Siverek’te bir duvar örüldü.
Ama bu duvar, kimseyi ayırmak için değil;
bir dili, bir kültürü, bir umudu yaşatmak için yükseldi.
Kurumun adı : ‘’Komeleya lêkolîn û pêşvebirina çand, huner û zimanê kurdiya Sewregê’’ (Siverek kürt dili kültür ve yaşatma derneği )
Ressam Ayşe birkaç arkadaşı öncülüğünde.
Elinde bu kez fırça değil; mala, çimento kovası, taş parçaları vardı…
Yanında eşi, çocuğu birkaç sanatla uğraşan dost, gençler, yaşlılar…
Başlarda küçük olan bu topluluk, sessiz ama inatçı bir emeğin içinde oldular.
O duvarda her taşın içinde bir hikâye saklı.
Bir taş, güneş batarken eve dönmek yerine orada kalmayı seçen bir komşunun sessiz vefasından.
Bir diğeri, çocuklarının geleceğini düşünerek taş taşıyan bir annenin yüreğinden.
Bir başka taş, dilin sesini geleceğe taşımak isteyen gençlerin nefesinden.
Her taş, bir örgü gibi yerini buldu;
Her el, bir ezgi gibi harca karıştı.
Bu insanlar bir harabeyi kazma, kürek, mala, harç
ve el arabasıyla ayağa kaldırdılar.
Ama aslında o binayı sadece bu araçlarla değil,
sanatın araçlarıyla da yeniden kurdular.
Ressam’nin fırçası bir mala gibi duvar ördü,
Sinemacının kamerası bir kazma gibi toprağa indi,
Stranbêj’in kavalı harca karışan bir nefes oldu,
Ritimcinin erbane’si tuğlalar arasında yankılandı.
Böylece her tuğla, bir ezginin, bir cümlenin, bir nefesin parçasına dönüştü.
Yani orada sadece taş taş üstüne konmadı;
dil, sanat ve umut da yeniden örüldü.
Siverek’te kültür sanat üretmek kolay değildir.
Toplumun alışkanlıkları, siyasetin gürültüsü, feodal gölgeler…
Ama bu insanlar, sessizliği duvara çevirdiler.
Kürtçe bir dil ve kültür merkezi kurdular.
Ellerinde ne varsa onunla ve halkın desteğiyle.
Ve bütün bunlar bir araya gelince,
bir bina değil, bir toplumsal belleğin mekânı yükseldi.
Ama yine de önce bir sessizlik vardı etrafta.
Siyaset, sanat çevreleri, kültür kurumları bu çabayı yeterince görmedi.
Ve o taşların ağırlığı kadar sessizlik de ağır oldu.
Belki önce yeterince fark edilmedi ama halk gördü.
Komşuların desteği, gençlerin ilgisi, çocukların gülüşü var o binanın içinde.
Birileri sessizce çay taşıyordu, birileri gölge ediyordu, biri bir kova su getiriyordu.
Ve bu küçük yardımlar, o binayı en sağlam temele oturttu:
dayanışmaya.
Yakında oradan çocukların sesleri, gençlerin govend adımları, bağlama ve keman sesleri yükselecek.
Belli ki birçok defa, bu pencerelerin ardından birçok Kürtçe şarkılar duyacağız.
Ve o zaman anlayacağız ki, Siverek’te örülen duvar sadece bir duvar değilmiş;
bir halkın kültürel hafızasının temeliymiş.
Kimi duvarlar ayırır, kimileri korur.
Ayşe ve arkadaşlarının ördüğü bu duvar, ayıran değil;
birleştiren, yaşatan, nefes veren bir duvar.
Belki de ülkede sanatın, kültürün, dilin en sahici savunuculuğu
bir kürsüde, bir bildiride değil;
bir mala, bir fırça, bir kaval, bir kamera ve bir gönül emeğiyle yapılandır.
Siverek’te yükselen duvar da bu evrensel çizginin bir parçası.
Çünkü nerede gönüllü eller bir araya gelip bir duvarı dil, müzik ve umutla örüyorsa, orada yurtseverlik hala kendini hatırlıyor.
0 Yorum