gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 3 dk okuma süresi

Yıldız Tar

Devletin LGBTİ+ politikasının sertleşmesi, medyanın sessizliğinden güç alıyor


Yıldız Tar

11. Yargı Paketi taslağında yer aldığı iddia edilen LGBTİ+ karşıtı maddelerin çıkarıldığı yönündeki haberler kamuoyunda “zafer” olarak yorumlansa da, Kaos GL Genel Yayın Yönetmeni Yıldız Tar bu gelişmeye temkinli yaklaşıyor. Tar’a göre bu durum kesin bir geri adım değil; iktidarın geçmişte sıkça başvurduğu bir “erteleme taktiği.”

 

11. Yargı Paketi’nde LGBTİ+ karşıtı maddelerin çıkarıldığı iddiasını nasıl değerlendiriyorsunuz?


AKP’nin geçmiş örneklerinden biliyoruz; taslaklardan çıkarıldığını söylediği maddeleri çoğu zaman komisyona gelirken yeniden ekledi. Bu nedenle “kesin olarak çıkarıldı” demek için erken. Eğer haber doğruysa bile, bu bir zafer değil, geçici bir ertelemedir. Tıpkı kürtaj tartışmalarında olduğu gibi, kamuoyu tepkisi azaldığında yeniden gündeme getirmek üzere bekletiyorlar.

 

Bu yasa girişimlerini nasıl bir politik çerçeve içinde görüyorsunuz?


Yıllardır yasaklarla, hedef göstermelerle, yürüyüşlere yönelik polis saldırılarıyla ve nefret cinayetlerindeki cezasızlıkla LGBTİ+’lara karşı bir özel savaş yürütülüyor.
Eğer bu yasa geçerse, LGBTİ+ olmanın kendisi suç haline gelecek. Trans bireyler için öngörülen 25 yaş sınırı gibi maddeler, doğrudan transların bedenlerine yönelik bir gasp anlamına gelir. Bu çok tehlikeli bir dönem olur.

 

Türkiye’de doğrudan LGBTİ+ yasası olmamasına rağmen fiili baskı sürüyor. Bu durumu nasıl açıklarsınız?


2015’ten bu yana LGBTİ+’lar kamuya açık hiçbir etkinliği özgürce yapamaz hale geldi. Nefret cinayetlerinde failler haksız tahrik indirimiyle korunuyor, hak savunucuları sürekli yargılanıyor. Yani yasa geçmeden bile fiiliyatta büyük bir baskı ortamı yaratılmış durumda.

 

Bu baskı sadece LGBTİ+’lara mı yönelik?


Hayır. Bu politikalar yalnızca LGBTİ+’ları değil, toplumun tamamını hedef alıyor. İktidar, LGBTİ+’lar üzerinde uyguladığı baskı yöntemlerini daha sonra toplumun geneline yayıyor. LGBTİ+ kimliklerini bir “tehdit” olarak işaretleyerek korku pedagojisi kuruyor ve siyasi meşruiyet krizini bu şekilde aşmaya çalışıyor.

 

LGBTİ+ hareketi bu sürece karşı nasıl bir strateji izlemeli?


LGBTİ+ hareketinin temel stratejisi, demokratik güçlerle dayanışma içinde olmak olmalı. Bu sadece LGBTİ+’ların değil, bütün toplumun meselesi. LGBTİ+’ların özgürleşmesi, toplumun tamamını özgürleştirme potansiyeli taşıyor. İktidarın “aile” merkezli politikaları kadınları köleleştiriyor, ekonomik krizin yükünü ailelerin sırtına yüklüyor. LGBTİ+ hareketi ise özgür bir toplum ve demokratik yaşam ihtimalini temsil ediyor.

 

Medyanın bu süreçteki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?


Türkiye’de medyanın yüzde doksanı iktidara yakın. Bu medyada LGBTİ+’lar yalnızca şiddet gördüklerinde haber konusu oluyor. Bu yaklaşımı değiştirmek gerekiyor. Devletin politikaları tam da bu sessizlikten güç alıyor. Gazeteciler olarak hakikati anlatmak, bu sessizliği kırmak ve toplumun demokratikleşmesi için daha fazla sorumluluk almak zorundayız.


 

Sema Özpolat
BanDor editörü. Daha önce farklı medya alanlarında art direktörlük, içerik yazarlığı, monitoring ve kurgu üzerine çalıştı. Görsel anlatı ve dijital habercilikle ilgileniyor.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın