Yemin etmenin tarihçesi
İnsanlığın soyut etik değerlerini oluşturmanın ilk ve en eski hâli yemin etmektir. Tarihî kaynaklara baktığımızda, hukuk öncesi dinî mahkemelerin ilk delilinin yemin etmek olduğunu görüyoruz. İnsanlık tarihi boyunca yemin etme kültürü, binlerce yıllık geçmişe sahip olup dinî, hukuki ve toplumsal geleneklerle şekillenmiştir.
Yemin, yalnızca bir söz verme biçimi değil; kişinin doğruluğunun, sadakatinin ve güvenilirliğinin göstergesi olarak görülmüştür. Yemin etme geleneği, eski çok tanrılı uygarlıklardan tek tanrılı dinlere uzanan uzun bir tarihî gelişimin ürünüdür. Başlangıçta tanrıların gazabından korkma düşüncesiyle desteklenen bu gelenek, zamanla hukuki güvence, toplumsal güven ve dinî sorumluluk kavramlarıyla birleşerek insanlık için en köklü kültürel uygulamalardan biri hâline gelmiştir. Günümüzde ise hem resmî hem de gündelik yaşamda etkisini sürdürmektedir.
İnsanlığın dil gelişiminin ortaya çıkmasıyla beraber belki de ilk yasa, yemin etme yasasıdır. Kabilelerde özellikle çalma eylemi, daha sonra haram olarak karşımıza çıkar. Yine insanlık henüz hiçbir kurumsal yapıya ve yazılı yasaya sahip olmadan, çirkini değil doğruyu, güzeli ve hakkı yerine getirmek için and içmeyi, yani diğer bir deyişle yemin etmeyi ortaya çıkarmıştır.
Mezopotamya
Mezopotamya'da Sümerler, Akadlar ve Babilliler döneminde, yaklaşık olarak MÖ 3. bin yıldan itibaren insanlar tanrılar adına yemin ediyordu. Mahkemelerde yemin delil olarak kullanılıyordu. Sümer yazıtlarında, bilinen en eski yazılı yemin kayıtları keşfedilmiştir. Antik Mısır'da ise Firavun ve tanrılar adına edilen bağlılık yeminleri bulunuyor.
Hitit İmparatorluğu'nda da benzer örnekleri görüyoruz. MÖ 2. binyılda yapılan antlaşmaların sonunda tanrılar şahit gösterilerek yemin ediliyor ve yemini bozanlara ilahi cezalar veriliyordu.
Eski Mezopotamya, Mısır ve Levant uygarlıklarında insanlar tanrıların adını anarak yemin ederdi. Bu toplumlarda yemini bozmanın sadece insanlara değil, tanrılara karşı da suç olduğuna inanılırdı. Örneğin kralların yaptığı antlaşmalar, tanrıların huzurunda edilen yeminlerle güvence altına alınırdı.
Daha sonra Yahudilikte de kayıtlarda görüyoruz ki Tanrı'nın adı üzerine gereksiz yere yemin edilmesi hoş karşılanmamış, ancak mahkeme gibi ciddi durumlarda yemin önemli bir delil niteliği taşımıştır.
Dolayısıyla yazılı belgeler açısından bilinen en eski yemin örnekleri Mezopotamya'da, özellikle Sümerlerde görülmüştür.
Güneş üzerine yemin
Bazı Kürt topluluklarında, özellikle Êzidî geleneğinde ve bazı sözlü halk kültürü örneklerinde güneşe atıf yapan yemin ve kutsallık ifadeleri belgelenmiştir. Bunun tüm Kürtlere ait ortak bir gelenek olduğu söylenemez.
Bazı etnografik derlemelerde "Bi rojê" (Güneş üzerine) gibi ifadeler geçse de bunun bütün Kürtler arasında yaygın bir yemin formülü olduğunu gösteren güçlü akademik kanıtlar sınırlıdır. Bu nedenle bu konuda kesin ve genelleyici ifadeler kullanmamak gerekir.
Orta Asya
Orta Asya ve Avrupa'da yemin kültürü de çok eskiye dayanır; ancak Ortadoğu'dan farklı olarak göçebe gelenekler, savaşçı kültürü ve yerel dinlerden etkilenmiştir. Orta Asya'da yemin geleneğinde, yazılı hukukun sınırlı olduğu dönemlerde kişinin sözü en önemli teminat sayılırdı. Hunlar ve Uygurlar döneminde insanlar; Gök Tanrı, Yer-Su ruhları, ataların ruhları, kılıç veya silah ve ateş üzerine yemin edebiliyordu.
Ortadoğu
Ortadoğu toplumlarında yemin, yazılı belgelerin yaygın olmadığı dönemlerde güven oluşturmanın en önemli yollarından biriydi. Ticaret, evlilik, kabileler arası anlaşmalar ve anlaşmazlıkların çözümünde yemin büyük rol oynardı. Kabile toplumlarında kişinin sözü, şerefiyle eşdeğer kabul edildiğinden, yemini bozmak ciddi bir itibar kaybına neden olabiliyordu.
Bugün de birçok Ortadoğu ülkesinde insanlar günlük konuşmada "Vallahi", "Billahi", "Tallahi" gibi ifadeleri sıkça kullanmaktadır. Bu ifadeler kimi zaman güçlü bir vurgu amacı taşırken, kimi zaman da gerçekten dinî anlam taşıyan bir yemin niteliğinde kullanılmaktadır. Kültürel kullanım sıklığı ülkeye, aileye ve bireyin dindarlık düzeyine göre değişebilir.
İslam'ın ortaya çıkışıyla birlikte yemin kültürü yeni bir çerçeve kazanmıştır. Muhammed döneminde Allah adına edilen yeminler geçerli kabul edilmiş, ancak gereksiz ve alışkanlık hâline getirilmiş yeminlerden kaçınılması öğütlenmiştir. Kur'an'da yeminlerle ilgili çeşitli ayetler bulunur; hem insanların yeminleri hem de Allah'ın bazı varlıklar üzerine ettiği yeminler dikkat çeker. İslam hukukunda kasıtlı olarak bozulan yeminler için "kefaret" adı verilen telafi uygulaması geliştirilmiştir.
Avrupa
Ortadoğu'dan sonra bu gelenek, Antik Yunan'a, Antik Roma'ya, Avrupa'nın Cermen ve Kelt toplumlarına farklı biçimlerde yayıldı ve gelişti. Hristiyanlıkta ise insanların doğruluklarını sürekli yemin ederek değil, dürüstlükleriyle göstermeleri gerektiği vurgulanmıştır. Buna rağmen tarih boyunca hukuki ve resmî yemin uygulamaları devam etmiştir.
Avrupa'da yemin kültürü, Antik Yunan ve Roma'dan başlayıp Orta Çağ boyunca gelişmiştir. Avrupa'da yemin etme geleneğinin kökeni, yazılı hukuktan da eskiye uzanır. Temelinde, sözün yalnızca insanlar önünde değil, tanrılar veya kutsal güçler önünde verilmesi fikri vardır.
Antik dönem
Hint-Avrupa göçleri öncesinde bile birçok toplumda söz verme ritüelleri bulunuyordu.
Antik Yunan'da insanlar tanrılar, özellikle Zeus adına yemin ederdi. Yemin bozmanın ilahi cezaya yol açacağına inanılırdı.
Antik Roma'da "sacramentum" adı verilen askerî ve hukuki yeminler devlet düzeninin önemli bir parçasıydı. Askerler devlete ve komutanlarına bağlılık yemini ederdi.
Cermen ve Kelt toplumları
Hristiyanlık öncesi Avrupa'da insanlar;
• Kılıç üzerine,
• Kutsal halkalar (ring),
• Tapınaklar veya kutsal ağaçlar önünde yemin ederdi.
Burada amaç, verilen sözün topluluk ve tanrılar tarafından bağlayıcı kabul edilmesiydi.
Orta Çağ'da Avrupa'nın büyük bölümünün Hristiyanlaşmasıyla yeminler yeni bir biçim kazandı. İncil üzerine el koyarak yemin etmek yaygınlaştı. Kiliseler, mahkemeler ve krallar, yemini hukuki delil olarak kullanmaya başladı. Yalan yere yemin etmek hem hukuki hem de dinî bir günah sayıldı.
Modern Avrupa
Günümüzde birçok Avrupa ülkesinde dinî yemin zorunlu değildir. Bunun yerine anayasa üzerine, devlete sadakat adına ya da tamamen dinsiz bir "şeref sözü" (affirmation) verilmesi mümkündür. Bu değişim, laik hukuk sistemlerinin gelişmesiyle ortaya çıkmıştır. Artık yeminin bağlayıcılığı ilahi cezadan çok hukuki yaptırımlara dayanır.
Özet
Özetle, Avrupa'daki yemin geleneği üç büyük aşamadan geçmiştir:
1. Pagan dönemde tanrılar adına edilen kutsal sözler,
2. Hristiyanlık döneminde İncil ve Tanrı adına edilen yeminler,
3. Modern dönemde anayasa ve hukuk önünde verilen seküler yeminler.
Tüm kıtalarda genel olarak yeminin temel işlevi benzerdir: güven oluşturmak, verilen sözün ciddiyetini göstermek ve toplumsal düzeni korumak. Farklılıklar ise daha çok hangi kutsal varlık veya sembolün şahit gösterildiği ve yeminin hangi dinî ya da hukuki çerçeve içinde anlam kazandığıyla ilgilidir.
Konuyla ilgili başvurabileceğiniz akademik kaynaklardan bazıları
1. Philip G. Kreyenbroek
• Yezidism: Its Background, Observances and Textual Tradition.
• Ayrıca Encyclopaedia Iranica'daki "Qawl" maddesi, Êzidî sözlü dinî geleneğinde güneşin sembolik önemini açıklar.
2. Khanna Omarkhali
• The Yezidi Religious Textual Tradition: From Oral to Written.
• Êzidî kutsal metinleri ve güneşin dinî sembolizmi üzerine en temel çalışmalardan biridir.
3. Christine Allison
4. Artur Rodziewicz
• Milete min Êzîd (2018).
• Êzidî inanç sistemini ve kutsal sembollerini ayrıntılı biçimde inceler.
0 Yorum