gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 3 dk okuma süresi

Sonsuzluk

Sonsuzluk ve Bir Gün; yurtsuzluğu, sessizliği ve vedanın etiğini insanlığın ortak hafızasına dönüştürüyor.


Sonsuzluk

 

Bir Günün İçinde Sonsuzluk


Yunan kıyılarında, sisin ve rüzgarın içinde dolaşan yaşlı şair Alexandros, hayatının son gününde bir çocukla karşılaşır: kimliği olmayan bir göçmen çocuk. İsimsizliğiyle aslında herkesin ve hiç kimsenin adıdır. Alexandros’un ömrü tükenmektedir; kelimeler artık ona yetmemektedir. Çocuk konuşmaz, sadece bakar. İki sessizlik karşılaşır: biri ölümün eşiğinde, diğeri hayatın eşiğinde. Bu karşılaşmada, “bir gün” dediğimiz şeyin aslında sonsuzluğu taşıyabileceğini fark ederiz.

 



Yurtsuzluk ve İnsanlık

Çocuk sınırların ötesinden gelmiştir; ne bir evi, ne bir kimliği, ne de bir dili vardır. Ama Alexandros’un dünyasında bu yurtsuzluk bir eksiklik değil, bir hakikatin aynasıdır. Çünkü bütün insanlar, zamanı geldiğinde, kendi hayatlarının yabancısı haline gelir. Çocuğun kimliksizliği, insanın evrende duyduğu o büyük yalnızlığın sembolüdür. Göçmen çocuğun gözlerinde modern dünyanın unuttuğu bir şey parlar: merhamet. Kökeni, milleti, sınırı aşan saf bir insanlık hali.

 

 

Sonsuzluğu Bir Günde Aramak

Angelopoulos bu çocuk aracılığıyla politik bir gerçeği değil, varoluşsal bir ortaklığı anlatır. Film boyunca Alexandros geçmişine, kaybettiği eşine, kelimelerine ve ülkesine geri dönmeye çalışır. Ama hiçbirine ulaşamaz. Yalnızca çocuğun varlığında bir “şimdiki zaman” bulur. İşte o an, sonsuzluk kavramı somutlaşır. Sonsuzluk, uzak bir zamana değil, bir günün içine sığar. Çocuğun sessizliği, ölümün sessizliğiyle birleşir.



 

Zamanın Yavaş Ağırlığı

Çocuğun sessizliği bilinçli bir tercihtir. Sözcükler yerine bakışlar, sessizlikler ve jestler konuşur. Bu, Angelopoulos’un sinemasında “sözün tükendiği yerde insanın özü kalır” anlayışını yansıtır. Filmde zaman, kronolojik bir akıştan çok bir yük gibidir. Alexandros’un her adımı, geçmişle doludur; yürüdüğü her mekân hatıralarla ağırlaşır. Angelopoulos zamanı hızlandırmaz, aksine yavaşlatır; çünkü insanın hayatı da ancak durduğunda anlaşılır. Bu yavaşlık, modern dünyanın aceleciliğine karşı sessiz bir direniştir. Zaman burada tüketilen değil, taşınan bir şeydir. 



Vedanın Etiği Nasıl Veda Ederiz?

Ölümü dramatize etmez; onu bir son değil, bir yüzleşme olarak ele alır. Alexandros’un çocuğa duyduğu sorumluluk, aslında hayata duyduğu son etik bağlılıktır. Film, “nasıl yaşadık?” sorusundan çok, “nasıl veda ederiz?” sorusunu sorar. Bu veda, büyük sözlerle değil; küçük bir iyilik, kısa bir yolculuk ve paylaşılan bir sessizlikle anlam kazanır.

 

 

 

 

Şivan Barıştıran
Selçuk Üniversitesinde Radyo Televizyon ve Sinema okudu. Almanya Bremen üniversitesinde Dijital medya eğitimini sürdürmektedir.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın