gazete

bandor

yükleniyor
0 Yorum | 4 dk okuma süresi

Zaza İnadı

Bir dilin, bir melodinin inadına var olmak üzerine


Zaza İnadı

 

Zaza’ların en büyük mucizesi nedir, biliyor musunuz?
En tepelerden bile mikrofonsuz bağırıp seslerini duyurabilmeleri.
Birde o bağırışlarda hem aşk, hem isyan barındırmak.
İşte bu yüzden Zazaca müzik yalnızca müzik değildir; bir tür “inadın melodisidir.”


Yazıya giriş yaptık ama sanırım kelimelerimizi dikkatli seçmeliyiz yoksa o inat bize de çarpabilir. Hele ki Zazalar federasyonu 3 – 5 kişilik kalabalık bir grupla Dağkapı meydanında yazımız aleyhinde basın açıklaması yaparsa, BanDor’un kapısına kilit vurup, Lice sınırından kaçmak için fırsatımız bile olmayabilir. Anladınız siz.  
 

Birçok yörede dimilî dile de dimilkî deriz. Dersim’liler ‘’Biz kendimize kirmanc dilimize de kirmanckî diyoruz. 

 

Bu zaza – zazakî - zazaca kelimeleri nerden, nasıl geldi bilmiyoruz’’ diyorlar. Kim kendini nasıl tarif ediyorsa odur… Tartışmayı kurdî dil bilimcilerimize bırakıp konumuza dönüyoruz. 


Rençber Aziz bir köy divanında imiş. Eski tip kasetçalarla ses kaydediyorlarmış. Sevimli biri geliyor, elinde çayla merakla soruyor: 

‘’Kekê Ezîz, senin ses sanki tepenin oradan geliyor, benimki niye sanki ahırdan geliyor. Nasıl yapıyorsun bunu?’’
Aziz Rençber gülüyor:
 

‘’Birako, ben sesi yukarıdan almıyorum, topraktan alıyorum. Sende kafanı toprağa sok, seninde sesin düzelir!’’ der. Herkes güler. 
Aslında orada Aziz sadece şaka yapmıyor, bir kültür dersi veriyor:
Ses toprağı unutmayınca düzgün çıkar.
 

Bir zamanlar dükkanlarda “Rençber Aziz – Live in Bingol” diye yazan kasetler satılırmış.
Kimse tam “live in” nin ne olduğunu bilmezmiş ama ; o kasetten çıkan sesin sahibinin ‘Aykırı’ türküler söylediği için bir süre cezaevinde kaldıktan sonra sürgüne kaçmak zorunda kalan onlardan biri olduğunu herkes bilirmiş.    

Sonra geldi bir kuşak: 90 – 2000 ‘ler  
Metin - Kemal Kahraman, Mikail Aslan, Beser Şahin, Mehmet Atlı, Ahmet Aslan, Grup Munzur, Vengê Sodirê, Zelemele ve diğer değerliler…
Hepsi birer modern ozandılar.
 

Stüdyoda mikrofon karşısına geçince yasaklarla, baskılarla karşılaştılar. Bir yandan kablolarla, bir yandan da “dilin unutulma korkusuyla” uğraştılar.
O müzikler sadece kulağa değil, dile sahip çıkmanın kulağına söylendi.
 

Mikail Aslan bir röportajda “Zazaca şarkı söylemek başlı başına politik bir iştir” demişti.
Ama o politiklik hiç slogan gibi değildi; daha çok bir ağıtla kahkaha arasına sıkışan bir şiirdi.

Ve şimdi yeni bir dönem başladı.

 

Spotify listelerinde Eylül Nazlıer’in nazlı sesiyle, Berfin Işık’ın kalpten söyleyişi arasında yepyeni bir dalga yükseliyor.
Ama bu dalga öyle dijital bir akım değil; Dicle’nin suyunu, Bingöl’ün rüzgârını, Karacadağ’ın taşını, Dersim’in toprağını içinde taşıyan bir dalga.

 

Eylül Nazlıer sahneye çıktığında sesiyle birlikte bir meydan okuma duygusu yayılıyor.
Seyirci onunla birlikte sadece stran değil, bir kimlik söylüyor.
Etkinliklerde göğsünü gere gere dimilkî klamlar söylerken aslında diyor ki:
“Hey buradayız, hem moderniz hem dağ kokuluyuz.”
 

Berfin Işık ise biraz daha başka bir tondan geliyor.
Onun sesi, sabahın erken saatlerinde dağ köylerinden duyulan o ilk kadın sesine benziyor.
Mikrofonu eline alınca yüzündeki o hafif gülümsemeyle şunu gösteriyor:
“Zaza (kirmanckî) inadı bazen en tatlı şekilde direnebilir.”
Ne öfke var o sesinde, ne sitem; Ama güçlü bir toprak sevgisi var.

 

Ve belki de bu yüzden Kirmanckî - Dimilkî müziğin geleceği kadın seslerinde saklı.

 

70 - 80’ların tozlu kasetlerinden, bugünün dijital platformlarına uzanan bu uzun yolda, o “inat” hiç eksilmedi.
Artık ne yasaklar durdurabiliyor o sesi, ne algoritmalar.
 

Çünkü bu müzik trend değil; tendurist — yani içten, dürüst ve inatçı.
Hala ‘‘Ama anlamıyorum ’’ diyenlere şunu diyelim mi? 
Bazen anlamak için çeviri değil, kalp ayarı gerekir.
Ve biz o kalbi her dinleyişte yeniden kurarız. 
İnadına!


Tıpkı Rençber Aziz’in dediği gibi: “Topraktan bağlanınca ses kendiliğinden çıkar.” 
                                        
                                                                                          
 

Sedat Barış
Kürtçe mizah dergisi Pîne'de çalıştı. Mezopotamya Kültür Merkezi'nde 3 yıllık tiyatro eğitimi sonrasında yardımcı yönetmen, yazar olarak görev aldı. Türk dizi, sinema filmleri sektöründe 2 yıl sanat asistanı olarak çalıştı. 2009 yılında Diyarbakır'a yerleşti. Ķürtçe tiyatro yapan gruplarda eğitmen, yönetmen, yazar olarak görev aldı ve Sinemada'da birçok dizi ve sinema filmleri setlerinde sanat yönetmenliği yaptı.


Sitede yayımlanan yazılar ve içerikler, yazarların kişisel görüşlerini yansıtmaktadır; BanDor’un kurumsal bakış açısıyla aynı olmayabilir ve içeriklerin sorumluluğu yazarlara aittir, BanDor sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Bir Yorum Bırakın