Mısır ve Grek dünyasına karşı kullandı. En sonunda filozofların yetiştirdiği, 20 yaşındaki Büyük İskender, Pers istilasını sonlandırmak için büyük bir sefer başlattı ve M.Ö. 331 Gaugamela Savaşı ile Pers İmparatorluğu’nu tarihe gömdü.
Bugün ABD; Grek, İskender ve Roma’nın mirasçısı olarak geri dönüyor. Batı, son 200 yılı çok iyi analiz ediyor; bir daha Xerxes, Hannibal, Attila, Tarık Bin Ziyad ya da Fatih Sultan Mehmed gibi figürlerin kendi medeniyetlerini tehdit etmesine izin vermezler. Çünkü uygarlığın merkezi olmayı sürdürüyorlar ve düşünsel gücü teknolojiyle birleştirerek Doğu karşısında üstünlüklerini koruyorlar. Dolayısıyla İran krizi sadece bir devletin krizi değil, Doğu ve Batı blokları çatışmasının kilit taşıdır. Batı, İran’da tökezlerse hegemonyasını kaybeder; bu yüzden tüm gücüyle saldıracaktır. Doğu bloku da aynı direnci gösterecektir.
İran Kürt partilerinin son dönemde oluşturduğu ortak ittifak, uzun yıllardır parçalı olan Kürt siyasetinde yeni bir sayfa olarak değerlendiriliyor. Bu birlikteliğin arka planında hangi siyasi ve tarihsel dinamikler var?
Rojhilat partilerinin oluşturduğu ittifak, orta ölçekli bir Kürdistan Ulusal Kongresi’nin ön provası niteliğindedir. Bu, Kürtlerin 200 yılı aşkın süredir beklediği ilk ciddi ulusal birlik hamlesidir. Son iki yüzyıldır süregelen iç rekabet ve özellikle son 40 yıldaki partiler arası çelişkiler, Kürt toplumunu güçten düşürmüş ve bezdirmişti. Rojhilat partileri, artık yeni bir bakış açısı sunmayan hiçbir oluşumun toplum nezdinde karşılığı olmayacağını gördüler. Bu birliğe hem toplumsal bir zorlama hem de dış bir baskı vesile oldu; küresel güçler, İran’a olası bir müdahale öncesinde dağınık gruplar görmek istemiyordu. Rojhilat partileri, Bakur, Başur ve Rojava’daki olumsuz deneyimleri daha işin başında bertaraf etmeye çalıştılar. Bu tavrı oldukça olgun ve değerli buluyorum.
Kürt siyasi hareketleri zaman zaman bölgesel ve uluslararası güçlerle ittifaklar kurdu. ABD ile olası bir askeri senaryoda Kürt güçlerinin kara operasyonunda yer alabileceği tartışmaları ne kadar gerçekçi?
Öncelikle şunu netleştirelim: Kürtler, İran’a karşı savaşırken kimsenin adına değil, kendi adına savaşacaklar. 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndan bu yana Kürtler bu statükoya karşı mücadele ediyor. O dönemde ABD veya İsrail henüz yoktu. Kela Dimdimê (Dimdim Kalesi) direnişi 1610’da gerçekleşti. Yani Kürtler sanki yeni sahneye çıkıyormuş gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor; bu doğru değildir. Temel amacımız işgale karşı ittifaklar kurmaktır. Günümüzde ABD ve İsrail bu ittifak zeminini sunuyorsa, tabii ki kurulmalıdır. İşgalcisinin kendisine merhamet edeceğini kimse düşünmemeli. Kürtler kartlarını açık oynamalı ve ittifaklardan kaçınmamalıdır. "İşgalciyi ürkütmeyelim" yaklaşımı, bu sert koşullarda Kürtlere hiçbir şey kazandırmaz.
İran’ın iç dengeleri düşünüldüğünde, askeri bir senaryo gerçekleşirse ülke içinde hangi siyasi ve etnik dinamikler tetiklenebilir?
İran rejiminin iç dengeleri çok etnisiteli ve mezhepli bir yapıya sahip. Dış destek olsa bile, Kürtler dışında rejimi sarsabilecek başka güçlü aktörler mevcut değil. Beluçların ve Ahwazi Araplarının gücü sınırlıdır. Azerilerin büyük bir kısmı rejim yanlısıdır; hatta Ali Hamaney bile aslen Azeri kökenlidir. Eğer ABD ve İsrail; Kürtleri, Beluçları, Ahwazi Araplarını ve rejim karşıtı bir kısım Azeri ve Farsları bir ittifakta birleştirebilirse rejimi devirebilir. Bu senaryoda bile Kürtler, ittifakın en güçlü bileşeni olacaktır. Ancak bu durum, milliyetçi Fars ve Azerileri rejime daha da kenetleyebilir. Bu dengenin nasıl sağlanacağı henüz belirsiz olsa da Kürtler için "altın bir fırsat" doğmuştur.
Kürt partilerinin açıkladığı yeni ittifak logosunda yer alan figürlerin ve renklerin tarihsel anlamlarını nasıl yorumluyorsunuz?
Yeni logodaki Med Güneşi motifi dönemin ruhunu yansıtıyor; Rojhilat’ta adeta Deioces’in (Diyako) ruhu dolaşıyor. Kürtler, güneş motifini 3400 yıldır kesintisiz olarak kullanıyor. Bu sembol m.ö. 1400’lerde Mittanilerde Mitra inancıyla ortaya çıkmıştır. Tarihsel olarak m.ö. 28 Mayıs 585'te, Thales’in kaydettiği güneş tutulması sırasında Med ve Lidya orduları savaşırken tanrının savaşı durdurma işareti olarak bu simgeyi kabul etmişlerdi. Süleymaniye’deki Keyakser’in mezar anıtındaki güneş motifi bu tutulmayı sembolize eder. Persler, Astyages’i devirerek Med hegemonyasına son vermişti; ancak Medlerin torunları bugün aynı sembolle o ruhu yeniden yükseltiyorlar.
Bu yeni logo Kürt siyasi hafızasında nasıl bir yere oturabilir?
Nadir Arzu: Med Güneşi sembolü, Kürt hafızasında 2600 yıl sonra yeniden birlik olma ve bir uygarlık inşa etme umudunu yeşertiyor. Ayrıca Farslarla 2576 yıllık bir hesaplaşmanın olduğunu hem bize hem de onlara hatırlatıyor. Bu logo, "Keyakser’in mirası yaşıyor; Astyages’e, Aryenis’e ve Amytis’e yapılanları unutmadık" mesajıdır.
Bir arkeolog olarak İran coğrafyasında Kürtlerin tarihsel varlığı bugün bize ne söylüyor?
Ortadoğu tarihine baktığımda Kürtlerin önünün diğer uluslara göre çok daha parlak olduğunu görüyorum. Geleceğin Ortadoğu’sunu niteliksel olarak Yahudiler, niceliksel olarak Kürtler şekillendirecek. Bu iki ulus nitel ve nicel güçlerini birleştirirse gelecekleri çok parlaktır ve sanırım her iki taraf da bunun farkında. Türk, Arap ve Fars ulusları adına ise pek iyimser değilim; radikal devletçi ve dinci yaklaşımlar onları körleştiriyor.
İran’daki Kürt hareketi ile diğer parçalardaki Kürt siyaseti arasındaki bağ nasıldır? Bu ittifak bölgesel bir hareketi tetikler mi?
İran’daki Kürt hareketleri diğer parçalara göre daha olgun bir davranış sergiliyor. İttifaktaki altı partinin çoğu zaten Rojhilat PDK-İ’den (İran Kürdistan Demokrat Partisi) türeyen yapılardır (PJAK hariç). Yeniden birleşmeleri güçlü bir sinerji yaratacaktır. Bu ittifak, Kürtleri bölgede çok daha ciddi bir aktöre dönüştürecektir.
Tahran’ın bu ittifaka nasıl bir karşılık vermesi beklenebilir?
Kürtler işgalci devletin ne yapacağıyla ilgilenmemeli. Hiçbir işgalci merhamet etmez; elinden gelirse sizi bir kaşık suda boğar. İran, Kürtleri her biçimde katleden bir rejimdir. Bugün İran, "aynı anda tüm tuşlara basan" bir ülke durumunda. Kürtlerin tek önceliği rejimi Doğu Kürdistan’dan çıkarmak olmalıdır. Yumuşak bir geçiş beklenmemeli; bu 100 yılda bir gelecek bir fırsattır.
Bu denklem bölgeyi yeni bir çatışmaya mı götürür, yoksa siyasi bir dönüşümün kapısını mı aralar?
Doğu bloku (Rusya, Çin vb.) İran’ı tahkim etmek için her şeyi yapacaktır. Ukrayna’nın Rusya için bir bataklığa dönüşmesi gibi, İran’ı da ABD ve İsrail için bitmeyen bir savaş çıkmazına dönüştürmek isteyecekler. Rusya, Çin, Pakistan ve Türkiye, İran’ın düşmemesi için ellerinden geleni yapacaklardır; çünkü İran düşerse sıradaki ülkenin kim olacağını herkes biliyor. Birkaç ay öncesine kadar Fars aklının bir uzlaşma noktası bulacağını düşünüyordum, ancak artık Batı uzlaşma değil, tam teslimiyet istiyor.
0 Yorum