Theodoros Angelopoulos’un Leyleğin Geciken Adımı filmi, 1990’ların başında Balkan coğrafyasındaki göçmen kampları, kayıp politikacılar, yola çıkmış ama hiçbir yere varamayan insanlar… Bir gazeteci kayıp bir politikacının izini sürerken, kendini sınırlarda, mülteci kamplarında, derme çatma köylerde bulur. Filmdeki insanlar bir yere varamazlar; trenler hareket eder ama yolcuların yönü belli değildir, bekleyenler vardır ama kimin nereye gideceği muğlaktır. Filmde sınırların insana nasıl bir belirsizlik ve yalnızlık dayattığı anlatılır.
Tüm bunların hepsi aslında, adımını yere koyamayan bir leyleğin görüntüsünde simgeleşmişti. Aradan otuz yıl geçti. Bugün Ortadoğu’dan yükselen göç dalgaları, tıpkı Angelopoulos’un o uzun, ağır planları gibi, zamanı donduran bir belirsizliği önümüze getiriyor. Suriye iç savaşıyla başlayan büyük göç hareketi, Irak, Afganistan ve son olarak Gazze’deki krizlerle birleşerek Ege kıyılarını, Yunan adalarını ve Avrupa’nın sınırlarını kalıcı bir “bekleyiş mekânına” çevirdi. Leyleğin adımı hâlâ havada asılı. Ve göç Türkiye’de bir sonraki adıma, Avrupa’ya doğru uzanıyor.
Özellikle Almanya, Hollanda, Belçika ve Fransa’ya yönelen işçi göçleri, bugün Suriye ve Irak’tan gelen mülteci dalgalarıyla birleşiyor. Türkiye, bir yandan transit ülke olarak mültecileri barındırıyor, bir yandan kendi vatandaşlarının Avrupa hayallerini şekillendiriyor. Türkiye’den Avrupa’ya gitmek isteyenlerin bekleyişi, Angelopoulos’un metaforik leyleği kadar görünür ve sessiz bir hâlde sürüyor. Göç, bir yolculuk olmaktan çok, hiç bitmeyen bir bekleyişe dönüşüyor. Ve biz, her gün bu bekleyişin içinde yaşıyoruz. Leyleğin Geciken Adımı’nda karakterler sınırda sıkışıp kalır.
İnsanlar da kendi geleceklerini kuracak bir yere varamaz. Bugün de Ortadoğu’dan yola çıkan binlerce göçmen, ne geldikleri topraklara ait hissediyor ne de varmayı umdukları Avrupa’ya. Bu “arada kalmışlık”, filmin temel metaforunu günümüze taşıyor. Belki de Angelopoulos’un asıl öngörüsü, göçün bitmeyen bir mesele olduğunu hatırlatmasıydı. Bir yerden bir yere gitmekten çok, hiç varamamak üzerine bir sinemaydı onunki.
Bugün Ege’nin dalgalarında, kampların tel örgülerinde ya da Avrupa’nın kapılarında yankılanan sessizlik, Leyleğin Geciken Adımı’ndan bize kalan en sarsıcı miras gibi: Göç yalnızca yolculuk değil, aynı zamanda sonsuz bir bekleyiştir.
0 Yorum