Rojava’dan gazeteci İbrahim Gulan Demiray ile Hesekê’deki askeri hareketliliği, entegrasyon sürecini ve halkın yaşanan gerilime yaklaşımını konuştuk.
Hesekê’de son günlerde neler oluyor? Sahada nasıl bir hareketlilik var?
Hesekê’de Kürt güçlerinin kullandığı bazı merkezi yerler vardı. Daha sonra HTŞ güçleri gelip bu alanlara girdi. Wêran diye adlandırılan, daha önce Kürt güçlerinin bulunduğu bir yer var. Birkaç gündür buraya güç getirip yerleştiriyorlar. Orayı karargâh olarak kullanmaya başladılar.
Çevresinde Arap köyleri ve yerleşimleri bulunuyor. Kürtler de yaşıyor. Dolayısıyla farklı halkların bir arada bulunduğu bir alandan söz ediyoruz. Buraya yeni güçlerin yerleştirilmesi, mevcut gerilimi artırıyor.
Bu yerleşimleri nasıl yorumluyorsunuz? Sizce amaçları ne?
Bana göre asıl amaçları burada karışıklık çıkarmak ve Kürtlerin gücünü zayıflatmak. İki taraf arasındaki anlaşma döneminde de “Hesekê’yi Kürtlere teslim etmeyeceğiz, orayı Kürtlerden alacağız” diyorlardı.
Merkezden atanmış bir vali var. Onların istediği doğrultuda hareket edilse bile valinin Kürt kimliğine tahammül edemediklerini düşünüyorum. Mesele yalnızca yönetimin nasıl işlediği değil; Kürtlerin burada bir irade ve varlık göstermesine de karşı çıkıyorlar.
Hesekê’nin toplumsal yapısı bu gerilimde nasıl bir yer tutuyor?
Hesekê’de hem Kürtler hem Araplar yaşıyor. Asuriler ve diğer halklar da var. Nüfus oranlarını kesin olarak söylemek zor. Arapların yüzde 60, Kürtlerin yüzde 40 olduğu söyleniyor ama elimizde kesin bir veri olmadığı için bunu net bir oran gibi vermemek gerekir. Kabaca Kürtlerin ve Arapların büyük nüfus gruplarını oluşturduğunu söyleyebiliriz. Arapları da tek bir taraf gibi görmek doğru olmaz. Kürt güçleri içinde örgütlenen Araplar da bulunuyor. Şu an bu kesimin bir bölümü sessiz kalıyor.
Kentte güçler arasındaki denge nasıl? Daha önce de benzer gerilimler yaşandı mı?
Şu an kabaca Hesekê’nin bir yarısında Kürt güçlerinin, diğer yarısında Arap güçlerinin bulunduğunu söyleyebiliriz. Kendi güçlerinin gelip birçok yere yerleşmesi, karşı tarafa yeniden harekete geçme cesareti veriyor.
Daha önce de birkaç kez benzer girişimler yaşandı. Savaşın ilk dönemlerinde ve kışın başlayan çatışmalarda Kürt güçleri güçlü biçimde karşı koydu. Bu girişimlerin sonuç alamamasında o direnişin belirleyici olduğunu düşünüyorum. Şimdi yeniden baskı kurmaya çalışıyorlar.
Kürtleri kentten uzaklaştırma çabasından söz ediyorsunuz. Bu baskı nasıl hissediliyor?
Buraya gelip yerleşen bazı Arap aşiretleri, karışıklık çıkararak Kürtleri korkutmak istiyor. Ben bunun Kürtleri Hesekê’den çıkarmaya yönelik olduğunu düşünüyorum.
Kürt güçleri ise buna karşı çıkıyor. Verdikleri karşılık şu: “Siz ne kadar varsanız, biz de burada o kadar varız.” Yani Kürtler, bu kentteki varlıklarından ve haklarından vazgeçmeyeceklerini söylüyor.
Entegrasyon sürecini ve bu süreçteki yöneticilerin tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Entegrasyon sürecindeki bazı yöneticilerimizin zayıf kaldığını, çekingen davrandığını düşünüyorum. Bu tutumun HTŞ’ye cesaret verdiği kanaatindeyim.
Entegrasyona yönelik eğilim, Kürt yurtsever halkında bir güvensizlik ve inanç kaybı yaratmıştı. Ancak bunu Kürt güçlerine duyulan güvenle karıştırmamak gerekiyor. Halkın Kürt güçlerine inancı hâlâ çok güçlü ve devam ediyor. İnsanlar yalnız olmadıklarını biliyor.
Peki halk yaşananlara nasıl tepki veriyor? Korku mu, dayanışma mı öne çıkıyor?
Halkımızın korkuya teslim olduğunu söyleyemem. Aksine, birbirine kenetlenme ve direnme isteği var. Yaşanan gerilim elbette zor bir durum. Ancak halkın kendi varlığına sahip çıkma iradesini de harekete geçiriyor. Entegrasyon sürecinin yarattığı güvensizliğin ardından insanlar yeniden birbirine yöneliyor.Şu an iki karşıt eğilim görüyorum: Bir taraf Kürtleri güçsüzleştirip Hesekê’den çıkarmak istiyor; Kürtler ise buna karşı birleşerek kentteki varlıklarını korumak istiyor.
Son karşılaşmada ne yaşandı? Şu an durum nasıl?
Sözünü ettiğim olayda öğleden önce Arap gruplar saldırdı. Öğleden sonra ise Kürt güçleri birleşerek karşı saldırıya geçti. İki taraf karşı karşıya gelince hareketlilik durdu.
Şimdi bir sessizlik hâkim ve gerilim yavaş yavaş azalıyor. Ancak bana göre asıl mesele devam ediyor: Kürtlerin bulunduğu bölgeleri güçsüzleştirme çabası. Görünür konumdaki yöneticilerin zayıf davranması da bu girişimleri cesaretlendiriyor.
0 Yorum