gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 4 dk okuma süresi

Mikrofonu Kürtçe Yutanlar!

Kürtçe stand-up sahnesinde herkes komik, ama kimse gülmüyor.


Mikrofonu Kürtçe Yutanlar!

Başta belki şunu söylemem lazım. Amaç kimsenin hevesini kırmak değil, güzel şeyler yapmak için gerekirse birbirimizin tavuğuna kııış’ta diyebilelim yani.  
Son zamanlarda Kürtçe stand-up’çılar o kadar çoğaldı ki, Her sayfa’da her kanal’da bir “komedyen” var. Kanal dediğim abartmayın youtube kanallarını diyorum lê / lo.  

Artık her ortamda mikrofonu eline alan “Ben de biraz stand-up yapayım” diyor. Sadece bununla yetinse iyi birde internet’te yayınlıyor bunun karşılığında sanatçı muamelesi görmek istiyor. Oldu abê başka isteğin? Dürüm mü olsun? Paket mi yapayım? 

Gençler yani “stand” tamam, “up” tamam ama “gülme” kısmı nerde?
Mikrofon var, spot ışığı var, karşıdan seni çeken birçok kameralar var tamam… Bir tek mizah yok.
Seyirci karşısında dakikalarca kendi hikâyesini anlatıyor ama ne komik bir anı, ne beklenmedik bir tepki...
Sadece yüksek sesle ciddi ciddi dertleşiyoruz gibi.


Bazen öyle oluyor ki insan “acaba ben bir mizah gösterisinde miyim, yoksa aile terapisine mi geldim?” diye düşünüyor.
Kürtçe stand-up’çılarımızın büyük kısmı dili güzel kullanıyor. Kürtçe’nin gelişmesi için bak bu olumlu.
Kelimeler düzgün, telaffuz yerinde, di’li geçmiş zaman şahane.
Ama mizah, o başka bir şey.


Gülmek için gramer yetmez dostum — mizah bilmek gerekir.
Bak şimdi, mizah öyle bir şey ki; hem toplumu tanıyacaksın hem kendine gülebileceksin.
Ama bizde herkes filozof gibi davranıyor.
Sahnede “ben size şimdi hayatın trajedisini anlatacağım” diye başlayanlar var.
Sanki seyirciye değil, kendi travması’na sesleniyorlar.


Yahu biraz rahat olun! Kahkaha atmak için manifestoya gerek yok!
Bazıları da mizahı “yüksek sanat” sanıyor.
Kahkaha attırmak onlara göre sanki ucuz bir şey.
Halbuki en pahalı şey o — insanlar yıllardır gülmeye hasret, sen hâlâ mikrofonla derin anlamlar peşindesin!
Ve tabii en büyük tuzak: “Kürtçe konuşuyorum, o yüzden komiğim.”


Hayır canım, dil seni kurtarmaz.
Kürtçe konuşmak otomatik kahkaha efekti vermiyor ki!
Eğer öyle olsaydı Eminê Erbanî ve Hozan Remzî’nin gittiği her düğün bir “Netflix special” olurdu.
Gerçek komedi gözlem ister, taklit ister.
Sen amcanın ses tonunu taklit edeceksin, Bir mele’nin osuruğunun yankılarını canlandıracaksın,  komşunun çay karıştırma ritmini bile mizaha çevireceksin.
Ama bizde herkes kendi sesine aşık olmuş.


Karşısındakileri değil, mikrofonu güldürmeye çalışıyor.
Birilerine haksızlık yapmamak adına hemen hemen herkesi izledim. Övgüyü hak eden, bu işin hakkını veren parmakla sayılacak tiyatro kökenli 1- 2 kişi var. Onları’da nedenleri ile birlikte ayrı bir yazımda öveceğim… Aslında 3. kişi de var ama onu nasıl yazacağımı bilemiyorum henüz. Yazarsam büyük ihtimalle kavga çıkar ve bende inkar ederim yazdığımı. 


Birde bu güldürememe işini profesyonelliğe döküp turne yapan bir grup bile var. Tiyatro yapmak için sahne, ön araştırma, kadro, bütçe, repertuar, aylarca ezber, prova, dekor, kostum, makyaj, ışık, afiş, bröşür, emek zahmetine gerek olmadan hadi ayaküstü birkaç kişi birkaç şaka yapalım da yolumuzu bulalım, derdiniz mi var anlamadım arkadaşlar? Bu mantık’la gittiğiniz heryer bize Kürtçe tiyatro seyircisi kaybettiriyor hala fark edemediyseniz kötü olan yine ben olayım.    

Kürtçe stand-up sahnesi büyüyor, evet.
Ama şu anki haliyle biraz “gülmeyi bekleyen cenaze töreni” gibi.
Sahne var, seyirci var, ama kimse nefes almıyor.
Belki de önce kendimize gülmeyi öğrenmemiz lazım.


Çünkü gerçekten komik olmak, dili iyi kullanmaktan çok daha zor bir şey:
İyi gözlem, doğru zamanlama, sağlam bir dil bilgisi ve biraz da utanmaz bir özgüven.
Yoksa her akşam aynı hikâyeyi anlatır, ertesi sabah da “seyirci anlamadı” dersin.


Halbuki seyirci çoktan anlamış:
Kürtçe güzel, mikrofon sağlam, ama şakalar… elektrikler kesilmiş gibi.
Belki bir gün gerçekten “gülünecek” bir şakalar duyarsak, işte o zaman diyeceğiz:
Heh, sonunda biri mikrofonu değil, bizi güldürdü!”


 

Sedat Barış
Kürtçe mizah dergisi Pîne'de çalıştı. Mezopotamya Kültür Merkezi'nde 3 yıllık tiyatro eğitimi sonrasında yardımcı yönetmen, yazar olarak görev aldı. Türk dizi, sinema filmleri sektöründe 2 yıl sanat asistanı olarak çalıştı. 2009 yılında Diyarbakır'a yerleşti. Ķürtçe tiyatro yapan gruplarda eğitmen, yönetmen, yazar olarak görev aldı ve Sinemada'da birçok dizi ve sinema filmleri setlerinde sanat yönetmenliği yaptı.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın