Film yapımcısı, müzisyen ve yazar Nedim Hazar Bora, 1973 Köln Ford grevini konu alan yeni müzikaliyle göçmen işçilerin unutulan tarihine ışık tutuyor. “Baha Targün bizim için sadece bir işçi lideri değil, aynı zamanda onurun ve dayanışmanın sembolü” diyor.
Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
Film yapımcısı, müzisyen ve yazarım. Ankara’da doğdum, Sidney’de büyüdüm ve 1980’den bu yana Almanya’da yaşıyorum. Meslek hayatıma Recklinghausen’da tiyatro oyuncusu olarak başladım. Daha sonra Köln’de bir rock grubunda müzisyenlik, radyoda sunuculuk yaptım. 90’lı yılların ortalarından itibaren film yapımcılığı ve senaryo yazarlığına yöneldim.
2003 yılında İstanbul’a gittim. Yaklaşık on yıl boyunca bir TV kanalında çalıştım; akşam kuşağı için, basında geniş yankı bulan, yüksek reytingler alan ve bir kısmı ödüllere layık görülen onlarca belgesel ürettim. 2013’te siyasi nedenlerle kanaldan atıldıktan sonra iki uzun metraj belgesel film yaptım. İlki İstanbul’da sinemada, New York, Güney Afrika, İtalya ve Almanya’da festivallerde gösterildi ve bir ödül aldı. İkincisi Almanya’da 12 sinemada vizyona girdi ama Türkiye’de gösterilemedi. 2018 yılından bu yana yeniden Almanya’da yaşamaktayım.
Bu müzikal fikri nasıl doğdu?
2021 yılında, Türkiye’den Almanya’ya göçün 60. yıldönümü vesilesiyle “Deutschlandlieder / Almanya Türküleri” başlığı altında geniş bir ekiple konserler düzenledik. Bu konserleri anlatan aynı adlı film İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. Repertuar, Almanya’da Türkiyelilerin ürettiği parçalardan oluşan bir “türküler geçidi” gibiydi. Yeni çalışmamızda bunun devamını getirmek, ama aynı zamanda derinleşmek istedik.
Ağırlıklı olarak müzisyenlerden oluşan bir ekibiz. Bu kez müzikal fikri ağır bastı. İlk projemizde Almanya’nın ilk aşığı Metin Türköz’den Kürt ozanı Ali Baran’a, Kartel ekibinden Erci E.’ye, günümüzde zirvede olan Eko Fresh’e kadar birçok sanatçı yer almıştı. Ancak sonuçta o proje bir “türküler geçidi”ydi.
Müzikal türü ise tiyatro oyununun bir türevidir, yani bir hikâye anlatılır. Biz de Almanya’da yaşayan insanların göç hikâyesine yoğunlaşmaya karar verdik. Ford grevi de bu anlatıda önemli bir mihenk taşı oldu.
1973 Ford grevi ve Baha Targün’ün hikâyesi sizin için neden önemliydi?
Ford grevi, bütün boyutlarıyla henüz anlatılmamış bir hikâye. Resmî Almanya tarihinde hâlâ yasadışı olarak anılıyor. Oysa bu grev, on bini aşkın işçinin eşit işe eşit ücret ve insanca çalışma koşulları için meşru bir başkaldırısıydı. Grev yenilgiyle sonuçlansa da, göçmen işçilerin yerli işçilerle aynı haklara sahip olmalarının önünü açtı.
Max Frisch’in “İşgücü çağırdık, insanlar geldi” sözü, bu grevden sonra gündeme geldi.
24 Ağustos 1973’te Ypsilon Halle’de çalışan işçiler, 500 civarında arkadaşlarının tatilden geç döndükleri için işten çıkarıldığını öğrenince bantı durduruyor. Ardından diğer hollerdeki işçileri de haberdar edip eyleme katıyorlar. Kendiliğinden başlayan grev, Pazartesi günü 13 kişilik bir grev komitesinin kurulmasıyla devam ediyor. Komitenin başına Almancası iyi, karizmatik bir işçi olan Baha Targün getiriliyor. Bu, hikâyenin sadece başlangıcı. Devamı uzun ama heyecan verici, hem ağlatıyor hem güldürüyor.
Bir milyon nüfuslu Köln’de, neredeyse her Türkiye kökenli ailenin Ford’da çalışmış bir mensubu vardır.
Bu müzikal, o tarihe bir “kültürel adalet” getiriyor mu?
1973’te birçok göçmen grevi yaşandı. Ford grevi bunlar arasında en büyüğüydü. İnsanlar “Yeter artık!” dedi. Bu grevler resmî, yasal değildi; sendikalara rağmen gerçekleşti ama bazıları başarılı oldu.
Sanatçılardan oluşan bir ekip olarak bu olayı anlatmak istememizin temelinde, bu ülkede kök salma çabası yatıyor. Göçmenlerin geçmişi genellikle cahil, silik, dil bilmez ama çalışkan bireyler olarak anlatıldı. Oysa öyle değildi. Arşivlere bakıldığında Almanya’nın 4–5 gün ciddi biçimde sarsıldığı görülüyor. Gazeteler “Misafir İşçiler İktidarı Ele mi Geçirecek?” manşetleri atıyor, Başbakan Brandt akşam haberlerinde eylemi sonlandırma çağrısı yapıyor.
Federal Kültür Müsteşarlığı’na bağlı Alman Demokrasi Tarihi Vakfı, 07.10.25 tarihinde Köln’deki Ford fabrikası kapısını “Demokrasi Mekanı” ilan etti. Basın toplantısında yaşlı grevcilere ve Ford IG Metall temsilcisine, kapıya yerleştirilmek üzere bir plaket devredildi. Böylece medya tarafından 50 yıldır kriminalize edilen Ford grevi, resmî olarak Almanya demokrasi tarihinin bir parçası ilan edildi. Bu da günümüzdeki ırkçı ortama anlamlı bir yanıt oldu.
Baha Targün, birçokları için hem işçi lideri hem de unutulmuş bir kahraman. Siz onu nasıl tanımlıyorsunuz?
Baha Targün, göçmen işçilerin unutulmuş kahramanıdır. Almanya’ya gelmeden önce 68 kuşağının devrimci ruhuyla yoğrulmuş bir İstanbulluydu. Almancayı iyi konuşan, karizmatik bir işçi lideriydi. Ford grevi sırasında yalnızca sözcü değil, aynı zamanda onurun ve dayanışmanın sembolüydü.
Yıllarca adı anılmadı ama müzikalimizle hikâyesi yeniden sahnede hayat buluyor. Bizim için Baha Targün, işçi sınıfının sesi ve göçmen mücadelesinin unutulmaz bir figürüdür.
O dönemin müzikleri, sloganları ve kültürel atmosferi müzikalde nasıl canlandırıldı?
Repertuar oldukça geniş. O dönemin rock müziğinden David Bowie ve Janis Joplin şarkılarının yanı sıra “Aldırma Gönül” ve “Han Sarhoş Hancı Sarhoş” gibi Türkçe eserler de yer alıyor. İtalyanca, Sırp-Hırvatça ve Almanca şarkılar da sahnede söyleniyor. Repertuarın önemli bir bölümü kendi bestelerimizden oluşuyor. Dans da var elbette: 1973’teki grev fotoğraflarından esinlenerek kaşık oyunu, Kafkas dansı, halay ve Türkçe bir tango sahneleniyor. Ne de olsa kahramanımız İstanbullu.
Müzikal festival linki:
sanat-ensemble.de
Müzikal YouTube linki:
https://youtu.be/XRW9ch2BouE?si=WCD9kMCGYFVk2Hlm
0 Yorum